Freelancer'ın yırtma rehberi

Normal şartlar altında serbest çalışmak harika görünüyor olabilir ama acaba Türkiye şartlarında karşımıza nasıl tablo çıkıyor?

19 Eylül 2012

Freelancer'ın yırtma rehberi

Bir zamanlar tüm yerli dizilerde en az bir “serbest meslek sahibi” karakter vardı. Mesela, Bizimkiler zamanında meşhur Katil vardı ama onun durumu iyiydi. Sonra Ferhan Şensoy, Boşgezen ve Kalfası ile durumu iyice uçlara taşıdı. 2000’lere geldiğimizde Gurbetçiler’de Kemal Kuruçay ve En Son Babalar Duyar’da Levent Ülgen hiçbir şey yapmamalarının kılıfını “serbest meslek erbabı” olmak hasebiyle uydurmuşlardı. O zamanlar tüm işsizler ve haytalar kendilerine ne iş yaptıkları sorulduğunda hiç tereddütsüz “serbest meslek” yanıtını yapıştırıyordu.

Sonra zaman geçti, internet iyice hayatımızın içine girdi ve “yaratıcı” işlerde çalışan yeni nesil ofislerden sıkılmaya, otoriteden bezmeye ve mesai saatlerini yaratıcılıklarına bir engel olarak görmeye başladılar. Böylece, ofislerden ev-ofislere doğru bir kavimler göçü başladı. Ofislerden ayrılanlar, haliyle emeklilik hayallerini de geride bırakmış oldular.

Tabii, bunda Amerika’dan esen farklılaştırıcı hipster rüzgarlarının da etkisi yok değil. Çünkü hipsterlığın birinci kuralı hiçbir şeyden memnun olmamaktır. Unutmayın ki bir hipster asla alışılmış bir işte çalışmaz. Çalışıyorsa da çaktırmaz.

Doksanlara damgasını vurmuş olan serbest meslek kavramı, Hipster Baharı’nın gelmesiyle mutasyona uğrayarak freelance’e dönüştü. Ama freelance’i serbest meslekten farklı kılan bazı temel etkenler var:

- Freelancer işsiz değildir, onun için iş çoktur. Ama o, istediği işi yapar.Serbest meslek sahibi işsiz değildir, onun için iş imkanı çoktur. Ama o, kendisine uygun iş beğenemez.

- Freelancer yaratıcıdır, özgürlüğe ve "speys"e ihtiyacı vardır. Serbest meslek yapıcıdır, sermayeye ve fırsatlara ihtiyacı vardır.

- Freelancer "chai latte" içer, "coffee shop"ta "dedlayn"ına yetişmeye çalışır. Serbest meslek çay, kahve içer, kahvehanede iş bekler.

- Boş vakitlerinde freelancer Angry Birds oynar, serbest meslek tavla veya okey oynar.

Ciddi olmak gerekirse, freelancer’ları farklılaştıran en temel unsur, onların elinden gerçekten bir iş geliyor olması ve gerçekten biraz para kazanıyor olmaları. Yani, hiçbir freelancer eğer zaruri ihtiyaçlarını giderecek kadar (iPhone’unun taksidini ödemek, üç ayda bir yeni Wayfarer almak ve her gün en az iki Grande Chai Latte içmek ve mutlaka organik beslenmek...) para kazanmasa bu işe devam etmez. Hemen gider, çok eleştirdiği o çok uluslu büyük şirketlerden birinin kendisine uygun olan departmanında masasının başına geçer ve Facebook’ta durum güncellemesi yapmaya kaldığı yerden devam eder: Ofis çok sıkıcı yaeğ!



Freelance kavramının beşiği olan A.B.D.’ye baktığımızda, 2005 yılında bile 10.3 milyondan fazla kişinin (o yılki Amerika işgücünün %7,4’ü) bu şekilde çalıştığını görüyoruz. Yıllar içinde bu rakamın arttığını göz önünde bulundurursak freelance’in şimdiki zamanın çalışma biçimi olduğunu ve çalışanların halinden memnun olduğunu düşünebiliriz.

Hal böyle olunca, biz de Amerika’dan öğrendiğimiz bu yeni çalışma modelini, yeni pantolon ve ayakkabı modelleriyle beraber kabul ediyor ve hayata geçiriyoruz. Doğal olarak, freelance çalışmanın insanları bu kadar cezbetmesinin belli nedenleri var:

- Kendisine daha fazla zaman ayırabilir.

- Seyahat edebilir, işini istediği yerden yapabilir.

- Yaptığı işin çerçevesini ve şartlarını kendisi belirleyebildiği için daha çok kazanarak daha kaliteli işler çıkarabilir.

- Uzman olduğu alanda daha fazla iş yaparak etkinlik alanını genişletebilir ve kişisel olarak markalaşarak şirketleşebilir. Patron olabilir.

- Ofis ile yatak arasında 5 metre mesafe olabilir.

- Kılık kıyafet serbestliği son noktasındadır. İşe çıplak gitmek serbest.

- Öğle yemeği masrafları azalabilir. Sefer tasına bile gerek yok.

Normal şartlar altında freelance çalışmak harika bir şey gibi görünüyor olabilir ama bu kavramı Türkiye şartlarına uyarladığımızda karşımıza nasıl bir freelance çalışma ve freelancer çıkıyor? Şöyle bir düşünelim:

Freelancer bir işi almak için on takla atar: Rakipler firma olduğu için onlardan daha az ücret vermesi beklenir. Çoğu zaman bu ücret talebinin sıfıra yakın ($~0) veya sıfıra denk ($≡0) olmasını isterler. Aynası iştir kişinin, kaç saat çalıştığına bakılmaz: Freelancer’ın bir işi yapmak için kaç saat emek harcadığı önemli değildir. Önemli olan o işin raicidir. Freelance çalışan tek, siz hepiniz: Freelancer çay, kahve servisinden ofisboyluğa, müşteri temsilciliğinden muhasebeciliğe kadar her şeyi tek başına yapmak zorunda kalabilir. Bu da freelancer’ın kendine kalacağını umduğu boş vaktin bir hayal olmasına neden olur. Bir ay bütün müşterilerin sözleşmişçesine aynı anda bir şeyler istediği ve sonraki ay kimsenin hiçbir şey istemediği bir çalışma evreni oluşabilir. Bir ay boyunca bir saat uyuyarak çalışıp diğer ay boş boş duvarlara bakarak psikoloji sözlüğünden kendisine psikotik durumlardan durum beğenecek bol vakti olur. Evde yalnız oturmaktan bir süre sonra toplumsal iletişim yetilerini kaybetmeye başlar: Bakkaldan ekmek almak isterken eczanede gözüne pansuman yapılırken kendine gelebilir. Freelance çalışarak hayallerini gerçekleştirmek için zaman ayıracağım: Sonra işten ve bilgisayarından başını kaldırmaya vakti kalmaz—hayallerini düşünecek kadar vakti bile olmaz.

Freelance çalışmanın en önemli unsurlarından bir tanesi de yırtmaya inanmaktır. Yırtmaya inanmak, daha önce emeklilik konusunda da belirttiğim gibi, yeni neslin en önemli varoluş durumlarından birisidir. Yırtmaya inanmak, bir gün gelip de freelance olarak yaptıkları şeyin çok değer kazanacağına ve istedikleri müşterileri ve projeleri seçip sadece kendi istedikleri -az sayıdaki- işleri yaparak çok para kazanarak mutluluk ve refah içinde yaşayacaklarına dair olan inançtır.

Freelance çalışmak, yırtmaya inanmaktır. Ama aslında yırtılacak şeyin kendi ümitleri olduğunu bilmeyen çok kişi var. Gerçekten yırtan -Lady Gaga dahil- çok az insan var.

Ama biz yine de inancımızı yitirmeyelim: Her Pazartesi öğleden sonrası Wayfarer’larımızı takalım, Chai Latte'lerimizi alıp kahve butiklerindeki (coffee shop is the new office) laptoplarımızın başındaki yerimizi alalım. Belli mi olur, belki bugün çok önemli bir e-posta alırız...


Serdar Paktin