Dergi Konuları

Aura’nın Kibri

Eko, narsizm, Oedipus ve Elektra kompleksleri; pek çok kavram gibi “aura”nın kökeni de klasik mitolojiye, tanrıların, yarı tanrıların, ölümlülerin, kahramanların yer aldığı hikayelere uzanıyor.

aura

Hem Yunan hem Roma metinlerinde hikayesine rastladığımız Aura, yumuşak rüzgarlar ve meltemler tanrıçası. Vazolarda rüzgarın bedeninin içinden geçtiği hissi yaratılacak şekilde, uçuşan kıyafetleriyle resmedilmiş hep. Atletik bedeni, avlanma becerileri ve bekareti ile gurur duyduğu söyleniyor. Gurur zamanla en büyük günahlardan biri kabul edilen hubris’e, yani kibre dönüşüyor. Böyle bir kibir anında kendi bedenini, tanrılar hiyerarşisinde kendisinden çok daha üstte bulunan, avcılık, ay ve iffet tanrıçası Artemis’inki ile karşılaştırıyor. Onun bedeninin gerçek bir bakireye yakışmayacak kadar kadınsı olduğunu söylüyor. Bunu duyan Artemis deliye dönüyor ve en büyük gurur kaynağı bekareti olan Aura’ya tecavüz etmesi için tanrı Dionysos’u görevlendiriyor. Aura tecavüz sonucu hamile kalıyor. Maruz kaldığı cinsel şiddetin intikamını bu iki tanrıdan alması mümkün olmadığı için önüne çıkan erkekleri katletmeye başlıyor. Bununla da kalmayıp, Dionysos’tan olan ikiz çocuklarından birini de efsane bu ya, yutuyor. Diğerini ise Artemis son anda elinden kurtarıyor. Aura’nın oğlunu öldürmesine çok öfkelenen Zeus onu aura’ya, yani melteme dönüştürerek cezalandırıyor.

Bu sayımıza ilham veren aura kavramının mitolojik temellerine bakınca sizin de ilk dikkatinizi çeken normalize edilmiş şiddet davranışları oldu büyük ihtimalle. Aura’nın cinsel şiddetle cezalandırılan “suçu” kibir; kendini Artemis’ten üstün görmesi.

Oysa, ona şiddet uygulayan Dionysos ve uygulatan Artemis için suç kavramı geçerli değil. Onlar ölümlülerden ve Aura gibi, “ikinci sınıf” tanrılardan tamamen farklı etik kodlara, standartlara tabiler.

SINIRSIZ GÜÇ, ZAYIF ETİK

Resim sanatına büyük ilham kaynağı olan hikayelere bakalım: Zeus Leda’yı kuğu, Avrupa kıtasının adını aldığı Europa’yı da beyaz bir boğa kılığına girerek baştan çıkarır ve kendisi ile birlikte olmaya zorlar. Hades Persephone’ye, Poseidon Medusa’ya tecavüz eder. Ne Zeus, ne Hades ne Poseidon yargılanır, cezalandırılır. Onların davranışlarını doğru ya da yanlış olarak değerlendirebilme, onları cezalandırabilme yetkisine, gücüne sahip olan hiçbir merci yoktur çünkü.

Antik Yunan’da tanrıların gücü sınırsızdır ve bu gücü istedikleri gibi kötüye kullanabilirler. Birlikte olmak ya da cezalandırmak istedikleri kadınlara cinsel şiddet uygulayabilirler, onları sonsuza dek yer altında yaşamaya mahkum edebilir ya da reddedildiklerinde lanetleyebilirler.

Apollon ve Kassandra’nın hikayesini hatırlayalım: Apollon güzelliği dillere destan Truva prensesi Kassandra’ya aşık olur ve aşkının ifadesi olarak ona “geleceği görebilme” yeteneğini hediye eder. Ancak Kassandra kendisi ile birlikte olmayı reddedince çok öfkelenir. Hediyesini geri almak yerine onu lanete dönüştürür: Sevdiği kadın geleceği görmeye devam edecektir ama söylediklerine kimse inanmayacaktır. Kassandra Akha’lıların tahta atın içinde şehri Truva’ya gireceğini de görür ve dehşetle herkesi uyarır ama kimseyi ikna edemez. Çaresizce şehrinin istila edilişini, yakılışını izlemek zorunda kalır.

Günümüzün değerleri ile baktığımızda tüm bu hikayelerin içinde çok sayıda “yanlış” , “hak ihlali” ve “suç” görebiliriz ancak bu anakronistik bir yaklaşım olur. Bu efsaneler dönemin geleneklerini, yazılı olan ve olmayan kurallarını, etik kodlarını, doğrularını, beklentilerini yansıtıyor, onlar için meşru zemin oluşturuyordu aslında. Tanrıların mutlak otoritesine, isteklerine boyun eğilmesi gerektiği bu kurallardan biriydi. Kadın cinselliğinin toplum düzenine tehdit oluşturduğu ve erkekler tarafından dizginlenmesi de gereklilik olarak görülüyordu. Aşağılamak, küçük düşürmek ve cezalandırmak, kabul gören en yaygın tahakküm biçimleriydi. Özellikle tanrılar ve ölümlüler arasındaki ilişkiler söz konusu olduğunda fiziksel ve cinsel şiddetin kullanılması da oldukça normaldi. Aura’nın, Kassandra’nın, Leda’nın hikayeleri anlatıldıkça, kulaktan kulağa yayıldıkça da bu “doğrular”, “normlar” yaygınlaşıyor, meşrulaşıyor, içselleşiyordu. Tıpkı bugün yazılan senaryoların, şarkı sözlerinin büyük çoğunluğunun ataerkil ve heteronormatif değerleri, cinsiyetçilik, türcülük gibi ideolojileri yeniden ürettiği, normalize ettiği, onlar için meşru zemin yarattığı gibi.

İZLE
Kaan Yıldırım Yaz 2022'de Yolda
İlgili Başlıklar
Daha Fazlası