GQ Images
Distopya filmleri, bir şeylerin feci biçimde ters gittiği dünyaları gözler önüne serer. Özgürlük kısıtlanmıştır, gerçek gizlenmiştir ve toplum bir şekilde kontrol altındadır. Bu hikâyeler çizgi romanlardan uyarlandığında ise etkileri daha da artar. Çünkü çizgi romanlar, cesur bir hayal gücünü keskin toplumsal fikirlerle birleştirir. Karanlık gelecek şehirlerinden korku ya da teknolojiyle yönetilen çökmüş toplumlara kadar bu filmler, grafik roman sayfalarını ürpertici gerçekliklere dönüştürür. İşte çizgi romanlardan uyarlanan ve geleceğe dair korkularımızı ne kadar güçlü biçimde öngörüp yansıtabildiklerini kanıtlayan distopya filmleri.
Çizgi Romanlardan Uyarlanan En Karanlık ve Rahatsız Edici 6 Distopya Filmi

1980’lerin alternatif bir versiyonunda geçen hikâyede süper kahramanlar gerçektir, ancak ya yasaklanmış ya da devletin hizmetine zorlanmışlardır. Eski bir ekip arkadaşının öldürülmesinin ardından paranoyak kanunsuz kahraman Rorschach, bu cinayeti Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği arasında yaklaşan bir nükleer savaşa bağlayan devasa bir komplonun izini sürer. Film, tüm dünyanın dakikalar içinde nükleer yok oluşun eşiğinde olduğu Soğuk Savaş döneminin boğucu korkusunu kusursuz biçimde yansıtır. Alan Moore ve Dave Gibbons imzalı DC Comics mini serisine dayanan yapım, kaynak materyali sıradan bir aksiyon filminden ziyade ciddi bir tarihsel kurgu gibi ele alarak bu mirasa saygı gösterir.

Dev bir kuyruklu yıldızın Dünya’ya çarpmasının ardından gezegen tam anlamıyla bir toz çanağına dönüşür ve su en değerli kaynak hâline gelir. Rebecca Buck adındaki isyankâr, tank süren bir kanun kaçağı, genetik olarak değiştirilmiş kanguru adamlardan oluşan Rippers grubuyla güçlerini birleştirerek gezegenin kalan su kaynaklarını kontrol eden açgözlü mega şirket Water and Power’a karşı savaşır. Jamie Hewlett ve Alan Martin’in kült çizgi romanından uyarlanan film, distopyayı punk estetiği ve kara mizahla harmanlar. Hayatta kalmanın, açgözlülüğe, kontrole ve otoriteye karşı direnmeye bağlı olduğu bir gelecek tasvir eder ve bu yönüyle son derece cesur ve alışılmadık bir çizgi roman distopyası sunar.

Yakın gelecekte geçen hikâyede Japonya’da ekonomi çökmüş, öğrenciler isyan etmiştir. Hükümet bunun üzerine BR Yasası’nı yürürlüğe sokar. Her yıl rastgele seçilen bir dokuzuncu sınıf, kaçırılarak ıssız bir adaya götürülür ve yalnızca bir kişi hayatta kalana kadar birbirlerini öldürmeye zorlanır. Üç gün sonunda birden fazla kişi hayattaysa, boyunlarındaki patlayıcı tasmalar devreye girer. The Hunger Games ve Squid Game’den çok önce bu film, duyarsız bir devlet tarafından ölümcül bir rekabete zorlanan insanlar üzerine anlatılan hikâyeler için çıtayı belirlemiştir.

Yıkıcı bir savaştan üç yüz yıl sonra, şefkatli bir siber doktor devasa bir çöplükte bir sibernetik kızın kalıntılarını bulur. Yeniden inşa edilen ve hafızasını kaybetmiş Alita, Iron City’nin tehlikeli sokaklarında hayatta kalmaya çalışır. Bu şehir, Zalem adlı zengin bir yüzen kentin artıklarıyla yaşamaktadır. Alita efsanevi dövüş yeteneklerini yeniden keşfettikçe, dünyayı yukarıdan yöneten yozlaşmış güçlerin hedefi hâline gelir. Film, insanlık ile teknolojinin çarpıştığı bir dünyada eşitsizlik, kontrol ve özgürlük mücadelesi üzerine güçlü bir distopya anlatısı sunar.

Geleceğin Britanyası, korkutucu bir faşist rejim tarafından yönetilmektedir. Genç bir kadın olan Evey, gizli polisin elinden V adlı maskeli bir kanun kaçağı tarafından kurtarılır. V, hükümeti devirmek için bir dizi ses getiren saldırı düzenlerken, Evey onun beklenmedik müttefiki olur ve hem dünyanın karanlık gerçeklerini hem de kendi iç gücünü keşfeder. Alan Moore ve David Lloyd’un grafik romanından uyarlanan film, tek bir sesin ve tek bir fikrin bile bütün bir rejime meydan okuyabileceğini gösterir. Bir çizgi romanın ürpertici bir distopyaya dönüşmesinin en güçlü örneklerinden biridir.

İnsanlar ile vampirler arasında yüzyıllar süren savaşların ardından dünya, kıyamet sonrası bir çorak araziye dönüşmüştür. Hayatta kalan insanlar, güçlü bir dinî otorite olan Kilise tarafından yönetilen kasvetli, surlarla çevrili şehirlerde yaşar. Eğitimli bir vampir avcısı olan deneyimli bir Priest, yeğeni yeni bir canavar sürüsü tarafından kaçırılınca kutsal yeminlerini bozar ve onu, dönüşmeden önce kurtarmak için tek başına harekete geçer. Film, korkunun mutlak gücü sürdürmek için kullanıldığı bir geleceği keşfe çıkarır. Orijinal çizgi romanın 1800’lerde geçen mekânını fütüristik bir dünyaya taşısa da, Güney Kore manhwasını küresel bir başarıya dönüştüren karanlık ve kasvetli temayı korur.
BU İÇERİK İLK OLARAK GQ INDIA WEB SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR.