#PazarOkuması - Federer Bey Diyeceksiniz

İnsanları sevdikleri mevsimlere, şairlere, şarkılara, romanlara ve burçlarına göre tanzim edebilirsiniz. Ülkeleri, dünyanın gel-gitlerini, aslında her şeyin ve her yerin, her zaman bu kadar tozlu ve karanlık olmasının ispatını da arşivlere bırakırsınız; onlar tanzim eder. Arşivlerin tozu bahar alerjisi gibi hem hafif sersemletir hem insanın isyanlarına şöyle bir çeki düzen verir. Geleceği çok merak edenler, zihinlerinin kepenklerini açmadan önce geçmişte dolaşsalar iyi ederler. Arşivler yaşam tahayyülüne dair saptamalar yapmamıza yardımcı olur.

16 Temmuz 2017

#PazarOkuması - Federer Bey Diyeceksiniz

Arşivler 1981 yılının, 8 Ağustos tarihine şu notları düşer: John Lennon’ın katili Don Chapman 20 yıl hapis cezasına çarptırılır, IBM o gün ilk kişisel bilgisayarı dünyaya tanıtır. Türk gazeteleri İstanbul’u istila eden 100 dilencinin kent dışına sürülüp, memleketlerine gönderildiğini yazar. Aynı haftanın Time dergisi, kapağını Prens Charles ve Lady Diana’ya ayırır; büyük düğüne günler kalmıştır. Her gün gökyüzüne bakıp da gördüklerini defterine not edenlerin sadece hava durumu analistleri olduğunu sananlar yanılır. Ay’ın Güneş’e yaptığı açıyı, Merkür’ün bitmez tükenmez ileri-geri triplerini, gezegenlikten atılıp atılıp geri gelen ve bir Adriano Celentano parçası kadar kıymetli Plüton gezegeni ile yıldızları asıl astrologlar kaydeder. 8 Ağustos bize Edip Cansever’i, onlara Emiliano Zapata, Isabel Allende ve Dustin Hoffman’ı verir, yanlarına da zamanın iki büyük tenis şampiyonu Helen Jacobs ve Matts Wielander’ı katar. Nüfus memurları ‘Roger’ diye yazar, annesi babası ‘Roçi’ (Rotschi) der, milyonlarca insan ona ‘Ekselansları’nı layık görür; 8 Ağustos’ta doğan şöhretler listesine terini sildiği havlularını bir kenara bırakarak eklenir.

 17-07/14/0417-gq-ferf05-01.jpg

Toprak korta çıktığında dokuz yaşındadır. Annesi elinden tutup şehir kulübüne götürür, hocalarına teslim eder. İsviçre’de yoktur böyle laflar: “Hocam eti senin, kemiği benim!” Federer’i ‘Federer’ yapan, etini-kemiğini şekillendiren hocası Peter Carter’dır. Gencecik bir raket, fırlattığı toplar hep filenin üstünden geçecek, şans hep yanında olacak sanar, değil mi? O vakitler Federer kazanmayı çok iyi bilmediği gibi kaybetmeyi de bilmeyen, hırs küpü, kaybettiği zaman masaların altına saklanıp hüngür hüngür ağlayan bir gençtir. 17 yaşında babası, oğlu Rotschi’yi karşısına alır ve şöyle konuşur: “Tenis kariyerin boyunca seni finanse edeceğimizi, 30’lu yaşlarında dünya sıralamasında 300. sıralarda rahatça duracağını düşünüyorsan yanılıyorsun. Bir an evvel yolunu çiz!” Karşımızdaki, gerçekleştiremediği tüm hayallerini çocuğu üzerinden kurmak isteyen bir baba değildir. Sadece aşırı gerçekçidir; Rotschi’nin sınırları bilmesinde fayda var diye düşünür. Federer de o günleri anarken, “Tenisçi olmasaydım büyük ihtimalle Basel’de yaşayan, sıradan bir insan olacaktım” der. Federer bir günde tenisçi olmamıştır, bir günde bugünlere gelmediği gibi, bir günde de bitmeyecektir.

 17-07/14/0417-gq-ferf01-01.jpg

Daha fazlası #GQYAZ2017 sayısında.