Takım Oyunu Şahane Bir Şey ve Ufuk Sarıca, Büyük Oyuncu

Bilin bakalım kim diyor: “Oyuncu kişisel olarak gelişirse, takım yükselir. Takım iyi olursa sen büyük oyuncu olursun diye bir şey yok.”

24 Haziran 2017

Takım Oyunu Şahane Bir Şey ve Ufuk Sarıca, Büyük Oyuncu

Çekime az biraz geç kalmışım. Maslak'taki P Blok'tan içeri dalınca, çekimin ardından monitördeki fotoğraflara göz atan Beşiktaş Sompo Japan Baş Antrenörü ve Türkiye A Milli Erkek Basketbol Takımı Baş Antrenörü Ufuk Sarıca'yı görüyorum. Titr buradan Mars'ı turlar gelir ama kafamdaki tribün canavarı “A-ha Ufuk!” diye höykürüyor. Aklımdan geçen nida, ağzımdan da çıkmamıştır diye umuyorum. Çıkmamış, şükür.

Affola; Ufuk Sarıca'yı görünce bünyenin bir haykırası tutabiliyor. Akranız; çok evvelden beridir oyunculuk kariyerini hayranlıkla takip etmişliğim bir yana, fena hâlde KafKaf'lıyım. (Karşıyaka'da Ufuk Sarıca'nın isminin verildiği bir park var! Bu konuya, kaçınılmaz olarak, bilahare döneceğiz.)

Ufuk Sarıca, 13 Haziran 1972 doğumlu bir Nişantaşı çocuğu. Çocukluğuna dair hatıraları hep Maçka civarına dair: İkiz kız kardeşi Özlem’le Nişantaşı'ndan çıkıp Maçka'ya kadar dolandıklarında tüm esnafın ilgisine mazhar oldukları, sevgi gördükleri bir resim... O zamanın İstanbul'u şimdiki gibi değil elbet; o zamanın Nişantaşı'sı bildiğin mahalle...

Şu an Swissotel'in bulunduğu yer, o zamanlar Çakıl Gazinosu. Civarda basketbol sahaları var. Ufuk Sarıca'nın, annesi Nursan Hanım gibi emekli bir bankacı olan babası Aydın Bey, basketbol meftunu. Oğlanı alıp sabahın köründe oralara “topa götürüyor”. Yine o zamanlar, çocukların sokaklarda oyun oynayabildiği zamanlar. Ufuk Sarıca ilkokulu Maçka İlkokulu'nda okuyor. Okula gidiliyor; misketti, futboldu, basketboldu, sokakta oyun filan oynanıyor ve eve giriliyor; Ufuk Sarıca, pota kılınmış kapı aralıkları ve turtop edilmiş çoraplarla basket oynamaya devam ediyor: “Aslında herkes bilmez ama basketbola 10 yaşında, çok kısa bir süreliğine Eczacıbaşı'nın -yaz dönemi- spor okulunda başladım. Kumburgaz, şimdi şehrin içinde ama o zaman sayfiye yeriydi. Yazlığımız vardı, orada da basket oynardım çok; oradan gider gelirdim. Sonrası 11 yaşımda Efes Pilsen'le ve Milli Takım'la beraber geldi. Hastalıktı bende. Hiç durmadan antrenmana git, eve gel, evde oyna, sokağa çık, sokakta oyna... Hayatımı buradan kazanıyorum ama sevgiyle, arzuyla, hazla ilgili bir şey daha çok; basketbol, hayat şeklim oldu hep benim.”

 

YAZININ TAMAMI #GQYAZ2017 SAYISINDA.