Çağımızın ikonu: Enzo Ferrari

Enzo Ferrari, babasının tamirhanesini dev bir imparatorluğa dönüştürmüş, o imparatorluğun gösterişinin arkasına saklanmış, kendini kendinden bile gizlemiş bir adam. Her birini oğluna ithaf ettiği oyuncakların pistlerde tozu dumana katışını sessizce uzaktan izleyen bir baba. “Büyük acılar sessizdir” der bir İtalyan atasözü.

18 Ağustos 2017

Çağımızın ikonu: Enzo Ferrari

Soranlara gazeteci olmak istediğini söylüyordu ama geceleri başını yastığa koyduğunda kendini opera söylerken hayal ediyordu. Demiryolunda işçi olarak çalışan Alfredo Ferrari, küçük oğlunun bu hayalperest tavırlarından pek hazzetmese de, zehir gibi bir hafızası olmasından oldukça memnundu. Büyük oğlu Dino’nun baba mesleğini sürdürmeye hevesli olmasından keyif alsa da, ufaklığın tamir işleriyle yetinmeyeceğinin farkındaydı. Yine de kafası matematiğe bu kadar basan bir çocuğun gazeteci olmak istemesini bir türlü sindiremiyordu. Her konuda evde son sözü söylemesine rağmen, 10 yaşındaki oğlunun idealistliğine içten içe hayranlık duyuyordu. Belki de bu yüzden karşısına alıp konuşmak yerine, onu elinden tutup otomobil yarışına götürmeyi tercih etti. Oğlunun yarış alanındaki mühendislere özenmesini umut etmişti ama Enzo gözünü pilotlardan alamıyordu. Yarışın sonlarına doğru babasının kulağına eğildi ve büyüyünce ne olmak istediğine karar verdiğini fısıldadı. Babası gülümseyerek, iyi bir pilot olmanın yolunun mekanik okumaktan geçtiğini söyledi. O araçlardan birinin direksiyonunda olmak için ne gerekiyorsa yapmaya razıydı. Alfredo Ferrrari dolaylı olsa da amacına ulaşmıştı. Ama muhtemelen o sırada sadece oğlunun hayatını değil, otomobil endüstrisini tamamen değiştirdiğinin farkında değildi.

Enzo’nun yarış pilotu olma hayallerine ilk darbeyi 1. Dünya Savaşı vurdu. Babasının işlerine yardım eden abisi ambulans şoförü olarak orduya alınınca, onun yerini doldurmak ailenin küçüğüne düştü. Savaş ekonomik olarak aileyi çok zorluyordu. Ordudan gelen haberler de iyi değildi, salgın hastalıklar başlamıştı. Alfredo Ferrari ailesini korumak ve ordudaki oğlunu düşünmekten kendi sağlığını düşünmez olmuştu. Doktorlar akciğer hastası olduğunu fark ettiklerinde çok geç kalınmıştı. Enzo, babasını kaybettikten kısa bir süre sonra abisinin de orduda salgına yenik düştüğü haberini aldı. 18 yaşındaydı. Okuması için hiçbir fedakarlıktan kaçınılmayan, el üstünde tutulan zeki çocuğun hayatı bir anda altüst olmuştu. Oturdukları ev dışında hiçbir birikimleri yoktu. Ailenin kalan tek erkeği olduğu için orduya gitmek zorunlu değildi ama çaresizdi. Annesinin maddi yardım alabilmesi için kendi isteğiyle cephedeki yerini aldı. Kısa süre önce büyük oğlunu ve kocasını kaybetmiş olan Adalgisa Ferrari, küçük oğlunu savaşa göndermek zorunda kaldıktan iki sene sonra bir mektup aldı. Enzo Ferrari, tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa yakalanmıştı ve Bologna’da ümitsiz vakaların sevk edildiği bir hastanede ölüme terk edilmişti. Bu, herhangi biri için hikayenin sonu olurdu. Ama o herhangi biri değildi. Mektuptan birkaç ay sonra kapı çaldığında Adalgisa, oğlunun ölüm haberini vermeye gelen bir askeri beklerken karşısında bitap düşmüş oğlunu buldu.

Genç adam, Azrail’le pazarlığında, uzun bir ömre karşılık kendinden bir şeyler teklif etmiş olmalıydı. Gülmüyordu. Ağlamıyordu. Öfkelenmiyordu. Duygularından tamamen arınmış gibiydi. Çok ağır bir hastalık geçirmişti ve fiziksel olarak güçsüzdü. Ama hayatın sillesini yedikçe güçlenmişti. 20’li yaşlarının başındaydı. Yaşıtlarının aksine etrafında onu koruyup kollayacak kimsesi yoktu. Savaşın yaralarını saran bir ülkesi ve bakmakla yükümlü olduğu bir annesi vardı.

İtalyan otomotiv devi Fiat’ın teknik ekibine başvurdu. Savaştan dönen, ekonomik krizde can derdine düşmüş onca insan arasında şans bulamadı. Ama reddedilmek, hayallerinin peşinden koşmasını engellemedi. Varoluş nedeninin yarış pistlerinden geçtiğine olan inancını asla yitirmedi. Milano’da küçük bir otomobil üreticisinin teknik kadrosunda işe girdi. Zor da olsa annesini ikna etti, oturdukları evi satarak ikinci el bir Alfa Romeo aldı. Yerel yarışlara katılmaya başladı. Pistlerde büyük işlere imza atmıyordu belki ama güçlü iletişim yeteneğiyle sosyal çevresi çok hızlı genişliyordu. Savaşta kullanılan teknolojilerin yarış otomobillerine nasıl adapte edilebileceğiyle ilgili söyledikleri, Alfa Romeo mühendislerinin kulağına gitti. Teknik kadroda çalışması koşuluyla yedek pilot olarak bazı yarışlarda boy göstermesine müsaade edeceklerini söylediler.

 17-08/18/gettyimages-152210276.jpg

Bir yıldız doğuyor

Enzo istediğini elde etmiş, çocukluk hayaline kavuşmak için büyük bir adım atmıştı. Özellikle keskin virajlardaki gözü pek tutumu herkesin yüreğini ağzına getirse de, bir-iki sene içinde hayli tecrübe ve sağlam bir hayran kitlesi edindi. Ama elindekiyle yetinmeyi bilmeyen genç adam huzursuzdu. Mevcut otomobillerin hiçbirini beğenmiyor, yenilikleri yeterli görmüyordu. Çocukluk hayali onun tatmin etmiyordu. Dünyanın en hızlı yarış otomobillerini üretmeyi kafaya koymuştu. Ama bunun için şirket içindeki prestijini artırmanın bir yolunu bulmalıydı. Satış ekibine geçip özel müşterilerden sorumlu olmayı talep etti.

Güzel bir otomobili olan, şık takım elbiselerle gezen ve ülkenin en zengin adamlarıyla yemek yiyen bir işadamına dönüşmesi, sosyal çevresini ve birlikte olduğu kadın profilini de değiştirmişti. Annesi varlıklı bir ailenin kızıyla evlenerek çocuk sahibi olması yönünde ciddi baskı yapıyordu. Enzo annesinin evlilik konusundaki tavsiyesini dinledi. Bir iş seyahatinde tanıştığı Laura Garello’yla gizlice evlendi. Kimileri bu genç kadının soylu bir ailenin çocuğu olduğunu ama evlatlıktan reddedildiğini, kimileriyse hayat kadını olduğunu iddia etti. Adalgisa Ferrari, geçmişi hakkında tek bir kelime bile etmeyen ve oğlunu gizlice evlenmeye ikna eden Laura’yı hiç kabullenmedi. Oğlunun yanına taşınarak gelininin hayatını karartmaya karar verdi. İki kadın arasındaki kavga gürültü Enzo’yu ev hayatından uzaklaştırdı, işine daha da odaklanmasına ve sabahlara kadar çalışmaya başlamasına neden oldu.

Satış müdürü kimliğiyle kurduğu sağlam bağlantıları yarış pistlerinde kullanmasının vakti gelmişti. Sportif direktör olarak atanan Enzo Ferrari’nin, ilk iş olarak Fiat’ın dâhi mühendislerini Alfa Romeo’ya transfer etmesi şirket içindeki yerini sağlamlaştırırken, basının iş etiğini sorgulamasına neden oldu. Bu hamlesi, yıllar sonra, savaş sonrası yüzüne kapanan kapının intikamı olarak yorumlanacaktı. Öyle ya da böyle, yarış pistlerinde İtalya’nın en köklü otomobilleri, Enzo Ferrari liderliğinde üretilen modellerin tozunu yutuyordu. Ferrari soyadı pistlerde hatırı sayılır bir şöhrete ulaşmıştı. Alfa Romeo yönetimiyle masaya oturdu, kendi şirketini kurmaya hazırdı. İş planı cesurdu. Yarış pilotlarını ve teknik ekibini yetiştireceği bir oluşum kuracak, Alfa Romeo’nun araçlarını modifiye ederek Ferrari markasıyla yarışlara katılacaktı. Alfa Romeo yönetim kurulundaki eski çınarlar bu alışılmadık teklife sıcak bakmadılar, kendilerine rakip yaratmak istemiyorlardı. Ancak genç kuşak bu aklına koyduğunu yapan adamı karşısına almak yerine işbirliğine gitmeyi uygun gördü. Ezeli rakipleriyle anlaşmasını istemiyorlardı. Bağlayıcı maddelerin konulduğu sözleşmeye atılan imzalar Ferrari markasının doğuşunu ilan ediyordu.

 17-08/18/gettyimages-3279900.jpg

Yine savaş, yine kurban

Aile aynı yıl bir doğumu daha kutladı. Enzo Ferrari baba olmuştu. Zaman zaman deneme sürüşlerinde piste çıkarak mühendislerine geri bildirimler veren Enzo, oğlunun doğumunda sonra bir daha asla pilot koltuğuna oturmadı. Dino’nun doğumuyla birlikte ev ilk defa huzur bulduğu bir yer haline geldi. Kayınvalidesinin evden taşınması, kocasının evine bağlı bir eşe dönüşmesi Laura Ferrari’nin on senelik evliliğinde ilk defa yüzünün gülmesine neden olmuştu.

Ancak bu mutluluk fazla uzun sürmeyecekti. Dino, akranları gibi yürüyemiyor, koşamıyor, merdiven çıkamıyordu, yere düştüğünde ayağa kalkamıyordu. Doktorlar genetik bir hastalığı olduğunu, en iyi koşullarda 20’li yaşlarına kadar vücudundaki tüm kasların eriyeceğini söylediler. Kısacık ömrü boyunca her günü bir öncekinden daha zor geçecek, sürekli bakıma ve yakın ilgiye ihtiyacı olacaktı. Ülkenin en ünlü doktorlarından hastalığın tedavisinin olmadığını duymak, Enzo’nun umudunu kesmesi için yeterli değildi. Günün birinde hastalığın tedavisi bulunduğunda, oğlunun o tedavi alma şansına erişecek ilk çocuk olması için gerekli parayı hazırlaması gerektiğine inandırdı kendini. Ofisinin ışığının gece boyunca kapanmadığı günlere geri döndü. Ta ki 2. Dünya Savaşı başlayana kadar.

İtalya’nın savaşa girmesi, hızla popülerliğini artırmaya başlayan otomobil yarışlarının süresiz olarak yasaklanması anlamına geliyordu. Alfa Romeo, Ferrari’yle anlaşmasını bu mücbir sebeple feshetti. Ülke ekonomisinin hızla çöküşe geçtiği dönemde, Enzo’nun Ulusal Faşist Parti’yle işbirliği yapmayı kabul etmekten başka çaresi kalmamıştı. Yarış otomobili üretimini durdurdu, şirketini savaş malzemeleri üreten bir fabrikaya dönüştürdü. Basında çıkan ve ardı arkası kesilmeyen iddialara rağmen, o dönemde fabrikasında ne ürettiği devlet sırrı olarak kaldı. Ancak her ne üretiyorsa değerli olduğu kesindi. Öyle ki, bir gece yarısı partiden gelen ziyaretçileri, acilen fabrikasını daha güvenli bir yere taşımasını tembihlediğinde, iki gün içinde koca fabrika Modena’dan Maranello’ya nakledilmişti.

Dino, 13 yaşınaydı ve sağlık durumu giderek kötüleşiyordu. İnsanların birbirini öldürme derdinde olduğu bir zaman diliminde, kimsenin ölümcül hastalıklara tedavi bulmak gibi bir önceliği yoktu. Birincisi babasını ve abisini alan savaşın ikincisi oğluna göz dikmişti. Enzo Ferrari, onu neyin beklediğinin farkına varmaya başlamıştı. Bu, yüzleşebileceği bir gerçek değildi. Oğlunun bakımı ve rahat ettirilmesi için her türlü imkanı sunuyor, karısına destek olacak hemşire ve bakıcılar gece gündüz hazır bekliyordu ama kendisi ev hayatından uzaklaşmaya başlamıştı. Fabrikayı kimseye emanet edemeyeceğini öne sürerek hafta içi Maranello’da kalıyor, sadece hafta sonları Modena’ya, ailesinin yanına dönüyordu.

 17-08/18/gettyimages-152210316.jpg

İkinci bahar

Lina Lardi, böyle karmaşık bir dönemde girdi Enzo Ferrari’nin hayatına. Maranello’da yaşayan bu genç ve zarif hanımefendiye ilk görüşte âşık oldu. Lina, tanışmalarından çok kısa bir süre sonra hamile kaldı. Çocuğu doğurmak istediğini ama Enzo’nun ailesine olan düşkünlüğünü bildiği için ondan herhangi bir beklentisi olmadığını söyledi. Enzo Ferrari, onun bu asaleti karşısında daha da büyülendi. Lina’ya Dino’nun annesinden ömrünün sonuna kadar boşanmayacağını söyledi ama evlatları arasında hiçbir ayrım yapmayacağına yemin etti. Bu söz Lina için bir imzadan çok daha kıymetliydi.

Enzo, Lina için Maranello’daki fabrikasının yakınında bir ev satın aldı. Piero Ferrari bu evde dünyaya geldi. Enzo hafta içi Piero’nun neşe içinde büyümesine, hafta sonlarıysa Dino’nun gözü önünde eriyip gidişine tanıklık ediyordu. Dino vefat edene kadar, kimsenin ne bu ilişkiden, ne de Ferrari’nin bir vârisi daha olduğundan haberi oldu.

Dino Ferrrari, 30 Haziran 1956’da son nefesini verdi. 24 yaşındaydı. Babası, savaşın sona ermesinin ardından İtalyan mafyasından aldığı iddia edilen yüklü miktardaki borç sayesinde fabrikasını yeniden yarış otomobili üretir hale getirmiş ve dünyanın en hızlılarına imza atmaya başlamıştı. Yarış endüstrisi yeniden şekilleniyor, dünyanın dört yanından insanlar Enzo Ferrari’nin sınır tanımaz makinelerini görmek için çıldırıyordu. Enzo, üzerinde çalıştığı her modeli Dino’ya anlatmış, zar zor konuşan oğlunun heyecan içinde “hızlı, daha hızlı, en hızlı” demesi onu her seferinde daha da hırslandırmıştı. Ürettiği hiçbir modeli yeterince hızlı bulmuyor, kazanılan hiçbir yarıştan tatmin olmuyordu. Ancak bir yandan daha hızlı modeller üretmeye çalışmanın, diğer yandan bunları uluslararası yarışlarda sergilemenin bedeli ağırdı. 1940’ların sonlarına doğru eski iş arkadaşlarından birinin Amerika pazarında lüks yolcu otomobili üretmek için Ferrari’nin tasarımlarını ve isim hakkını kullanmasına izin verdi. Modellerin son hali onayına sunuluyor ve kabul etmediği hiçbir şey üretime geçmiyordu ama işin gerçeği, yarış pisti dışında kullanılan hiçbir otomobile ilgi duymuyordu. Tek derdi, o pazardan gelecek bütçeyle dünyanın en hızlı yarış otomobillerini yapmaya devam edebilmekti.

Hayatını hız kelimesinin tanımını yeniden yazmaya adamış olan bir adam, oğlunun yatağa mahkum edilişinin intikamını pistlerde aldı. Oğlu yaşındaki pilotları ölümle burun buruna getirdiğini bildiği için hayatı boyunca otomobillerinin olduğu hiçbir yarışa gitmedi. Hiçbir pilotuna yakın davranmadı, asla duygusal bağ kurmadı. Gazete manşetlerinde gencecik çocukları ölüme iten canavar olarak gösterildi. Çok sayıda pilotun ve pistten çıkan otomobilleri yüzünden ölen yüzlerce izleyicinin ailelerinin açtığı davalarda yargılandı.

Üretim departmanına harcadığı yüklü bütçeler nedeniyle 1967’de iflasın eşiğine geldiğinde, yolcu otomobillerinin haklarını ezeli rakibi Fiat’a sattı. Ne kadar zor günler yaşarsa yaşasın, oğluna verdiği sözü tutmaktan vazgeçmedi. Mühendisleriyle yaptığı her toplantıyı “hızlı, daha hızlı, en hızlı” diyerek bitirdi. Bu sayede otomobil sektörünün en prestijli markasını yarattı. Sadece ama sadece, oğlunun öldüğü yıl ürettiği modele, prestijli markasının sembolünü koymak yerine oğlunun adını yazdırdı. 32 yıl boyunca her sabah oğlunun mezarını ziyaret etti. Cenaze töreninde taktığı güneş gözlüklerini, son nefesine kadar hiç çıkarmadı ve bunu karizmatik görünmek için yaptığına inanmamızı istedi. Oysa dünyanın en güçlü adamı, en büyük zayıflığının gözlerinden okunmasından korkuyordu. 

17-08/18/gettyimages-140979966.jpg

BABASININ TAHTINDA

PIERO FERRARI

Dino’nun babasının hayatındaki yeri tartışmasız olsa da Enzo Ferrari, Lina Lardi’den olan oğlu Piero’yu da hiçbir zaman sevgisinden mahrum bırakmadı. Laura Ferrari’nin vefatının ardından annesiyle birlikte Ferrari malikanesine taşınan Piero, 20 yaşında evlendi ve babasının yanında çalışmaya başladı. Onun babasının işini devralmasını destekleyen isimlerin başında babaannesi Adalgisa geliyordu. 90 yaşına kadar her sabah şirkete uğrayarak çalışanlarla sohbet eden Adalgisa’ya duyulan hürmetin, torununun kurumsal olarak kabul görmesinde büyük etkisi olduğu söyleniyor. Babasının savaşçı yapısının aksine, uzlaşmacı bir karaktere sahip olan Piero, kısa sürede kendini kanıtladı. Enzo Ferrari torununu Antonella’yı kucağına aldığı gün, oğlunu genel müdürlük titriyle onurlandırdı. Ancak yaşlı adam böbrekleri iflas edip yataktan kalkamaz hale gelene kadar emekli olmayı reddetti. Rakamlar, istatistikler ve analizler konusunda tam bir fenomendi, son günlerinde bile etrafındaki genç işadamlarını sulu götürüp susuz getirdi. Piero Ferrari, babasının vefatı sonrası tahta oturan isim oldu. 

OKUDUNUZ MU?

Enzo Ferrari’yle ilgili çok sayıda kitap var ama bir sene içinde beyazperdede izleyeceğimiz filme, Amerikalı gazeteci Brock Yates’in 1991 tarihli Enzo Ferrari: The Man, The Cars, The Races isimli biyografi ilham vermiş. Kitabı okuyan iki ayrı senarist, The Italian Job filminden tanıdığımız Troy Kennedy ve David Rayfield, ortak bir senaryoya imza atmışlar. Onların hayli yüksek bütçeli bir Hollywood yapımı hazırladığı bu süreçte, senaristlerin metinleri ve yönetmenin kadrajıyla yetinmek yerine kendi hayal gücünüzün derinliklerinde kaybolabileceğiniz bu 465 sayfayı tavsiye ederim. Ferrari’nin hikayesinin sadece ışıltılı yanlarını değil karanlık yanlarını da ele alan yazarın, varsayımları ve çıkarımları çok ilgi çekici.

GEZDİNİZ Mİ?

Enzo Ferrari, ilk yarış otomobilini alabilmek için doğduğu evi sattı. Yıllar sonra paranın satın alabileceği her şeye sahip olduğu dönemde defalarca o evi geri almaya çalıştıysa da başaramadı. Oğlu Piero, babasına en azından yeni sahipleriyle bir yemek yiyerek, evde birkaç saat vakit geçirmeyi teklif ettiğinde “Benim olamayacak bir evi, içinde başkaları yaşarken görmeye tahammül edemem” cevabını aldı. Piero belki hiçbir zaman babasını çocukluk anılarına kavuşturamadı ama uzun yıllar süren uğraşların ardından devlet yetkililerini evi müzeye dönüştürmeye ikna edebildi. Yapımı beş yıl süren ve 43 milyon liraya mal olan Museo Casa Enzo Ferrari, 5 bin 500 metrekarelik bir alana yayılıyor ve sadece Enzo’nun doğduğu evi değil, sarı alüminyum çatısıyla bir Ferrari kaputu gibi tasarlanmış 3 bin metrekarelik yeni bir binayı da içeriyor. Evin bitişiğinde Enzo’nun İtalyan demiryolunda tamirci olarak çalışmış olan babasının atölyesi var. Müzede sadece otomobiller değil, aileye ait kişisel eşyalar, belgeler ve fotoğraflar da sergileniyor. Olur da yolunuz oralara düşerse, görmeden dönmeyin.