
Roadster’ın geri dönüşünü konuşalım. Bu kararın alınma süreci nasıldıve neden şimdi?
Biliyorsunuz, bu tür kararlar aslında ilginçtir çünkü hem düşünceyi hem de duyguyu içerir. Önce duygudan başlayalım. Cartier olarak dış dünyadan bağımsız değiliz. Bir anlamda müşterilerimiz gibiyiz—çevremizde olup bitenlere karşı duyarlıyız. Ve bu parçanın bugün için çok anlamlı olduğunu güçlü bir şekilde hissettik.
Bu noktadan hareketle farklı seçenekleri değerlendirdik. Ne yapmalıyız? Bunun üzerine çalışmaya değer mi? Bugün için hâlâ geçerli mi, yoksa evrilmeli mi? Sonunda onu daha da ileriye taşıma fikrini araştırmaya karar verdik—ve proje tam olarak bunun üzerine kuruldu.

Roadster, kullanım biçimi ve var olduğu bağlam açısından ilginç bir alanı temsil ediyor. Hem ilham odaklı bir tasarım hem de zarif bir spor saat olarak tanımlanabilecek bir model. Bu da onu bir bakıma Santos’a yakın bir konuma yerleştiriyor, ama farklı bir şekilde. Bu yüzden şunu düşündük: Neden müşterilerimize başka bir seçenek sunmayalım? Bu bağlamda Cartier saatini takmanın farklı bir yolu.
Bu karar güçlü bir sezgisel hisle alındı. Sonrasında Roadster’ı Roadster yapan unsurları ve nasıl geliştirilebileceğini çalışmaya başladık. Özellikle akışkanlık ve dinamizm algısı üzerine yoğunlaştık—bunlar modelin ilhamının temel bileşenleri.
Bu ilham, otomotiv dünyasından, özellikle de 1950’lerin sonu ile 60’ların başındaki o efsanevi dönemden geliyor. Güçlü ama aynı zamanda son derece iyi tasarlanmış otomobillerin referans kabul edildiği bir dönem. Bu, saatin temelini oluşturmaya devam ediyor.
Temel unsurları koruduk: kurma kolu ile tarih büyüteçini entegre eden hacim, katmanlı tonneau formu ve yanlardaki vidalar. Aynı zamanda daha uzun bir siluet yaratarak bilekteki konforu artırdık. Bazı metal alanları azaltarak saat daha hafif ve ergonomik hale geldi.
Bilekte duruşunu da yeniden ele aldık—önceki versiyona göre daha doğal ve rahat bir oturuş sunuyor. Kadran da yeniden tasarlandı: Roma rakamları ve dakika skalası gibi klasik Cartier öğeleri, otomobil gösterge panellerinden ilham alan ince çizgisel detaylarla birleşiyor. Bunlar ilk bakışta fark edilmiyor ama zamanla kendini gösteriyor.
En başından itibaren bileziğin kayışla kolayca değiştirilebilmesi de tasarımın bir parçasıydı. Saat her iki seçenekle birlikte sunuluyor.
Vintage mi, heritage mı? Santos-Dumont için “vintage” ifadesi Cartier’de ilk kez kullanılıyor, buna bakışınız nedir?
Cartier’de her zaman kasayla doğal bir bütünlük kuran bir bilezik tasarlamak zordur. Bu proje için de bu konu merkeziydi.
Bu durum birçok kişi için sürpriz olabilir. Santos-Dumont aslında aktif bir erkek için tasarlanmıştı—balon ya da uçak kullanan, cep saatini kullanamayacak biri için. Bilekte taşınmak üzere tasarlandı; işlevsellik ve zarafeti bir araya getiriyordu. Bu zarif işlevsellik fikri en başından beri var.

Ancak Santos’nun kimliği zamanla evrildi. 1978’de metal bilezikli modelleri tanıttığımızda “sportif zarafet” kavramı daha belirgin hale geldi. Böylece iki paralel ifade oluştu: bilezikli Santos ve daha çok kayışla sunulan, saf zarafete odaklanan Santos-Dumont.
Bu kez Santos-Dumont’a—daha zarif versiyona—geri döndük ve geleneksel olarak daha sportif saatlerle ilişkilendirilen metal bilezik ekledik. Bu gerçek bir meydan okumaydı.
Bu yüzden bileziği çok özel bir şekilde tasarladık. Tamamen el işçiliğiyle, her bir parçası tek tek elde monte ediliyor. Aslında bir mücevher parçası.
Sadece estetik sonuçtan memnun değiliz, aynı zamanda metal bileziğin de zarafet ve değerli olma alanına ait olabileceğini göstermekten gurur duyuyoruz.
Bu yıl Privé Koleksiyonu’nun vizyonu nedir?
Bu yıl Privé koleksiyonunun 10. yılını kutluyoruz. Yeni modeller sunuyoruz ve bu parçaları koleksiyon içinde adeta yeni “ikonlar” olarak görüyorum.

Crash, Tank Asymétrique gibi modeller, gelecekte daha geniş bir form yelpazesini sergilemenin ilk adımı. Amaç, koleksiyonu kademeli olarak genişletmek ve daha az bilinen formlara alan açmak.
Bu anlamda, gelecek için bir tür ön izleme niteliğinde.
Cartier son 10 yıldır tasarım, form ve mücevher saatlere odaklanıyordu. Bu yıl mekanizmalara daha fazla vurgu var. Bu bir değişim mi?
Aslında en başından beri bizim için belirleyici olan unsuru vurguladık: estetiği çıkış noktası almak ve tekniği bu vizyona hizmet ettirmek.
Cartier “formların saatçisi” olarak bilinir. Ancak bazıları saatlerin nasıl üretildiğine aynı ölçüde önem verilmediğini düşünebilir. Bu yüzden bu yönü daha açık ifade etme ihtiyacı hissettik.
Zanaat sadece mekanizma değildir—bilezikten kasaya, kadrandan en küçük detaya kadar her şeyi kapsar. Bizim için estetik ve zanaat birbirinden ayrılamaz; aralarında bir hiyerarşi yoktur.
Cartier’nin “büyüsü” de buradan gelir: tasarım ile üretim biçimini ayırmanın imkânsızlığı. Bir Cartier objesine bakarken hissedilen duygu sadece tasarımdan değil, nasıl üretildiğinden de gelir. İyi tasarlanmış ama kötü üretilmiş bir obje aynı etkiyi yaratmaz.
Her detayın özenle işlenmesi, tasarımın gücünü pekiştirir. Tasarım niyeti ile zanaat uygulaması aslında aynı hedefe hizmet eder.
Yine de bunu daha açık şekilde vurgulamak istedik. Fransızca’da şöyle deriz: “Söylenmeden anlaşılan şey, söylendiğinde daha da iyi olur.” Bu nedenle bunu ifade etmenin zamanı geldiğini düşündük.
Crash nasıl ‘kült’ bir saat haline geldi? Neredeyse bir efsane gibi.
Crash başlangıçta çok sınırlı sayıda, daha çok koleksiyonerler için üretildi.

Onu özel kılan şey, tasarımındaki radikal özgünlük. Bir nesnenin bir “kazadan” doğan estetikle güzel olabileceği fikri oldukça sıra dışı. Zaten adı da buradan geliyor.
Bu yaklaşım tasarım dünyasında güçlü bir etki yaratır. Sadece uygulamalı sanatlarda değil, genel olarak sanatta da yeni fikirlerin kapısını açar.
Burada ise mesele dram değil, beklenmeyenin güzelliği. Saat, sanki bir şey yaşamış gibi bir his verir—bu da ona duygusal bir derinlik kazandırır.
Bu özgünlük ve detaylara gösterilen özen, onun statüsünü açıklar. Güncel versiyon ilk iskelet Crash değil, ancak tasarım ve hassasiyet açısından çok daha ileri gitmek istedik.
Amaç, kasa formunu kusursuz takip eden, mümkün olan en ince ve kavisli Roma rakamlarını yaratmaktı. Bu da mekanizma geliştirme açısından ciddi zorluklar doğurdu ve bu kasa için özel bir mekanizma tasarlanmasına yol açtı.
Bugün bu versiyon, Cartier saatçiliğinin en iyi örneklerinden biri: son derece özgün bir estetik, ve bu estetiğe hizmet eden, aynı zamanda kendi başına da görsel bir değer taşıyan teknik yapı.
Erkekler daha küçük ve mücevher saatler takıyor, kadınlar daha maskülen modeller seçiyor. Bu sizce nasıl evrilir?
Bu sektörde uzun zamandır varım ve birçok döngü gördüm. Ne olacağını asla tam olarak bilemezsiniz. Trendler gelir ve gider; biri güçlendiğinde genellikle güçlü bir karşı tepki de doğurur. Bu yüzden dikkatli olmak gerekir.
Kadınlar bu özgürlüğü önce benimsedi, şimdi erkekler de giderek daha fazla benimsiyor. İnsanlar artık neyi seviyorsa onu seçmekte daha rahat.
Gelecekte farklı saat trendlerinin bir arada var olacağını düşünüyorum. Kimileri büyük saatleri tercih edecek, kimileri daha küçükleri. Küçüğün daha zarif olduğu fikrine katılmıyorum—zarafet oran ve bilekle kurduğu ilişkiyle ilgilidir.
Belirli koşullar sağlandığı sürece, hem büyük hem küçük saatler eşit derecede zarif olabilir. Olasılıklar oldukça geniş. Önemli olan kısa vadeli trendlere kapılmak yerine bu daha derin özgürlük anlayışına odaklanmak.