Ertan Balaban'la Challenge

Bu ay, katılmanın dahi başlı başına başarı olarak kabul gördüğü aktivitelerden biri olan triatlon dünyasına daldım. Alanının usta isimlerinden triatlet İpek Onaran’la karşı karşıyayız.

13 Temmuz 2015

Ertan Balaban'la Challenge

Günümüzde spor sektöründeki gelişmeleri takip etmek, teknolojinin kendisini takip etmek anlamına geliyor. Özellikle toplumun gündelik hayatında önemli yer tutan koşu, yüzme ve bisiklet gibi branşlara duyulan ilgi, insanları daha iyi ekipmanlar edinmeye ve kafalarına taktıkları şapkanın niteliğini öğrenmeye itti. Öğrenmenin her türlüsü güzeldir ve insanları araştırmacılığa iten şeyin spor olması da toplumsal bir kazanımdır.

Bu ilgiyi yalnızca ekipman değil, söz konusu branşların harmanlandığı ve yalnızca fiziksel değil mental yeterliliklerinizin de sınandığı organizasyonlara duyulan ilginin artışında da gözlemleyebiliyoruz. İnsanların kendilerine Spartan Race, Ironman gibi organizasyonları hedef koymalarını görmek mutluluk verici.

Yaygın görüşün aksine, ben rekabetin kötü olduğuna inanmıyorum. Kötü olan egodur. Rekabet gelişimi, sporun ve sporcunun ileriye gitmesini sağlar. Tehlikeli olan egodur. Çünkü başarısızlığı kabullenebilmek kadar başarıyı da taşıyabilmek gerekir. Bu ay sizlerle rekabetin belki de en elit seviyelerde ele alındığı triatlonun başarılı temsilcilerinden İpek Onaran’ı tanıyacağız.


2002-2006 yıllarında Triatlon Milli Takımı’nda yarışan İpek, eğitim hayatının son bölümünde, biraz da kariyer kaygısıyla, spora tam yedi senelik “minik” bir ara vermiş. Spora dönüşü 2013 senesinde arkadaş etkisi ve sosyalleşme amaçlı olmuş.

Nispeten kalabalık bir günde, İstanbul’un sporla en iç içe ve spora en müsait mahallelerinden biri olan Fenerbahçe’deyiz. Antrenmana startı, benim hem sporculuk hem de özel hayatımda en sevmediğim ve üşendiğim çalışma olan koşuyla veriyoruz.

Genetik ve kas yapılarımız dikkate alındığında, bazı atletler kısa ve patlayıcı kuvveti daha kolay elde edebilirken, diğerleri uzun ve dayanıklılık isteyen antrenmanlara daha yatkındır. Kendi adıma konuşmak gerekirse, hayatım boyunca patlayıcı kuvvetten müthiş zevk aldım. Öyle tahmin ediyorum ki, atletizmci olsaydım hocam beni 100 metreci yapardı.

Röportajın tamamı ve çok daha fazlası GQ Türkiye Temmuz sayısında ve GQ Türkiye Dijital edisyonunda...