Sportif tasarımların rahatlığını, klasik giyimin özenini ve günlük hayatın pratikliğini bir araya getiren bir stille karşı karşıyayız. Eşofman kumaş değiştiriyor, polo korttan çıkıp kulüp sonrası hissine yaklaşıyor, geniş hacimli ceket yoga ya da fitness stüdyosu sonrası görünümün ana parçası gibi çalışıyor. Clean boy ne giyer sorusunun cevabı tek bir üründe değil, bu parçaların kurduğu düzende saklı.
Merkezde güne hazırlanmış olma hissi var. Antrenman bitmiş, duş alınmış, cilt bakımı yapılmış, kahve ya da supplement rutini tamamlanmış ve gün başlamış gibi duran bir bütün. Yüksek modanın wellness kültürüne nasıl bir tasarım diliyle uyumlandığını, markaların İlkbahar/Yaz 2026 koleksiyonları üzerinden tartışalım.


SOL FOTOĞRAF: Giorgio Armani; SAĞ FOTOĞRAF: Issey Miyake
Sessiz Özen
Pürüzsüz görünen cilt, özenle şekil verilmiş saç ve küçük grooming detaylarıyla bakım tamamlanıyor. Bu hazırlık kıyafetle sessizce harmanlanıyor. Basit bir tişört, iyi kesilmiş bir pantolon, ince deri bir ceket ya da temiz bir sneaker tek başına büyük bir iddia taşımadan daha özenli bir bütünün parçasına dönüşüyor. Bu netlik Jil Sander’da keskin bir çizgiyle karşılık buluyor.
Simone Bellotti’nin yüzey, yapı ve sadelik üzerinden ilerleyen koleksiyonunda parçalar ilk bakışta sakin duruyor, yakından bakıldığında ise ince deri, özenli terzilik ve küçük oyunlarla hareketlenen ceket ve pantolon detayları devreye giriyor. Siluet fazla konuşmuyor, fakat her şeyin yerli yerinde olma hissi güçlü bir yerde duruyor.
Giorgio Armani aynı hissi daha yumuşak kumaşlarla sunuyor: Parlak ipekler, yumuşak deriler, hafif süetler, mumlu keten (keten liflerinden üretilen ve özel bir mum kaplama işleminden geçen hem dikiş ipi hem de kumaş olarak kullanılan dayanıklı bir malzeme) ve açık örgüler bu sert netliği daha sıcak ve yazlık bir hâle taşıyor. Parçalar yeni alınmış gibi parlamıyor, iyi seçilmiş, iyi yıkanmış ve iyi bakılmış gibi duruyor. Bakım rutiniyle kumaşa gösterilen özen aynı görüntüde buluşuyor.
Eşofman, polo, şort ya da futbol ayakkabısı gibi parçalar clean boy stilinde doğrudan performans alanına ait görünmüyor; kumaş, oran ve bağlam değiştikçe şehir içinde karşılığı olan bir gardırop fikrine yaklaşıyor.
Lacoste bu geçişi mekân üzerinden okuyor. “The Locker Room” fikriyle defile alanını bir tenis kulübünün soyunma odası gibi kurarken; polo, şort, eşofman, robdöşambr hissi veren trençler, havlu dokulu parçalar ve teknik ipek/naylon gibi yüzeylerle kort çevresindeki hayatı öne çıkarıyor. Hazırlık, maç sonrası rahatlama, kulüpte oyalanma ve şehre geçiş aynı bütünün içinde buluşuyor.
Wales Bonner’da spor mirası daha arşivsel ve kişisel bir yere çekiliyor. Y-3 işbirliğiyle yeniden ele alınan ve sahaya ait bir parça olan futbol ayakkabısı usta terzilik detaylarıyla triko, gömlek ve mücevher tokalı ayakkabılarla aynı gardıroba yerleşebiliyor. Burada spor referansı antrenman cümlesi kurmadan, stil ve hafıza taşıyan bir parçaya dönüşüyor. Clean boy spor yaptığını özellikle göstermeye çalışmıyor; sporun, bakımın ve belli bir düzenin hayatında zaten yer aldığını hissettiriyor.
Gün biterken sauna, masaj, uyku takibi ve recovery kültürü (dinlenme, yenilenme) pijama, robdöşambr, terlik, yumuşak pantolon, açık gömlek ve loungewear kodlarıyla daha rafine bir alana taşınıyor. Dolce & Gabbana’nın pamuk pijamaları bu kapıyı doğrudan açıyor. Çizgili bol pantolonlar, biyeli gömlekler, kırışık bırakılmış yüzeyler ve yumuşak tonlar uyku kıyafetlerini yatak odasından çıkarıp günlük rutinin içine yerleştiriyor.
Amiri’de aynı fikir otel dünyası üzerinden ilerliyor. Robe’lar, monogramlı terlikler, kadife yüzeyler, kapitone dokular, pijamayı andıran pantolonlar ve daha rahat kesimli ceketler recovery hissini spa görüntüsünden öte teras, oda ve akşam planı arasında dolaşan daha sosyal bir şıklık üzerinden tanımlıyor.
Markalar, evden çıkarken seçilen parçaları gün boyunca nasıl taşınacağı, nerede ve nasıl kullanılacağı ve akşam saatlerinde nasıl bir stile evrileceği üzerinde düşünerek tasarlıyor. Kıyafetin telefon, güneş gözlüğü, kulaklık, cilt ürünü ya da hafif bir dış katman için kendi içinde yer açtığını görüyoruz. Cepler, katlanan yapılar, elde taşınan ceketler ve farklı biçimde giyilebilen parçalar, günün akışını kıyafetin içine yerleştiriyor.
Homme Plissé Issey Miyake’de bu fikir Painter’s Gear serisindeki farklı boyutlarda cepler, Linen Like serisinin kuru dokulu yüzeyi ve Carrier Carried’in “garment bag” formuna katlanabilen yapısıyla karşılık buluyor.
Setchu’da ise Satoshi Kuwata’nın origami kesimli terziliği, şala dönüşebilen hibrit hoodie/gömlekleri, omuza atılan safari parkası ve tünik hâline gelen garment bag fikri aynı taşınabilirliği daha değişken bir kullanım alanına taşıyor.
SOL FOTOĞRAF: Louis Vuitton; SAĞ FOTOĞRAF: Amiri
Louis Vuitton’da ise daha sinematik bir yolculuk diliyle karşı karşıyayız. Pharrell Williams’ın Hindistan fikri etrafında kurduğu koleksiyonda yoga bag, carpet bag ve çantaların “Speedy” formları, The Darjeeling Limited motifinin geri dönüşü; pratikliği seyahat hafızası ve lüks eşya kültürüyle yan yana getiriyor.
Clean boy stilini bir gardırop listesi gibi okumak eksik kalır. Clean boy, son dönemde öne çıkan ve wellness rutinleriyle tamamlanan wellbeing kültürünün moda diline nasıl uyarlandığına, markaların tasarladıkları parçalarla ruhuna ve bedenine özen gösteren günümüzün insan profillerini nasıl mutlu ettiğine, günlük yaşama entegre olan spor ve bakım rutinine nasıl adapte olduğuna dair belli giyim kodlarını kapsıyor.