
İlkbahar ve yaz aylarında erkek giyimi genellikle kolay olarak görülür. Daha hafif kumaşlar, daha az katman, daha az düşünülmesi gereken detaylar. Bu kulağa hoş geliyor, ancak bu yılın havası biraz farklı hissettiriyor. Oldukça temiz ve mantıklı koleksiyonların ardından, işler biraz gevşemeye başlıyor – ve bu süreçte daha da ilginç bir hâl alıyor.
Londra, Milano ve Paris’teki defilelerde tasarımcılar tek bir büyük fikir peşinde koşmak yerine, birçok küçük fikri ileri taşıdı. Oranlar değişiyor, aksesuarlar daha fazla rol üstleniyor ve evet, artık tam takım elbiseyle parmak arası terlik giymek mümkün. Her şey hâlâ giyilebilir. Sadece daha az öngörülebilir.
Yani yüzeyde rahat görünebilir, ama aslında altında daha fazla şey oluyor. 2026 ilkbahar/yaz sezonunda gerçekten önemli olan trendleri bir araya getirdik – bilmeye, denemeye ve kendi tarzınıza uyarlamaya değer olanları.

Bottega Veneta ve Saint Laurent’da paltolar, doğal omuz hattının dışına taşan omuzlarla sunuldu ve geniş, neredeyse baskın bir siluet yarattı. Todd Snyder ve Salvatore Ferragamo bu fikri daha giyilebilir hâle getirdi, ancak mantık aynıydı: üst yarıyı abart, gerisi kendiliğinden dengelenir. Bu, kurumsal anlamda “güçlü” görünmekten çok oranları değiştirmekle ilgili. Böyle bir parça giydiğinizde beliniz daha ince görünür, duruşunuz daha güçlü hissedilir ve kombininiz daha etkili bir hâl alır.

Sonunda ayakkabılar da biraz eğlenmeye başlıyor. Burberry, Onitsuka Tiger ve diğer markalarda yılan derisi farklı şekillerde karşımıza çıktı—kabartmalı, baskılı, parlak yüzeyli. Üstelik çok fazlasına gerek yok. Küçük bir dokunuş bile ayakkabıyı sıradandan dikkat çekici hâle getirebiliyor. Bu sezonun dönüşümü de tam olarak bu. Loafer’lar, botlar ve sneaker’lar artık arka planda kalmaya çalışmıyor. Minimalizmin ardından tasarımcılar artık dokuya, karaktere ve biraz riske yöneliyor.

Gömleğiniz biraz kaotik hissettirmiyorsa, 2026 ilkbahar/yaz sezonunu yanlış yaşıyor olabilirsiniz. Bluemarble, KidSuper ve Prada; yüksek sesli, tuhaf ve zaman zaman sürreal baskıları ikiye katladı. Ateşli bir rüyadan ya da aşırı uyarılmış bir moodboard’dan çıkmış gibi duran grafikler, abartılmış çiçekler ve alışılmadık renk kombinasyonları düşünün. Sadece dikkat çekmek için yapılmış bir cesaret gösterisi değil bu. Eğlenceli ama abartılı hissettirmiyor.

Geçen yaz bunun sinyallerini almıştık ama bu sezon erkek giyimi gerçekten pijama estetiğine yöneliyor. Dior, Dolce & Gabbana ve Emporio Armani, uyku giyiminden ilham alan parçalar sundu—bol siluetler, yumuşak kumaşlar ve hem evde hem dışarıda giyilebilecek parçalar. Amiri ise işi daha da ileri götürerek sabahlıkları ve zengin amcanızın sabah viskisini içerken taktığı ipek fularları podyuma taşıdı. Rahat ama özensiz değil. Kısacası, “üstüme ne geçtiyse giydim” hissini gerçekten iyi gösteren en yakın erkek giyim versiyonu.

Geçen yıl şortlar hâlâ oldukça kısa ve sportif detaylara sahipti. Bu yıl ise daha olgun bir hava var. Louis Vuitton ve Saint Laurent’da şortlar, terziliğin bir uzantısı gibi ele alındı—normal pantolonların oldukça kısa versiyonları gibi. Düz ütü çizgileri, kemer köprüleri ve kıvrılmış paçalarla, şortlar diz üstünde düzgün bir şekilde durdu. Prada ve Wales Bonner’da ise daha gündelik versiyonlar, denizci tarzı kazaklar ve flanel gömleklerle kombinlendi. Uzun çoraplar ve preppy ayakkabılar (loafer ve Oxford’lar) görünümü hem şık hem dengeli kılıyor.

Bu yaz boyunca, sıcak bir günde havuzdan çıkıp saçınızdaki suyu silkeleyerek küçük şemsiyeli bir kokteyle uzandığınız o hissin peşindeyiz. Neden öyle giyinmeyelim? Paris’te Willy Chavarria ve Dries Van Noten, çocukluk yüzme havuzlarını hatırlatan canlı bir aqua mavisini gömleklerde ve bisiklet şortlarında kullandı. Prada’da ise kırmızı eşofman altının üzerine giyilen bir balıkçı yaka ile karşımıza çıktı. Martine Rose, Londra Moda Haftası’nda polo tişörtleri ve flanel kollara bu rengi taşıdı.
Bu ton, kombinlemesi en kolay mavi olmayabilir. Ama havuz kenarında geçirilen kavurucu günleri en çok hatırlatan renk de bu. Bunun için biraz ekstra çaba göstermeye değer.

Uzun süre boyunca parmak arası terlikler sadece boş zamanlara aitti: plaj, havuz ya da cesursanız kısa bir market turu. Artık değil. Auralee, Giorgio Armani, Hermès ve Juun.J bu sezon onları deri ceketlerden yazlık takımlara kadar her şeyle podyuma taşıdı. Kulağa mantıksız geliyor ama şaşırtıcı şekilde işe yarıyor. Sadece bu stile tamamen kendinizi vermeniz gerekiyor—yarım yamalak olmaz.

Sırt çantası bir süredir geri plandaydı. Crossbody çantalar yükseldi, tote’lar öne çıktı ve iki askılı klasik çanta biraz “okul servisi” hissi vermeye başladı. Ama 2026 ilkbahar/yaz sezonu onu geri getiriyor. DSquared, Giorgio Armani, Louis Vuitton ve Prada’da sırt çantaları görünümün merkezine yerleşti. Sürpriz mi? Onu sırtınızda taşımak zorunda değilsiniz. Üst sapından tutmanız yeterli.

Şapka rotasyonunuz yalnızca Yankees şapkasıyla sınırlıysa, artık genişletmenin zamanı gelmiş olabilir. Tasarımcılar üst kısımda güvenli oynamaktan sıkılmış gibi görünüyor. Off-White’tan Prada’ya kadar şapkalar daha deneysel hâle geldi—şişkin newsboy şapkalar, örgü, küçük ve sevimli bereler. Kombinin geri kalanı sade olsa bile, şapka başrolü üstleniyor.

Bu sezon boyunca belirgin bir nostalji dalgası hissediliyor ve bu dalga Miami Vice ile şık bir yaz tatili arasında bir yerde konumlanıyor. Amiri, Boss, Fendi ve Lemaire; abartılı sivri yakalı açık gömleklere, daha karanlık tonlara ve rahat ama dağınık olmayan siluetlere yöneldi. Bir yata ihtiyacınız yok belki, ama olursa fena olmaz.
BU İÇERİK İLK OLARAK BRITISH GQ WEB SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR.