Pitti Uomo, Geleceğin Erkek Modasını Konuk Tasarımcılar Aracılığıyla Nasıl Önceden Okudu? Kolaj: GQ Italia
Stil

Pitti Uomo, Geleceğin Erkek Modasını Konuk Tasarımcılar Aracılığıyla Nasıl Önceden Okudu?

Pitti, 50 yılı aşkın süredir erkek modasının evrimini en yetenekli isimleri keşfederek takip ediyor. Pitti’nin Özel Etkinlikler Direktörü Francesca Tacconi, GQ’ya “Bu biraz tenis maçı gibi: Hücum oynarız, asla topu oyuna geri atmayız” diyor.

Bu yazı, GQ Italia’nın stil ve moda bülteni In Fashion Terms’in bir edisyonudur. Gelen kutunuza almak için buradan kaydolabilirsiniz.

Sürprizleri severim; özellikle de günümü çok fazla bozmayan küçük sürprizleri. Kimse kutsal rutinime dokunmadığı sürece beni şaşırtabilirsiniz. Muhtemelen bu yüzden, yılda iki kez Floransa’daki Fortezza da Basso’da düzenlenen ve 50 yılı aşkın süredir erkek giyiminin en güncel hâlini sunmayı amaçlayan Pitti Uomo’ya yaklaşırken her zaman belli bir keyif duyarım. Dünyanın dört bir yanından yaklaşık 800 katılımcının yer aldığı fuar vardır; herkes yan standınkinden daha iyi bir palto ürettiğine bizi ikna etmeye çalışır. Ama hepsinden önemlisi, beni ve birçok meslektaşımı Toskana kırsalındaki villalara sürükleyen asıl cazibe, konuk tasarımcılardır. O hikâyeyi başka bir zamana saklıyorum.

Sürprizlere geri dönersek, Pitti Uomo’ya giden aylar, etkinlik günlerinde podyuma çıkacak tasarımcıların açıklandığı dönemdir. Yıllar içinde bu beklenmedik seçimler Floransa’ya modanın gerçek süperstarlarını getirdi: Haider Ackermann, Y/Project ile Glenn Martens, Off-White ile Virgil Abloh, Jonathan Anderson, Martine Rose, Grace Wales Bonner, ERL ve Raf Simons. Bunun yanında Givenchy, Fendi, Jil Sander, Valentino, Undercover ve Craig Green de vardı. Pitti’nin Özel Etkinlikler Direktörü Francesca Tacconi, Mac ekranımda belirdikten kısa süre sonra şöyle anlatıyor: “Kaynaklarımız var; çok okuyor, çok araştırıyoruz. Hâlâ her zaman dinlediğimiz ve bizi doğru isimlere yönlendiren referans kişilere güveniyoruz. Ayrıca Paris’teki danışmanımız Nathalie Ours ile çalışıyoruz. Onunla sık sık her türden ‘sihirli’ fikirle yola çıkıyoruz. LVMH Prize ile doğrudan bağlantılı olması bizim için büyük bir avantaj. Orası çok geniş bir havuz.”

İki yıl önce Marine Serre, Paris’te Seine Nehri kıyısını bırakıp Floransa’nın biraz dışında defile yaptığında, Pitti Uomo organizasyonundan biri bana Paris Olimpiyatları’nın yarattığı kaosun Fransız tasarımcıyı konuk tasarımcı davetini kabul etmeye ittiğini söylemişti. Tacconi’ye konuk seçiminde gizli bir yöntem olup olmadığını sorduğumda şunu söylüyor: “O örnekte şehirde gerçekten büyük bir karmaşa vardı. Ama her zaman böyle olmuyor. Bilimsel bir yöntem yok; daha çok bir denge söz konusu. Bazen kadın tasarımcılara alan açmaya çalışıyoruz. Çoğu zaman içgüdülerimizle hareket ediyoruz.”

Yıllar içinde giderek küçülen bütçeler Pitti’nin keşif sürecini zorlaştırmış olsa da, Tacconi etkinliğin hâlâ birçok tasarımcı için güçlü bir sıçrama tahtası olabileceğine inanıyor. “Onlarla iletişime geçtiğimizde bunu bir tür alışveriş gibi düşünmeyi seviyoruz. Biz onlara anlarını verebiliriz, ama onların da bize güvenmesi gerekir. Burada devasa bir şov yapamazsınız; bir bütçe sağlıyoruz ve çoğu zaman başka masrafları da üstleniyoruz. Bir de alıcı meselesi var. Buraya gelenlerin satış yapması gerekiyor ve Kore, Japonya ve Orta Doğu’dan alıcılar, perakendenin zor bir döneminden geçmesine rağmen hâlâ geliyor. Milano ve Paris’te büyük isimler arasında kaybolma riski varken, burada yıldız sizsiniz,” diyor Tacconi ve birkaç edisyon önceki konuk tasarımcılardan Luca Magliano’yı alıntılıyor: “Görülmek güzel.”

Birkaç gün sonra başlayacak edisyonda seçim, yalnızca yüzeyde birbirinden farklı görünen iki isme düştü. Bir yanda Paris takviminde artık düzenli bir yer edinen Hed Mayner, diğer yanda LVMH Prize’ın taze kazananı Soshiotsuki; o da podyum çıkışını ilk kez Pitti Uomo’da yapacak. Yolları farklı olsa da ortak noktaları, alışılmışın dışında bir erkek giyimi anlayışı. Geniş hacimler ve erkek kıyafetine farklı bir bakış açısı. Her ikisi de son yıllarda modada gerçekten neyin değiştiğinin kusursuz örnekleri. Bir zamanlar “kült tasarımcılar” konuşulurken, bugün “kült markalar”dan söz ediyoruz. Erkek giyiminde bu, Lemaire, Auralee, Evan Kinori, Mfpen ve Our Legacy gibi markalarla karşılık buldu; erkeklerin kıyafete dair yenilenen ihtiyaçlarına temas etmeyi başaran isimler bunlar.

“Şüphesiz güzel isimler ve kaliteli işler yapıyorlar, ama bazen daha az zorladıklarını hissediyorum,” diyor Tacconi. “Şu an biraz cesaret arıyorsam, Soshiotsuki gibi daha doğuya bakmam gerekiyor. Bu isyan meselesi değil; daha çok cesaret ve özgürlükle ilgili. Daha serbest hissediyorlar. Fazla ileri gitmenizi engelleyen o ağırlık yok. Bunu eskiden Craig Green, Jonathan Anderson veya Thomas Tait gibi Britanyalı tasarımcılarda arardım; Glenn Martens ya da Luca Magliano’da da gördüm. Bunlar bir şeyi kırabilen isimler ve kırdıklarında, arkasındaki yeteneği fark ediyorsunuz.”

Soshiotsuki’den söz ederken Tacconi’nin de benim kadar etkilendiği hemen anlaşılıyor. Onun modasında bin farklı yüz görülebiliyor: Japon estetiğine özgü hafif bir sapkınlıktan, erkek bedenini ortaya çıkarma arzusuna kadar. “Bana Armani takımlarını seksi bulduğum şekilde seksi geliyor,” diyor; Pitti Uomo tarihinin belki de en ünlü konuk tasarımcısına gönderme yaparak.

Bu konuyu Francesca Tacconi ile konuşmak bana umut verdi. Pitti Uomo haftası aynı zamanda Milano Moda Haftası’na denk geliyor; kemikleşmiş bir takvim ve çağdaş erkek modasını gerçekten keşfetme fikrine karşı belirgin bir isteksizlikle, pek de heyecan verici görünmeyen bir etkinlik. Trenle iki saat ötede, tüm zorluklara rağmen erkek giyimini konuşmak isteyen birilerinin hâlâ olması küçük ama iyi bir haber. Tacconi bunu şöyle özetliyor: “Araştırma ruhu bizim DNA’mızın bir parçası. Biraz mecburiyetten, yoksa ayakta kalamazsınız; ama aynı zamanda başkalarının yapmadığını yapmak, kendi yolunuzu bulmak zorundasınız. Biz ne buyuz ne de şu; biz araştırmayız.”

Floransa’da görüşmek üzere vedalaşmadan önce son bir soru soruyorum: Erkek modası yıllar içinde değiştiyse, Pitti de değişti mi? “Evet, bu çok açık,” diyor. “Ama bu bir tenis maçı gibi: Hücum oynarız, asla rövanş beklemeyiz. Hep bir adım önde olmak, konfor alanımızın dışına çıkmak ve öngörmek için çalışırız.” Öngörü demişken, Soshiotsuki’nin podyumdan süzülen tasarımlarını görmeyi sabırsızlıkla bekliyorum. Umarım orada da küçük ama hoş bir sürpriz gizlidir.

BU İÇERİK İLK OLARAK  GQ ITALIA WEB SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR.

İZLE
Men of the Year 2025: Late Checkout
İLGİLİ İÇERİKLER
İlgili Başlıklar
Daha Fazlası