Kadınlar Ne İster?

"Kadınlar sekse daha yatkın..." İddialı cümle. Üstelik bilim insanlarından onaylı. Cinsellik hakkındaki bilgilerinizi tümden gözden geçirin. Çünkü tümü değişecek.

01 Ocak 2016

Kadınlar Ne İster?

Ben kadın ruhundan anlarım, diyen ilk arkadaşınıza Freud’un şu sözlerini bir hatırlatın: “Hiç cevaplanamamış, kadın ruhu üzerinde 30 yılı aşkın çalışma yapsam da benim de bir cevap bulamadığım o müthiş soru halen duruyor: Bir kadın ne ister?”

Yeni gittiğiniz şehirde pano üzerindeki o koca haritalarda işaretlidir ya: Şu an bu noktadasınız... Freud’un bile yamulduğu o mühim noktada. Bir bulunduğunuz yeri biliyorsunuz yani, gerisi sır. Neyse, enseyi karartmayalım; Freud kadın bahsinden çaktı diye bilim durmuş değil. Ağır aksak da olsa ilerliyor, ilerlerken kadın ruhundan da azıcık anlamaya başlıyor.

Şimdi durum şu: Cinselliğe dair araştırmalarıyla tanınan gazeteci Daniel Bergner, 2009’da New York Times Magazine’de yayınlandığında epey gürültü kopartan “Kadınlar Ne İster?” başlıklı makalesinin üstüne seneler boyunca epey malzeme koydu ve son dönem araştırmaların ışığında bir kitap yazdı: What Do Women Want?: Adventures in the Science of Female Desire (Kadınlar Ne İster?: Kadın Arzusu Biliminde Maceralar).

Bergner’in kitabı, meseleyi makalenin bıraktığı yerden alıp gürültü koparmaya devam ediyor. Zaten nasıl koparmasın, “Bildiğiniz her şeyi unutun” diyor. Neyi unutalım mesela? Erkek cinselliğinin kadına göre daha hayvansı bir alanda yaşandığını unutun. Kadın arzusu öyle sandığınız gibi medeni, kontrollü ve bilinçli değil. Ayrıca kadın libidosu erkeğinkini ezip geçiyor. Öte yandan tekeşlilik konusunda sosyal kuralların biçtiği gömlek kadına dar geliyor. Daha bir sürü mesele...

Şimdi uyarılar: Kitabı okuyan erkeklerin, yazarın deyimiyle, “hafiften korktuğunu” bilin. Bahsi geçen araştırmaların da henüz buzdağının görünen kısmı olduğunu, genel kabul görene kadar daha çok deneyle desteklenmesi gerektiğini not edin. Bilgilerinizi sınayacak sorular aşağıda. Macera başlasın... 

KADINLARIN LİBİDOSU ERKEKLERE GÖRE DAHA MI DÜŞÜK?

Cevap çok kısa: Değil. Hatta son dönem araştırmalara bakılırsa daha da yüksek. Hayvanlar âlemindeki hemen her türden dişi, sekste öyle pasif takılmıyor; üstelik arayan, arzulayan, gözüne kestirdiğinin peşini bırakmayan, en nihayetinde ardından koştuğunu “yatağa atan” taraf da o. Mevzunun inceliklerini gözler önüne sermek için yazarımız Daniel Bergner, Atlanta Emory Üniversitesi’nde 2 bin primata ev sahipliği yapan bir araştırma merkezinde günler geçirdi. Psikolog ve nöroendokrinolog Kim Wallen, burada bulunan 75 “resus”un (alyanaklı maymun) seks faaliyetlerini yakından izliyor. Bilim adına resuslar mühim. Onları 1960’larda insanoğluna en çok benzeyen tür diye uzaya göndermiştik, gerisini hesap edin. Yazar Bergner’in psikolog Wallen’dan öğrendiği ilk bilgiyi de ayrıca not edin: Bilim bugüne dek hayvanların cinsel faaliyetlerini inceleyip durdu ama en önemli bulguyu gözden kaçırdı. İnsana en yakın primatlar söz konusu olduğunda, karşı cinsi nesneleştiren de, taciz eden de, sekse zorlayan da hep dişiler. Psikolog Wallen, “sekste işin doğası gereği erkeğin agresif göründüğünü, bilim insanlarının da bugüne dek bu bakış açısına saplandığını” anlatıyor. Fareler, köpekler ve bilumum hayvanda da vaziyet aynı. Son durum: Dişilerin seks dürtüsü erkeklere göre daha yüksek. Nokta. 

KADINLARI NE UYARIYOR?

Psikoloji profesörü Meredith Chivers’ın (Queen’s Üniversitesi, Kanada) meslek hayatı, kadın ve erkeklerin seks dürtülerini araştırarak geçti. Mesele cinsellikse neye reaksiyon gösterdiğimiz yönünde, elinde nihayet sağlam kanıtlar var. Yöntemi şu: Kadınları vajinal kan akışı ve ıslanmayı ölçen, pletismograf adı verilen aletlere bağlıyor ve onlara pornografik videolar izletiyor (erkeklerde aynı alet penise geçiriliyor). Gösterilen videolarda yok yok. Heteroseksüel seks, erkek erkeğe, kadın kadına ve hatta bonobo bonoboya (cüce şempanze) seks... Şimdi sonuçlar: Heteroseksüel erkekler sadece heteroseksüel seksle, eşcinsel erkeklerse sadece erkek erkeğe eşcinsel seksle uyarılıyor. Kadınlarsa ister heteroseksüel, ister gay olsunlar, bütün görüntülerde heyecanlanıyor. Nazik bir nokta: Bu deney, bir de kadınların izlediği görüntülere “heyecan skoru” vermesiyle tekrarlandığında, heteroseksüel kadınlar sadece heteroseksüel seksten, eşcinsellerse eşcinsel seksten zevk aldıklarını belirtti. Erkeklerde bu çelişki yok. Psikologların yorumu: Kadınlar sekse daha açık ama kültürel kodlar cinselliklerini baskı altında tutuyor.

KADINLAR DUYGUSAL OLARAK BAĞLANDIKLARINDA MI CİNSEL ARZU DUYUYOR?

Kitapta defalarca tekrarlanan cümle: Bugüne dek kabul edilenin aksine, seks arzusu hissetmek için, kadınların ne duygusal bağlanmaya ne de bilimin bugüne dek iddia ettiği üzere doğru adamı “kafesleyerek” bebek yapma motivasyonuna ihtiyaçları var. Kitaba konu olan 10’u aşkın deneyde ortaya çıkanlarla bu deneylere gönüllü katılan kadınların, yazar Daniel Bergner’e anlattıkları ortak: Duygusal bağa gerek yok, mesele tutkuysa kadınlar erkeklere göre çok daha çabuk tahrik oluyor. Bergner, örnek için bizi Meredith Chivers’ın bir başka araştırmasına götürüyor. Bu deneyde yine pletismograflara bağlanan heteroseksüel kadınlara, erkek-kadın ve kadın-kadın (uzun dönemli ilişkiler) ile yabancılar arasında geçen seks senaryoları okundu, ardından da ne hissettikleri soruldu. Denekler çoğunlukla uzun dönemli ilişkilerdeki seksten etkilendikleri yönünde cevap verdiler. Pletismograflarsa tam aksini gösteriyordu: Denekler, yabancılar arasında geçen seks sahnelerinde daha çok uyarılmışlardı.

GRİNİN ELLİ TONU KADINLARA NE YAPTI?

Wendy, 40’larında, evli bir kadın. İleride kadın Viagra’sına döneceği tahmin edilen Lybrido ve Lybridos’un gönüllü deneklerinden. İki çocuğunun da babası olan kocasıyla yatakta işler iyi gitmiyor. Düzeltip söyleyelim, faaliyet sıfır noktasında. Evliliği sıkıntıya giren Wendy, skoru biraz olsun yükseltmek amacıyla doktor gözetiminde aldığı kimyasallardan umutlu ama yoğun Amerikan muhafazakarlığından azıcık taviz verip, geçen sene hem edebiyat hem sinema dünyasını kasıp kavuran Fifty Shades of Grey (Grinin Elli Tonu) bahsine de gözünü karartıp dalmış. Anlattığına göre kitabı okuduktan sonra gözü gerçekten de kararmış. Hayatında o güne dek tokatlı/kırbaçlı cinsel fantezilere yer olmayan Wendy’nin seks iştahı önce hafiften, sonra epey bir süratle yükselmeye başlamış. Yalnız sayılmaz. Montreal’deki Concordia Üniversitesi’nden nörobilimci Jim Pfaus, sadece ABD’de 20 milyon satan kitabın dünyayı kasıp kavuran etkisi için “dopamin dopamin dopamin” diyor: “Grinin Elli Tonu, arzunun tüm nörokimyasal karışımını aktive ediyor.” Pfaus, sinir sistemizdeki kabloları birbirine bağlayan dokunaçların, deneyimlerle (bu örnekte fanteziler) gelişip serpildiğini, geliştikçe de daha iyi çalıştığını anlatıyor. Hepimizin anlayacağı tercümesi şu: Fantezilere kapalı bir beyne her gün saatlerce bir ilaç şırınga ediyorsunuz. Sonra da seks aksesuarları satan bir mağazaya gidiyorsunuz.

AJANLAR HOLLANDALI BİR DOKTORUN ÇÖPÜNÜ NEDEN KARIŞTIRIYOR?

Herkes onun peşinde. Sadece ABD’de 4 milyar dolarlık bir pazar oluşturacağı tahmin ediliyor. İlaç firmaları tarihlerinde görmedikleri kârı onunla sağlayabilir. Yıllardır “az sonra, az sonra” diye pompalanan kadın Viagra’sı bu defa gerçekten az sonra piyasaya çıkabilir. Kısacası, Washington merkezli ilaç firması Emotional Brain çalışmalarını tamamlamak üzere. Şirketin kurucusu fizyofarmakolog Hollandalı Adriaan Tuiten, kadınlarda tutkuyu artıran Lybrido ve Lybridos isimli iki ayrı ilacın son rötuşlarını yapıyor. Bu da onu ticaretin en sert rekabetinin yaşandığı ilaç sektörünün ilgi odağı haline getirmiş. Bergner, uluslararası firma ajanlarının Dr. Tuiten’in evinden çıkan çöpü bile karıştırdığını söylüyor. Ne var ki, ajanlar biraz daha derine inerlerse sadece kalbi kırık bir adam bulacaklar. Onlar yerine size biz iletelim: Yakında dergi kapaklarını süsleyecek Tuiten’in bu maceraya atılmasının tek nedeni, zamanında onu terk eden kız arkadaşı. Birbirlerini deli gibi seviyorlarmış, derken olanlar olmuş; genç kızın Adriaan’a karşı cinsel ilgisi birden kaybolmuş. Ayrılmışlar. Geri kalanını doktor anlatsın: “Acı çekiyordum ama bir şey beni daha da üzdü. Bana tekrar âdet görmeye başladığını söyledi. Yani o kadar rahatlamış.” Sonrası, meseleyi anlamaya adanmış bir ömür ve obsesif bir doktor... Kadın Viagra’sının kısa tarihi budur.

16-01/02/gq-turkiye-kadinlar-ne-ister-seks-2.JPG

KADIN VIAGRA’SI NASIL İŞLİYOR?

90’ların sonunda piyasaya sürülen Viagra birçok erkeğin yarasına merhem oldu ama dünyada benzer bir dert çeken halihazırda yüz milyonlarca kadın var. 20’yle 60 yaş arası kadınların yüzde 30’unun HSDD’den (Hipoaktif Cinsel İstek Bozukluğu) mustarip olduğu tahmin ediliyor. Tuiten’in Lybrido ve Lybridos’u işte bu mevzuyu çözmeyi hedefliyor. Kolay iş değil. Erkeklerin meselesi fiziksel; Viagra, kan akışı ve basıncını düzenleyip sorunu çözüyor. “Kadınların arzusunu yükseltecek ilaçsa bambaşka” diye anlatıyor Bergner: “Bu ilacın beynin yönetici bölgelerini düzenlemesi hedefleniyor. Yani akla hitap edecek.” Tuiten’in ilaçları iki aşamada iş görüyor. Önce testosteronla vücudun dopamin üretmesine, böylece de arzunun artmasına yardım ediliyor. Ardından da cinsel bölgeye kan akışı hızlandırılıyor.

TEKEŞLİLİK KADINLARA UYGUN MU?

Erkekleri kayıran bakış açısısıyla yetiştiyseniz ya da o bakışı ilelebet korumaya ant içenlerdenseniz, asabınızı birazcık bozacak bir gelişmeden bahsedelim. Kadınlar Ne İster?’in yer verdiği yeni araştırmalar kadınların, bugüne kadar zannedilenin aksine, monogami (tekeşlilik) için biçilmiş kaftan olmadığını söylüyor. Bilim insanları doğanın onları çokeşliliğe çağırdığını anlatıyor. Fare ve maymun gibi hayvanlar üzerinde yapılan gözlemler, dişilerin gerek daha iyi sperme ulaşmak, gerekse çocuklarını korumak için (erkek maymunlar kendilerinden olmayan çocukları öldürebiliyor, dolayısıyla “baba” gizli kalınca risk alamıyorlar) çokeşliliğe yöneldiğini gösteriyor. İnsanoğlu hakkında da yeni bulgular var. Mesela, klitorisin derinin altında kalan parçasıyla birlikte penisten daha büyük olduğu ve üzerinde yine penisin neredeyse iki katı kadar uyaran olduğu son zamanlarda anlaşıldı. Yani kadınlar sekse erkeklerden daha çok yatkın. Yine bazı bilim insanları kadınların çoklu orgazm olabilmesinin daha iyi sperm bulabilmek için evrimleşmiş bir yöntem olduğunu düşünmeye başladı. Psikolog Kim Wallen, “Monogami kadınların doğasıdır” diyen kuramın artık çatırdadığını, tekeşliliğin kadınların libidosunu sınırlayan kültürel bir kafesten başka bir şey olmadığını söylüyor. 

ARZUNUN O BELİRSİZ NESNESİ

Psikoloji profesörü Marta Meana, klasik yöntemlerle çalışmayı sevmeyen bir kadın. Arzunun ne mene bir şey olduğunu açıklamak için yazar Daniel Bergner’i Las Vegas’taki bir striptiz şovuna götürüyor. Seyirciler arasında kadın ve erkeklerin oranı birbirine eşit ama sahnede daha çok kadın var. Hulahop çeviren, direklerden kayan, bacaklarını imkansız açılara getiren kadınların yanında takım taklavatı ve baklavaları yerli yerinde tek bir adam duruyor. Kadınlar adamın üstüne çıkıyor, geriniyor, sürtünüyorlar. Kadın seyirciler çığlık çığlığa... Neden? Kadınlar neden diğer kadınları seyretmekten zevk alıyor? Meana açıklasın: “Kadın bedeni uyarılsa da, uyarılmasa da aynı görünür. Ama ereksiyon halinde olmayan bir erkeğin uyarılmadığı açıktır. Kadın bedeni bu yüzden hep bir taahhüdü, seks vaadini barındırır.” Meana’ya göre işte bu vaat, striptiz şovundaki kadınların ilgisini diri tutuyor. Sahnedeki (ve seyirciler arasındaki) erkeklerin o kadınlara ilgisi, arzusu ve nihayet ereksiyonu, kadınların da arzusunu yükseltiyor: “Kadında arzu edilme bilinci, orgazmın kendisidir. Sahneye bakan kadınlar, oradaki kadınları beğendikleri için bakmıyorlar; kendi bedenlerinin öylesine arzu edildiğini hayal ediyorlar.” Meana’nın fikirlerine destek bir öğrencisinden, Amy Lykins’ten geliyor. Lykins’in Archives of Sexual Behavior’da yayınlanan araştırması, bakışların yöneldiği alanları izleyebilen özel gözlükler yardımıyla, heteroseksüel erkek ve kadınların görsel dikkatini ölçtü. Heteroseksüel bir çiftin pornografik fotoğraflarının gösterildiği erkekler, ekrandaki kadınlara odaklandı. Kadınlarsa erkek ve kadınlara eşit oranda baktı (Erkeklerin yüz ifadelerine, kadınlarınsa vücutlarına odaklanmışlardı).

İYİ İLİŞKİ, İYİ SEKSİN GARANTİSİ Mİ?

Kadının seks arzusuyla erkeğinki arasında temel bir fark var. Kadınınki gitti mi, yerine gelmesi çok zor. Bergner’in konuştuğu, arzu yoksunluğu çeken ve üstesinden gelmek için araştırmalara gönüllü katılan kadınlara kulak verin. Kağıt-kalem çıkarın, dert sahiplerinin ortak tavsiyelerini yazacaksınız. “Sen beni tamamlıyorsun” cümlesi yasak. Yatakta “Bu tamam mı, şöyle yapsam olur mu, buna ne dersin” ifadeleri libidoyu düşürüyor. Hayatın her anını dip dibe yaşamak da ilişkiye iyi gelen bir şey değil. Birbirlerini “ruh eşim” diye tanımlayan çiftler bile cinsel arzu yitimi tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Bergner’in konuştuğu psikologlar duygusal mesafenin öneminden bahsediyor. İlişkinin “Bu kadın acaba benimle sevişir mi” döneminde yaşanan gerilimin işe yaradığını söylüyorlar. Yani durum şu: Her şeyi bilmeyin, her şeyi kurcalamayın, her şeyi öğrenmeyin; ilişkideki gizem baki kalsın.

BUNLARI NEDEN ŞİMDİ ÖĞRENİYORUZ?

Daniel Bergner, seksoloji alanının önde gelen isimlerinden Meredith Chivers’a soruyor: “Ben bu konuda araştırma yaparken neden Harvard, Yale ya da Princeton gibi seçkin üniversitelerde uzman bulamıyorum?” Chivers cevap veriyor: “Çünkü seks onlar için de halen tabu.” Tabular artık kırılıyor. Özellikle kadın araştırmacılar, erkek egemen seksolojiye yavaş yavaş hakim olmaya başladı. Bu yüzden son 10 senedir kadın cinselliğini yeniden tanımlayan deneyler, araştırmalar boy göstermeye başladı. Kadın Viagra’sı deneylerini “toplumun huzuru bozulmasın” diye engellemeye çalışan bilim insanları olduğunu söyleyelim, meselenin hararetini siz düşünün.