Ben Affleck, Animals’ın Çılgın Ters Köşelerini Anlatıyor British GQ
Güncel

Ben Affleck, Animals’ın Çılgın Ters Köşelerini Anlatıyor

Yeni Netflix filminde oyuncu ve yönetmen, oğlu kaçırılan Los Angeles belediye başkanı adayının evliliğini kaosa sürükleyen, sıkı ve ters köşelerle dolu bir gerilim hikayesi kuruyor. Affleck, GQ’ya filmden ve güncelliği dikkat çeken siyasi temalarından bahsediyor.

Animals, Ben Affleck’in yönetmen koltuğundaki son filmi ve oyuncu-yönetmeni tanıdık bir tür alanına geri götürüyor: rehine gerilimi. Film, kaçırılma dramı Gone Baby Gone ile Affleck’in 1979 İran rehine krizine dair sert ve Oscar ödüllü yorumu Argo gibi yapımları hatırlatıyor. Bu kez hikayenin merkezinde, ağzı iyi laf yapan Los Angeles belediye başkanı adayı Mark Kimball (Affleck) var. Bağımsız aday Kimball, doğru kişilerle ilişkiler kurup bolca para harcayarak seçim yarışında akıllıca ikinci sıraya yükselmiş ve popüler rakibinin yalnızca birkaç yüzde puan gerisinde kalmıştır. Ancak sonra asıl ters köşe gelir: Seçimin arifesinde oğlu görünüşe göre kaçırılır ve Kimball ile eşi Abigail (Kerry Washington), hayal edilemeyecek kadar korkunç ve insanın içini parçalayan bir durumun içine sürüklenir. Bu olay, zaten çatırdamakta olan evliliklerini de tamamen yıkmakla tehdit eder.

Affleck, Animals’ın Netflix’e gelmesinden birkaç gün önce GQ ile yaptığı telefon görüşmesinde, bu türe geri dönüşü hakkında “Mesele tam olarak rehine dramlarına özel bir yakınlık duymam değil,” diyor. “Daha çok, tür sineması içinde yer alan filmlerle ciddi, içerikli ya da kışkırtıcı filmler arasında mutlaka bir ikilik olması gerektiği fikriyle ilgili.” Filmlerin ya düşündürücü ya da heyecan verici olmak zorundaymış gibi görülmesinin “biraz yapay” olduğunu söylüyor. Bu nedenle Animals’ta ikisini bir araya getiriyor: Film, izleyiciyi koltuğunun ucunda tutan bir gerilim olmanın yanında günümüzün ırksal ve toplumsal gerilimlerini ele alıyor ve zenginlerle yoksullar arasındaki devasa uçurumu sorguluyor.

Bunun en açık örneklerinden biri şu: Kimball ailesi kaçıranlara 7 milyon dolar fidye vermeyi çoktan kabul etmişken bir ters köşe daha geliyor ve aslında yanlış kimlik nedeniyle kaçırılan kişinin Kimball’ların Meksikalı ev çalışanı Ceci’nin (Adriana Paz) oğlu olduğu ortaya çıkıyor. Bir anda Kimball ailesi cüzdanlarını açma konusunda eskisi kadar istekli olmuyor. Kimball’ın parayı vermek için hiçbir motivasyonu yok da değil. Seçimi kazanmak için Latin kökenli seçmenlerin oylarına ihtiyacı var ve kaçırılmış Latin kökenli bir çocuğun özgürlüğünü satın almak kuşkusuz iyi bir reklam malzemesi olacaktır. Bu sırada Gillian Anderson da Bay Wolf tarzı bir iş bitirici olarak ortaya çıkıyor ve giderek daha gergin hale gelen pazarlıkları yönetiyor.

Büyük ölçüde Kimball ailesinin gösterişli evinin klostrofobik atmosferine sıkışan Animals, sıkı ve eski usul bir gerilim filmi. Fazlasıyla 90’lar kodları taşıyor ve 106 dakikalık süresi boyunca gözünüzü ekrandan ayırmanıza izin vermiyor. Affleck’le Animals’ı çekmek, filmin Los Angeles belediye başkanlığı yarışının güncelliği ve finalde ima edildiği üzere Mark Kimball’ın bir gün gerçekten başkanlığa aday olup olmayacağı üzerine konuştuk.

GQ: Gerilim ve aksiyon açısından Animals, 90’ların klasik gerilim filmlerinin çoğunu hatırlatıyor. Aklınızda bu tür retro referanslar var mıydı?

Ben Affleck: Kesinlikle. Muhtemelen filmlerden en çok etkilendiğim, onları izleyip içinde yer alma konusunda ilham aldığım dönem buydu. Hayatımızın o döneminde gördüğümüz, bizi şekillendiren ve bizim için anlam taşıyan şeylerden etkilenmemek mümkün değil. Ben aynı zamanda 70’lere de bakıyorum. O dönem, yüksek konseptli yapımlardan ziyade son derece insani dramalara dayanıyordu.

Bence ben en iyi, insanların ve zor durumlarda nasıl davrandıklarının hikayelerini anlatırken iş çıkarıyorum. Aksiyonun ya da yüksek riskli çatışmanın kendisini son derece insani biçimlerde göstermesine izin vermeye çalışıyorum çünkü bana göre hikayenin en ilginç tarafı insanların nasıl davrandığı.

Film zamanın ruhuna çok uygun hissettiriyor. Los Angeles belediye başkanı hakkında bir film ve gerçek hayattaki seçim yarışı da şu anda giderek kızışıyor. Mark’ı neden Los Angeles seçimlerinde bağımsız bir aday olarak kurguladınız?

Keşke zamanın ruhunu bu kadar iyi yakaladığım için kendime pay çıkarabilseydim. Ama aslında hikayenin bu versiyonunu başkanlık seçimlerinden biraz önce tasarlamaya ve yazmaya başlamıştım. Dolayısıyla göç meselesinin böylesine büyük bir kültürel önem kazanacağını öngöremezdim. Bundan özel bir memnuniyet de duymuyorum. Bir felaket filmi yazıp sonra o felaketin gerçekten yaşanması gibi. “Bakın, benim için ne büyük şans,” demek korkunç derecede bencilce olurdu.

Ama filmi çekerken çok gerçeküstü bir deneyim yaşadık. Bir gün bir mekana gitmemiz gerekiyordu ve ardından bize, “Hayır, burada çekim yapamazsınız,” denildi. Bir ICE baskını vardı. Yani biz filmi çekerken bunlar bir bakıma gerçek zamanlı olarak yaşanıyordu. Bu da filme kesinlikle bir aciliyet ve sorumluluk duygusu kattı.

Belediye başkanlığı yarışı konusunda ise bilmiyordum. Elbette bir belediye başkanlığı seçimi olacağını biliyordum ve Los Angeles’taki belediye başkanlığı seçimleri zaten daha geniş bir kültürel önem kazanmaya, bir bakıma kutuplaştırıcı hale gelmeye başlamıştı. Spencer Pratt gibi bağımsız bir adayın yarışa gireceğini tahmin edemezdim.

Mark’ın hem bir siyasetçi hem de bir insan olarak erdem gösterisi yaptığını mı, yoksa gerçekten erdemli olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Bence aslında aradaki farkın ne olduğunu kendisi de bilmiyor. Çizgi o kadar bulanıklaşıyor ve çeşitli erdemleri sergileme fikrini, hatta zorunluluğunu, o kadar içselleştirmiş durumdayız ki bence o da hayatını herkese erdemli olduğunu göstermek üzere tasarlanmış bir özgeçmiş oluşturarak geçirmiş. Dolayısıyla bazı açılardan neredeyse anlamsız hale geliyor. Bana da yapay geliyor. Bir tür her şeye biraz el atmış insan özgeçmişi var. Biraz İspanyolca öğreniyor ve “Latin seçmenlere hitap ederim,” diyor. Ama günün sonunda şu soru ortaya çıkıyor: Gerçekten herhangi bir şeyi savunuyor musun? Gerçekte neye inanıyorsun?

Bence o, sonuna kadar gerçekten neye inandığını kendisi bile bilmeyen bir karakter ve vardığı cevap da pek idealize edilmiş bir cevap değil. Umarım bu, izleyiciye dürüst gelen bir filmdir. Kendi sonuçlarına varırlar ve “Muhtemelen gerçekten böyle işlerdi,” diye düşünürler. Hikayedeki bireylerle bağ kurarak bir sistem ve güç yapısı hakkında didaktik, vaazcı ya da bilgiçlik taslayan bir anlatıya dönüşmeden hikaye anlatabildik.

Animals açıkça bu fidye durumu üzerine kurulu ama aynı ölçüde evliliğin karmaşıklığıyla da ilgili. İki temayı birbirine bağlayan şey, pazarlık yapmak, taviz vermek ve krizleri birlikte yönetmek zorunda olmak.

Bence kesinlikle bunun bir parçası bu. Diğer tarafı ise, en azından bazı kültürel çevrelerde, yalnızca geniş ölçekte ve kamusal olarak değil, birbirimize karşı da erdem gösterisi yapmaya alışmış olmamız. Bu filmde evliliğin içinde her ikisi de kendilerinden beklenen belirli rolleri oynuyor ve bu rollerin kendi kişisel ihtiyaçlarıyla uyuşmadığını hissettikleri noktalarda onlardan biraz rahatsızlık duyuyorlar.

Doğru ya da yanlış, bu film yargıda bulunmaya çalışan ya da izleyiciyi yargılamaya davet etmek isteyen bir film değil. İnsanların kendi yargılarını oluşturmasını engelleyemezsiniz. Ama benim ilginç bulduğum şey, evliliğin dönüşebileceği şeyle siyasetçi olmanın, hatta çağdaş dünyada var olmanın ne anlama geldiği arasındaki benzerliklerdi. Kendimizi önceden hazırlanmış bir inançlar dizisiyle ve ortak bir erdemler dizisiyle tanımlıyoruz, bunlarla uyum içinde olmamız bekleniyor ve nüans ya da karmaşıklık için gerçekten fazla alan kalmıyor.

Evet, kesinlikle. İki oğul Cadılar Bayramı maskeleri takıyor ama bana göre metaforik anlamda maske takmayan tek kişiler de onlar. Bence bu, neredeyse kelimenin tam anlamıyla, maske düştüğünde ne olduğunu anlatan bir film. Evlilikte taktığımız maskeler, kamusal hayatımızda taktığımız maske.

Kimball’ın eşi Abby rolüne harika bir performans sergileyen Kerry Washington’ı seçtiniz. Gerçek hayatta aktivizm deneyimi var, ayrıca Scandal dizisinde kriz yönetimi senaryolarında da rol aldı. Onu bu rol için bu kadar uygun yapan şey bunlar mıydı?

Kesinlikle bütün bunlar, ayrıca bariz yeteneği ve açıkçası zekasıyla güçlü duruşu. Bir evlilik hikayesi anlatacaksanız, derinliği olan ve izleyicinin kendi deneyimlerinden ve geçmişinden bir şeyler yansıtabileceği iki dolu karaktere ihtiyacınız olduğunu bilirsiniz. Benim bir bakıma ortak yazar olacak birine ihtiyacım vardı. Bu evliliğin geçmişini birlikte oluşturduk. Bu da birbirimize karşı açık ve savunmasız olmayı, evlilik hakkında bazı içgörüleri ve beraberinde gelen birtakım zorlukları paylaşmayı gerektiren bir süreçti.

Bunu “Benim evliliğimde X oldu” ya da “Y oldu” şeklinde yapmadık. Daha çok, genellikle yaşanabilecek şeylerden ve ortaya çıkabilecek duygulardan söz ettik. Sonra bunun üzerine bu kurmaca hikayeyi inşa ettik. Irklararası bir ilişkiye özgü güvensizlikleri de araştırdık. Bu nasıl görünür? Bu film, izleyiciyi normalde davet edilmeyeceği odaların içine davet etmekle ilgili. Karşımızda kim olduğuna göre insanlarla farklı konuşuyoruz. Örneğin Adriana ve Luis’in karakterleri patronlarının karşısında, birbirleriyle yalnızken olduklarından çok farklı bir yüz gösteriyor. Kerry’nin canlandırdığı Abigail ile benim karakterim de, örneğin onlar yanımızda olmadığında haklarında farklı konuşuyor.

Birçok kişinin size belediye başkanlığına aday olup olmayacağınızı sorduğunu biliyorum. Ama benim merak ettiğim başka bir şey var: Mark, başkanlık konusunda bazı hırsları olduğunu ima ediyor. Sizce gerçekten aday olur muydu? Başarılı olur muydu? Ve neyi savunurdu?

Bence Mark bazı açılardan sonunda başkanlığa aday olması için teşvik edilecek türden biri ve böyle bir ihtimal ona son derece cazip gelirdi. Finalde kaçıranı vurduğuna dair anlattığı hikaye doğru olmasa bile, suça karşı duran adam olarak görülmesi bugünün dünyasında ironik biçimde onu son derece cazip bir siyasi aday haline getirirdi. Bence biri bir suçun mağduru olup birini vursa, öyle bir çağda yaşıyoruz ki herkes etrafına üşüşüp “Neden başkanlığa aday olmayasın?” derdi.

BU İÇERİK İLK OLARAK BRITISH GQ WEB SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR.

İZLE
Men of the Year 2025: Late Checkout
İLGİLİ İÇERİKLER
İlgili Başlıklar
Daha Fazlası