Chiwetel Ejiofor, Backrooms. A24
Aşağıdaki yazı, sonu da dahil olmak üzere Backrooms hakkında büyük spoiler’lar içermektedir.
Backrooms, hafta sonunda gişeyi adeta kasıp kavurdu ve 20 yaşındaki yönetmeni Kane Parsons’ı takip edilmesi gereken harika bir auteur olarak taçlandırdı. (Bir filmiyle bir numaradan açılış yapan en genç yönetmen oldu.) Film, hafif tabirle tam bir kafa yolculuğu: esasen Parsons’ın gençlik yıllarında çektiği viral YouTube videoları serisinin uzun metrajlı bir uyarlaması. Bu videolar, sonsuz ve liminal bir paralel boyutu keşfeden, found-footage tarzında rahatsız edici kısa filmlerdi — idrar renginde duvarlara ve titreyen floresan ışıklara sahip, 90’lardan kasvetli bir ofis ortamını andıran, düğüm olmuş koridorlardan oluşan labirentimsi bir yapı. Film, bir zamanların ürkütücü internet memesini tam teşekküllü bir uzun metraj korku filmine dönüştürüyor; yer yer gerçeküstü, tuhaf ve bazı anlarda tamamen dehşet verici bir yapım. Ve çılgınlık son ana kadar hız kesmeden devam ediyor.
Filmde karşımıza Clark (Chiwetel Ejiofor) çıkıyor; depresif bir mobilya mağazası sahibi — ve başarısız bir mimar. Sert geçen boşanmasının ardından zamanının çoğunu ağzında bir şişeyle, eski televizyonunda durmaksızın yayımlanan rahatsız edici reklam programlarını izleyerek geçiriyor. Paralel dünyayı da mağazanın bodrum katında keşfediyor.
Kısa süre içinde backrooms’a saplantılı hale geliyor; görünüşe göre bu tuhaf keşif, boşanma sonrası hayatındaki anlam boşluğunu doldurmasına yardımcı oluyor. Yeni boyutu kaydetmek için daha genç iki çalışanını (Lukita Maxwell ve Finn Bennett) yanına alıyor. Ancak işler hızla kontrolden çıkıyor: backrooms’un mağara benzeri derinliklerinde bir canavar gizleniyor, Bobby’yi (Bennett) atıştırmalık gibi mideye indiriyor ve Clark ile Kat’i (Maxwell) dünyanın keşfedilmemiş, daha korkunç şekilde çarpıtılmış iç bölgelerine doğru kovalıyor. Bu sırada terapisti Mary (Renate Reinsve), Clark’ın kaybolmasından endişelenerek — son görüşmelerinde Clark’ın bilinçli şekilde backrooms hakkında sayıklamasının üzerinden birkaç hafta geçmiştir — mobilya mağazasına geliyor ve kendisi de bodrum duvarından geçerek diğer tarafa ulaşıyor.
Clark’ı buluyor, ancak Clark aklını kaçırmış durumda ve onu boğuyor. Asıl doruk noktası da burada başlıyor: Mary gözlerini, glitch’lerle dolu bir yemek odasında sandalyeye bağlanmış halde açıyor; odada Clark ve bir avuç insansı yaratık da bulunuyor. Bu yaratıklar esasen gerçeküstü deformasyonlara sahip insanlara benziyor; yüzleri eriyor, bozuluyor ya da sonsuz şekilde çoğalıyormuş gibi görünüyor. (Ayrıca Clark’ın Kat’i ekran dışında öldürdüğü ve kesik başını buzdolabında sakladığı ortaya çıkıyor. Dahmer gibi davranıyor resmen.) Clark’a göre backrooms, oraya giren insanların anılarından oluşuyor ve insansı yaratıklar da önceki kâşiflerin kopyaları: anıların anılarından inşa edilmiş eksik ve kusurlu simulakrumlar; tıpkı backrooms’un sonsuz koridorları ve liminal alanları gibi. Clark, Mary’yi eski eşiyle bir konuşmayı canlandırmaya zorlamaya çalışıyor — filmde daha önce Mary’nin kullandığı bir terapi tekniği bu — Mary başlangıçta oyuna katılıyor, ardından Clark’a karısının onu terk etmesine yol açan sayısız karakter kusurunun sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini söylüyor.
Bu durum, en azından kısa bir an için, Clark’ın şimdiye kadarki davranışlarının… şey… tamamen delice olduğunu fark etmesini sağlıyor ve Mary’yi serbest bırakıyor. Ardından filmin final sekansı geliyor: her biri bir öncekinden daha keyifli şekilde absürt olan olayların üst üste yığıldığı gerçeküstü bir karmaşa. Öncelikle, Clark’ın deforme olmuş ikizi odaya giriyor. Meğer filmin başındaki canavar buymuş; Clark’ın mobilya mağazasını tanıtmak için giydiği korsan maskotu kostümünün devasa, çizgi filmvari bir kopyası. Yani, güvensizliklerinin ve öz şüphelerinin tam anlamıyla dev bir metaforu. Korsan Clark, Clark’tan bir parça koparıyor ve görünüşe göre onu öldürüyor; ardından Mary’yi backrooms’un labirentlerinde kovalamaya başlıyor. Sonunda ikisi, mobilya mağazasının gerçeküstü alternatif bir versiyonuna ulaşıyor ve burada Mary istemeden, paralel dünyayı gözlemleyen Async adlı karanlık bir bilimsel organizasyon tarafından kurulmuş gaz tuzağını tetikliyor.
Görünüşe göre onu kurtarıyorlar; ardından rahatsız edici derecede nazik bir araştırmacı olan Phil (Mark Duplass), içeride ne gördüğü hakkında onu sorguluyor. Mary’nin akıbeti belirsiz bırakılıyor: Phil, Async’in onu serbest bırakıp bırakmayacağına kendisinin karar vermediğini söylüyor ve Kötü Film Şirketleri hakkında bildiğimiz bir şey varsa, o da muhtemelen Mary’nin iyiliğini düşünmedikleridir. Phil, backrooms’u belki de insanlık tarihindeki en önemli bilimsel keşif olarak tanımlıyor; öyle bir önem ve kârlılık ki, bunu tek bir insan için riske atacaklarını düşünmek mümkün değil. Her şey göz önüne alındığında, Mary’nin başka bir deney kobayı olmaya mahkûm olduğu oldukça muhtemel görünüyor.
Filmin son karesinde, Mary’nin kendi biçimi bozulmuş kopyasını, sorgu odasının glitch’lerle dolu bir replikasında tek başına otururken görüyoruz. Bunun ne anlama geldiğine gelince — sembolik olarak da, gerçek anlamda da — tamamen izleyenin yorumuna bağlı. Ya da başka bir deyişle: kim bilir? Parsons da Polygon’a verdiği bir röportajda sonu açıklamaktan büyük ölçüde kaçındı. “Yaptığım işlerdeki olayları açıklama konusunda biraz mesafeliyim,” dedi. “Bunun kaçamak gibi görünmesini istemem. Sadece seyircim benim sözlerime kendi yorumlarından daha fazla önem vermeyi seviyor. Dikkatli olmak istiyorum — söyleyeceğim her şey aşırı ciddiye alınacaktır.” Sonuçta bazen filmler açıklanmadan daha iyidir: eve dönüş yolundaki sohbetler bunun içindir. Ve eğer gerçekten daha fazlasını öğrenmek için çaresizseniz, Parsons devam filmleri serisi yapmak istediğini — YouTube’da geçecek yeni yapımlar da dahil — doğruladı; dolayısıyla hem hikâye evreni hem de backrooms kuşkusuz daha fazla keşfedilecek.
BU İÇERİK İLK OLARAK BRITISH GQ WEB SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR.