
Matthieu Blazy’nin geçtiğimiz Ekim ayında CHANEL için hazırladığı ilk koleksiyonunu sunduğu Paris’teki Grand Palais’de gerçekleşen 2026 İlkbahar/Yaz defilesine katılmasının ardından oyuncu, Los Angeles’ta düzenlenen 98. Akademi Ödülleri’ne CHANEL giyerek katılmıştı. Ve gelen bu haber iş birliğinin süreceğini gösteriyor.
Pedro Pascal: “Matthieu’nün vizyonunu seviyorum; bana güçlü, zarif ve inanılmaz derecede sıcak geliyor: birlikte nasıl var olabileceğimizi gösteriyor, onun evreninde herkes için bir şey var. Buna katılmaktan mutlu ve onurluyum ve Matthieu’nün CHANEL’in geleceği için neler planladığını görmek için sabırsızlanıyorum. Maison, mirasını onurlandırırken modern ve güncel kalma konusunda dikkat çekici bir yeteneğe sahip ve bu gelişen hikâyenin bir parçası olmaktan heyecan duyuyorum.”
Matthieu Blazy: “Pedro harika bir insan ve inanılmaz bir oyuncu. Nezaketi, yeteneği ve dünyaya bakışı hem davetkâr hem de ilham verici. Onu CHANEL ailesine katmaktan büyük mutluluk duyuyoruz ve bu maceraya birlikte atılmaktan memnunum.”

Maison, İstanbul'daki İstinyePark butiğini Boğaz'dan ilham aldığı hareket, yansıma ve ışıkla şekillenen bir mekan olarak yeni bir tasarımla yeniden açtı. 2014 yılında açılan Cartier İstinyePark Butiği, Maison'un savoir-faire'ini zamansız bir şekilde ifade ederken, mirası onurlandırıyor ve İstanbul'un kalıcı ruhunu kucaklıyor. İçeri adım atıldığında Panthère, François Mascarello'nun el boyama ebru tekniği ile Galata Köprüsü'nden Boğaz'a bakıştan esinlenerek tasarladığı manzara altında misafirlerini karşılıyor. Butik genelinde, İstanbul ve Cartier arasındaki diyalog, hareketle şekillenen dokular, yerel sanatçılığa saygı duruşunda bulunan desenler ve kenti yansıtan, katmanlı, kıtalararası ve zaman içinde yolculuk yapan hikayelerle zenginleştirilmiş bir anlatı ile kendini gösteriyor. Deneyim, İstanbul saraylarının bahçelerinden ilham alan terasta doruğa ulaşıyor: önemli bir mimari an ve misafirperverlik, tefekkür ve bağlantı için zarif bir mola.

Benedict Cumberbatch, Prada Re-Nylon girişimini ve UNESCO’nun Hükümetlerarası Oşinografi Komisyonu (IOC) ile iş birliği içinde yürütülen SEA BEYOND eğitim projesini keşfeden, National Geographic CreativeWorks tarafından hazırlanan belgesel filmlerden ilkinde karşımıza çıkıyor. Okyanus, her karede sadece bir arka plan olmaktan öte, kendi başına bir başrol oyuncusu olarak, kampanyanın kalbinde yer alıyor ve insan eylemlerinin neden ve sonuçlarını vurgulayan sürekli bir varlık haline geliyor.

Zara, John Galliano ile iki yıllık bir yaratıcı iş birliği başlattığını açıkladı. Bu kapsamda Galliano, markanın arşivlerini sezonluk koleksiyonlar serisi aracılığıyla yeniden yorumlayacak.
Galliano, Zara’nın geçmiş sezonlarına ait giysilerle doğrudan çalışarak bunları söküp yeniden yapılandıracak ve yeni sezonluk ifadeler ile tasarımlar haline getirecek.
Koleksiyonlar, couture yaklaşımı ve tasarımcı imzası doğrultusunda hazırlanacak ve iş birliği süresince, Eylül 2026’dan itibaren her sezon düzenli olarak yayımlanacak.

İsviçreli spor giyim markası On, Cloudmonster koleksiyonunun üçüncü neslinin gelişini işaret eden Real Energy kampanyasını tanıtıyor.
Cloudmonster 3, Cloudmonster 3 Hyper ve LightSpray Cloudmonster 3 Hyper’ın kendine özgü enerji hissinden ilham alan kampanya, insanların koşuya yönelme motivasyonunu ve koşunun onlara geri kazandırdığı gücü kutluyor.

Super Bowl LX devre arası gösterisinde ilk kez tanıtılan BadBo 1.0 silüeti, bu kez bej ve siyah renk kombinasyonuyla yeniden sahneye çıkıyor. Markanın Bad Bunny için tasarladığı ilk imza model olma özelliğini taşıyan ayakkabı, beş yıllık ortaklığın önemli bir ürünü. Daha önce büyük ilgi gören kahverengi ve beyaz versiyonların ardından gelen bu yeni seri, aynı zamanda günlük kullanıma uygun bir giyim koleksiyonuyla da destekleniyor.

Ara Güler Müzesi, foto muhabirliği ve fotoğraf sanatının ulusal ve uluslararası alanda ün kazanmış en önemli temsilcilerinden biri olan Ara Güler’in, Cannes Film Festival’nde farklı yıllarda çekmiş olduğu fotoğraflardan oluşan “CANNES!” başlıklı yeni sergisini 22 Nisan’da sanatseverlerle buluşturuyor.
Ara Güler arşivinden ilk kez gün ışığına çıkan fotoğrafların yer aldığı sergi, sinemanın en parlak ve yenilikçi yıllarına odaklanıyor. “CANNES!” sergisi, 22 Nisan – 11 Ekim 2026 tarihleri arasında Ara Güler Müzesi’nde ziyaret edilebilecek.
1950’li yılların sonu ve 1960’lı yıllar, sinema tarihi için olduğu kadar Cannes Film Festivali açısından da belirleyici bir dönemi temsil ediyor. Cannes, bu yıllarda yalnızca filmlerle değil; sinemacılar, oyuncular ve onların etrafında oluşan kültürel atmosferle de öne çıkıyor.
Fransız Rivierası’nın ünlü sahil şeridi La Croisette boyunca uzanan plajlar, oteller ve kalabalıklar; dönemin ışıltısını ve festivalin cazibesini besleyen başlıca unsurlar olarak dikkat çekiyor. Sergiye adım atan ziyaretçileri karşılayan fotoğraflar da bu atmosferi güçlü bir şekilde yansıtıyor.

Anadolu mutfağını modern bir bakışla yorumlayan Rüya,Dubai, Cannes ve Riyad’dan sonra global sahnedeki birikimini ilhamını aldığı topraklara taşıyor. Boğaz kıyısında, Çırağan Palace Kempinski’nin zarif atmosferinde kapılarını açan Rüya İstanbul; Anadolu mutfağını modern sunumlar ve dokularlabuluşturarak yalnızca damakta değil, hafızalarda da iz bırakacak özel bir deneyim sunuyor.
Rüya İstanbul’un restoran menüsü, geleneksel tariflerden ilham alarak Anadolu lezzetlerini sezonsal ürünlerle ve çağdaş tekniklerle yeniden yorumluyor. Menü, paylaşım kültürünü odağına alan tabaklarıyla kalabalık masaların sıcaklığını ve birlikte yeme deneyiminin zenginliğini öne çıkarıyor. 24 saat kısık ateşte pişmiş dana kaburga ve mantarlı keşkek gibi imza tabaklar, kültürel mirasa saygılı duruşu rafine sunumlarla birleştirirken, Anadolu’nun köklü hikâyelerini modern bir üslupla yeniden anlatıyor. Rüya’nın ikonik lezzetlerinden “Simit Havyar”, güçlü aromasıyla konukların favorileri arasında yer alıyor. Üç gün süren fermentasyonla hazırlanan, odun fırınında pişen iki peynirli Karadeniz pidesi ise kısık ateşte “sous vide” yöntemiyle pişirilen yumurta ile servis edilerek alışılmışın ötesinde bir lezzet dengesi yaratıyor. Deniz ürünlerinde ise özgün teknikler menünün karakterini belirliyor. İnce doğranmış levrek dilimleriyle hazırlanan levrek marin, “crudo”dan ilham alan özel bir pişirme metoduyla hazırlanıyor ve elmalı hardal sosla buluşarak katmanlı bir tat profili sunuyor.

Dünyaca ünlü tenis antrenörü Patrick Mouratoglou tarafından geliştirilen tenis yaklaşımını dünyanın seçkin destinasyonlarına taşıyan Mouratoglou markası, Türkiye’deki ilk yapılanmasını Mandarin Oriental, Bodrum’da hayata geçiriyor. 2026 sezonuyla birlikte faaliyete geçen Mouratoglou Tennis Center, tenis ve padeli Akdeniz yaşam stilinin zarafetiyle buluşturan yeni bir deneyim sunmaya hazırlanıyor.
Bodrum’u eşsiz konumundaki Cennet Koyu’nun en büyüleyici noktasında yer alan Mandarin Oriental, Bodrum, Mouratoglou Tennis Center ile başlattığı iş birliği kapsamında tenis ve padel severlere yüksek standartlarda kortlar, Mouratoglou metodolojisine dayanan profesyonel koçluk programları ve resort’un wellness, fitness ve yaşam tarzı olanaklarıyla bütünleşen ayrıcalıklı bir spor deneyimi sunuyor. Doğayla çevrili sakin atmosferi ve Ege Denizi’ne hâkim konumuyla Mandarin Oriental, Bodrum, performans gelişimi ile ayrıcalıklı hizmet anlayışını aynı çatı altında buluşturuyor.

Anlam de Coster küratörlüğünde hazırlanan sergi, mekâna özgü üretimlerden oluşmakta ve “içerilme”yi dönüşümün temel bir koşulu olarak ele alıyor. Bu kapsamda, 16. yüzyıla tarihlenen tarihî hamamın altındaki Bizans sarnıcı için tasarlanmış; daha önce sergilenmemiş resimler, kumaş işleri ile ses ve koku temelli üretimler bir araya gelerek bütüncül bir deneyim alanı oluşturuyor.
Sergi, adını Antik Yunanca temenos kavramından alıyor. Gündelik yaşamdan ayrıştırılmış kutsal bir alanı ifade eden bu terim, insan ile ilahi olan arasında bir geçiş ve korunak sunan bir sığınak anlamı taşıyor. Psikolojik bağlamda ise temenos, bireyin bilinçdışıyla güvenli bir biçimde karşılaşabildiği içsel bir mekânı tarif ediyor. Zeyrek Çinili Hamam’ın altında konumlanan bu özgün sergi bağlamında, söz konusu anlam katmanları iç içe geçerek izleyiciye çok katmanlı ve derinlikli bir deneyim sunuyor.

The Peninsula Istanbul’un imza restoranı GALLADA by Fatih Tutak, Boğaz ve Tarihî Yarımada’nın büyüleyici panoramik manzarası eşliğinde misafirlerini duyulara hitap eden özel bir gastronomi yolculuğuna davet ediyor.
İstanbul’un hatıralarında yer eden tarihî yolcu terminali binasının çatı terasında konumlanan GALLADA by Fatih Tutak’ın özgün ruhunu yansıtan beş aşamalı yeni menüsü Journey,
İki Michelin yıldızlı Şef Fatih Tutak’ın direktörlüğünde ve Şef Taylan Yücel’in vizyonuyla şekillenen özel menü, Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayan kadim ticaret yolunun güçlü tat ve aromalarından esinleniyor. Doğu ve Batı’yı bir araya getiren özenle seçilen baharatlar ve en taze ürünlerle hazırlanan tarifler, modern tekniklerle yorumlanarak çarpıcı lezzetlere dönüşüyor.