Jamie McCarthy/Getty Images
Bir zamanlar smart-casual denince akla lacivert takım elbise, beyaz tişört ve bir çift sneaker gelirdi. Bundan yaklaşık on yıl önceydi ve bir süreliğine iyi de görünüyordu; en azından dönemin ruhuna uyuyordu. Ta ki emlakçılar ve satışçılar bu görünümü adeta üniforma gibi benimseyene ve kombin de bu kalıba sıkışıp kalana kadar. Tişörtler biraz fazla dar, takım pantolonları biraz fazla slim, sneaker’lar ise tişörtlerden bile daha beyaz parlayacak kadar kusursuz temizdi. Üniforması hâline geldiği meslekler gibi bu görünüm de biraz fazla düz ve sıkıcı olmakla ün yaptı ve bu imajdan bir daha pek kurtulamadı.
Bu başlı başına kötü bir şey sayılmaz ama blazer ve tişört ikilisinin de onunla birlikte gözden düşmesi biraz üzücü. Yıllar içinde bu kombini yeniden canlandırmaya çalışan isimler oldu. Bunu iyi yapanlar, örneğin Austin Butler ve Nicholas Hoult, beyaz tişörtü koruyup blazer’ın rengini değiştirdi. Yanlış anlaşılmasın, gayet iyi görünüyor ama hep bir şeyler eksik kalıyordu. Derken Drew Starkey sahneye çıktı ve New York’ta, örnek alınası yeni bir T&B (yani tişört ve blazer) yorumuyla karşımıza çıktı.
Outer Banks’in final sezonunun tanıtımı için yola çıkan 32 yaşındaki oyuncu, kusursuz bir Dries Van Noten kombini giymişti. Üzerinde, şaşırtıcı olmayan bir şekilde, canlandırdığı Rafe Cameron karakterinin de rahatlıkla giyebileceği çizgili, hoş bir tişört vardı. (Kısa kollu olduğunu ve muhtemelen cepli bu model olduğunu düşünüyorum ancak Starkey’i blazer olmadan görmediğimiz için bunu doğrulayacak bir kanıt yok.) Tişörtün üzerine ise yazın tüvit giymek için oldukça ikna edici bir argüman sunan, şık balıksırtı desenli kruvaze bir blazer giymişti. Altında blazer’la birebir eşleşmeyen, hafif İspanyol paçalı bir takım pantolonu ve küçük topuklu, yuvarlak burunlu botlar vardı. Bu, 2010’larda bile o dönemin meşhur görünümüne kapılmamış erkekler için smart-casual. Zevkli. Klas. Ve uzun zaman önce rafa kaldırdığımız bir giyim kombinasyonunu geri getirecek kadar güçlü.

Jason Howard/Bauer-Griffin
Parçalara tek tek baktığınızda muhtemelen onları bir araya getirmek aklınıza gelmezdi ama kombini bu kadar iyi yapan da tam olarak birlikte yarattıkları etki. Bunun birkaç belirgin nedeni var.
İlk olarak, kalıp önemli. Tişört ve blazer, standart kalıpların birkaç beden büyüğünü tercih etmek yerine baştan bol bir kesime sahip. Böylece ikisi de doğru silueti koruyor ve üzerinizde, sizden üç beden büyük birinden kıyafet ödünç almışsınız gibi durmuyor. Üst parçayı pantolonun içine sokmak da yardımcı oluyor. Bu görünüm, pantolonun hafif İspanyol paçası ve uyluk boyunca devam eden rahat kesimiyle dengeleniyor.
Bir diğer nokta ise Queer yıldızının desen ve doku konusunda biraz daha cesur davranması. Geçmişte erkekler tişört ve blazer ikilisini giyerken blazer’ın altına çizgili bir parça tercih etmezdi. Renkli bir şey giymek ise zaten pek söz konusu değildi. Ancak burada çizgili tişört, blazer’ın balıksırtı dokusu ve kruvaze kesimiyle birleşerek görsel açıdan daha ilgi çekici ve modern bir etki yaratıyor. Başka bir deyişle, kombinin tekdüze görünmesini engelliyor ve acemilerle işi bilenleri birbirinden ayıran o küçük stil dokunuşunu sağlıyor.
Starkey, tişört ve blazer giymenin yeni kurallarını belirledi; dolayısıyla bu ikilinin yeniden yükselişe geçmesini çok yakında bekleyebilirsiniz. Ama ne olur, haberi hâlâ 2010’ları geride bırakamayanlara da ulaştırın. Gardıroplarına iyilik etmiş olursunuz.
BU İÇERİK İLK OLARAK BRITISH GQ WEB SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR.