
Psikolojik K-dramaları beyniniz için birer bulmaca gibidir. Yalnızca sırada ne olacağına odaklanan sıradan dizilerin aksine, bu hikâyeler insanların eylemlerinin ardındaki nedenlere derinlemesine iner. Sizi; parlak dedektiflerden esrarengiz yabancılara, geçmiş yaralarını sarmaya çalışan bireylere kadar farklı karakterlerin zihnine davet eder. İster kime güvenmeniz gerektiğini sorgulatan yüksek riskli bir gerilim olsun ister ruh sağlığına dair yürekten bir hikâye, bu K-dramalar yalnızca eğlence sunmakla kalmaz; hepimizin içinde taşıdığı sırları, korkuları ve güçleri daha yakından görme fırsatı verir.

Devam eden bu K-drama, birçok ölümcül ve tedavisi olmayan hastalığın çaresini bulduğunu iddia eden seri katil Lee Woo-gyeom’u (Ryeoun) takip eder. Ancak karanlık bir bedel vardır: Bu tedaviler laboratuvarda üretilmez, bir insandan diğerine “aktarılır.” Ölmek üzere olan birini kurtarmak için başka birinin feda edilmesi gerekir. Dizi; kişisel nedenlerle Lee’yi korumak isteyen savunma avukatı Park Han-joon (Sung Dong-il) ile onu mahkûm etmeye kararlı savcı Cha Yi-yeon’un (Keum Sae-rok) yarattığı psikolojik kaos etrafında şekillenir. Mahkeme salonu dramını psikolojik gerilimle birleştiren yapım, bir katilin kurtarıcı olup olamayacağını ya da yalnızca saf kötülükten ibaret olup olmadığını herkese sorgulatır.

Hikâye, farklı zaman dilimlerinde yaşayan ve gizemli bir kadın olan Yoo Sung-ah’ın (Go Min-si) gelişiyle yolları kesiştikten sonra hayatları mahvolan iki erkeğin etrafında döner. İlk zaman çizgisi (2001), kırsalda bir motel işleten Koo Sang-jun’u (Yoon Kye-sang) takip eder. Yağmurlu bir gecede kabul ettiği misafirin bir seri katil çıkmasıyla gerçekleşen cinayet, ailesinin itibarını ve ruh sağlığını yok eder. İkinci zaman çizgisi (günümüz) ise izole bir tatil evini yöneten Jeon Yeong-ha’yı (Kim Yoon-seok) izler. Yanında küçük bir çocukla giriş yapan ancak tek başına ayrılan gizemli kadın Yoo Seong-a (Go Min-si), geride şüpheli kan lekeleri bırakır ve adamın huzuru altüst olur. Geçmiş ile bugün arasında gidip gelen dizi, beklenmedik bir misafirin birden fazla hayatı nasıl sonsuza dek değiştirebileceğini yavaş yavaş ortaya koyar.

Baek Hee-sung (Lee Joon-gi) kusursuz bir eş ve babadır. Metal işçiliği yaptığı bir atölye işletir ve küçük kızına düşkünlükle bağlıdır. Ancak kötü şöhretli bir seri katille bağlantılı karanlık ve şiddet dolu geçmişini gizlemek için çalıntı bir kimlikle yaşamaktadır. Asıl çarpıcı nokta ise eşinin, Cha Ji-won’un (Moon Chae-won), cinayet büro dedektifi olmasıdır. Kadın, eski dosyalardan oluşan bir dizi cinayeti araştırmaya başladığında kanıtlar doğrudan kendi kocasını işaret etmeye başlar. Şüphe evliliklerine yavaşça sızarken aşk ile aldatma çatışır ve çift rahatsız edici gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalır. Psikolojik gerilimi duygusal derinlikle harmanlayan bu drama, insanların gerçekten değişip değişemeyeceğini sürekli sorgulatır.

Hikâye, bilim insanlarının bir “psikopat geni” keşfettiği bir dünyada geçer. Eğer bir fetüs bu gene sahipse, seri katile dönüşme ihtimali yüzde 99, dâhi olma ihtimali ise yüzde 1’dir. Dizi; iyi kalpli, mesleğinde yeni polis memuru Jeong Ba-reum’u (Lee Seung-gi) ve ailesini öldüren seri katilden intikam almaya takıntılı, sert dedektif Ko Moo-chi’yi (Lee Hee-joon) takip eder. Birlikte, suçları tüm ülkeyi sarsan yeni bir avcıyı yakalamaya çalışırlar. Soruşturma derinleştikçe şok edici gerçekler ortaya çıkar ve avcı ile koruyucu arasındaki sınır bulanıklaşır. Öngörülemez dönemeçlerle dolu bu drama, ahlak, adalet ve insan doğasına dair fikirlerimizi sürekli sorgulatır.

Sessiz Manyang kasabasında meydana gelen yeni cinayetler, 20 yıl önceki ünlü çözülememiş bir vakayla neredeyse birebir benzemeye başlar. Hikâye, geçmişte yaşadığı bir trajedi yüzünden hayatı altüst olmuş yaşlı dedektif Lee Dong-sik’i (Shin Ha-kyun) ve kendi sırlarını taşıyan yetenekli genç polis memuru Han Joo-won’u (Yeo Jin-goo) takip eder. Gizemi çözmeye çalıştıkça kimseye güvenemeyeceklerini, hatta birbirlerine bile güvenemeyeceklerini fark ederler. Herkesin şüpheli olduğu, gerçek canavarın tanıdıkları biri olabileceği gergin bir psikolojik oyuna dönüşür. Sert, şiirsel ve son derece zekice anlatımıyla Baeksang Sanat Ödülleri’nde (Kore’nin Oscar’ları) büyük başarı kazanan bu yapım gerçek bir psikolojik ustalık dersidir. İlk iki bölüm oldukça yavaş ilerler, ancak sonrasında hikâye giderek ilgi çekici hâle gelir; bu yüzden hemen vazgeçmeyin.
BU İÇERİK İLK OLARAK GQ INDIA WEB SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR.