The Bank Hotel İstanbul The Bank Hotel İstanbul
GQ Tanıtım

Şehirde Bir Design Hotel: The Bank Hotel İstanbul

Bankalar Caddesi'nde 1960'lardan beri süregelen hikayesinde yeni bir maceraya yelken açan bir cevher.

Otel, Marriott International’ın Design Hotel markası altında The Bank Hotel Istanbul ismi ile faaliyet gösteriyor. The Bank Hotel İstanbul binası 1867 yılında Antoine Tedeschi tarafından Neo-Rönesans mimarisiyle inşa edilmiş ve bugün hala şehrin tarihsel değerini gözler önüne seriyor. 19. yüzyılın eklektik mimari stilini mükemmel şekilde yansıtıyor. 2010 yılında Yılmaz Ulusoy tarafından satın alınan bina, 1960'lardan beri süregelen hikayesinde yeni bir maceraya yelken açmış. Otel binası iki binanın birleşiminden meydana geliyor: Sümerbank binası ve eskiden Neve Shalom cemaatinin cemaat merkezi olan Cemaathan Binası. 

The Bank Hotel Istanbul, eski adı Voyvoda Caddesi olan, kuyumcuların ve bankerlerin buluşma noktası Bankalar Caddesi'nde yer alıyor. Geçmişi günümüzde yaşatmayı amaçlayan Yılmaz Ulusoy Holding'in ilk adımı, “The Bank Hotel İstanbul” markası altında binayı, tarihi ve kültürel değerleri göz önünde bulundurarak restore etmek olmuş. Otel binası Yılmaz Ulusoy tarafından satın alındıktan sonra, restorasyon çalışmaları Mimar Han Tümertekin tarafından yürütülmüş. Bina, 21. yüzyılda hala, 19. yüzyıldan beri ait olduğu bölgenin kültürel ve mimari dokusunu taşımaktadır. "Aslını bozmadan, sanat değerini koruyarak yenilemek" ilkesine bağlı olarak, The Bank Hotel İstanbul binası günümüzde toplantı odaları, tarihi hesap makineleri ve yazar kasalarıyla misafirlerini ağırlamaya devam ediyor. 

Sümerbank Binası

Sümerbank Binası, Pera'da bağımsız mimarlık ofisi bulunan İtalyan mimar Antoine Tedeschi'nin yaptığı tek binadır. Bankalar Caddesi No: 5'te bulunan bu bina, 1867 yılında inşa edilmiş ve Crédit Général Ottoman /Deutsche Bank / Sümerbank gibi bankalara ev sahipliği yapmıştır.

 

Voyvoda Caddesi 

The Bank Hotel İstanbul'un bulunduğu Bankalar Caddesi, tarihi gözler önüne seren yapısıyla sıradan bir cadde olmaktan çok uzak. Önceki adıyla Voyvoda Caddesi, Galata yaşamında her zaman merkezi bir rol oynamıştır. Galata'daki şehir içi surları boyunca uzanan bir cadde olarak karşımıza çıkan bu cazibe merkezine değer katan önemli mekanlar, Palazzo del Comune Genoese kongre binası ve Piazza Pazar Meydanı olarak sayılabilir. Cenevizliler (Magnifica Comunita di Peyra) 1682 yılına kadar burada yarı-resmi bir statüde yaşamıştır. Söz konusu yıllarda, bölgede çok sayıda dükkan ve banka olmasından dolayı Avrupalı tüccarlar gelişme kaydetmiş ve yine bazı Osmanlı yerel yönetimleri burada yer almıştır. Bu cadde, değerini Osmanlı döneminde de olduğu gibi korumuştur. Caddenin adını, Galata'nın asayişinden sorumlu yerel idareci Voyvoda'ya ait apartman ve konutlardan aldığı anlaşılmaktadır. Voyvoda'nın hemen yanında ise, Galata Mahkeme'sinin bulunduğu Mahkeme Sokağı yer almaktadır. Voyvoda Caddesi adı 17. yüzyılda yaşamış meşhur bir seyyah olan Evliya Çelebi tarafından verilmiş olup, cadde 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun finans ve ticaret merkezi haline gelmiştir.

The Bank Roof Bar

The Bank Hotel Istanbul'un teras katında yer alan The Bank Roof Bar, misafirlerine lüks ve unutulmaz bir deneyim sunmaktadır. Karaköy'ün üzerinde süzülen şık ve ferah roof bar, Haliç, Boğaziçi, Ayasofya, Topkapı Sarayı ve Sultanahmet Camii dahil olmak üzere İstanbul’un muhteşem manzaralarıyla çevrilmektedir.

The Bank Roof Bar, klasik kokteyller ve The Bank Roof Bar'ın imza kokteyllerinin yanı sıra çok çeşitli viskiler, yerel ve uluslararası şaraplar dahil olmak üzere geniş bir içecek menüsü ile misafirlerini ağırlamaktadır. Bunun yanında içeceklere eşlik eden lezzetli ikramların yanı sıra benzersiz bir atıştırmalık seçkisine sahiptir.

Serica Restaurant

Serica’nın hikayesi; kökleri ve orjini yüz yıllara dayanan, farklı kültürlerin beşiği olan bu coğrafyanın topraklarına dayanmaktadır. Bu topraklarda var olan; coğrafi işaretli, yerel malzemelerin tabaklarda özne olduğunu söyleyen Şef Yiğit Alıcıoğlu; topraktan tabağa serüvenini menüsü ile anlatmaktadır.

Her yemeğin dokusunu çiftçiden, rengini topraktan, tadını şefin metodlarından alan Serica menüsü; var olan kültürel zenginliğini korurken, lezzetleri güncel yöntemlerle tekrar sunmaktadır. Taze Ege’yi, zengin Karadeniz’i, kült İç Anadolu’yu, renkli Güneydoğu’yu bu menüde yaşarken, tek iklimin var olan eşsiz toprakları korumak olduğunu hissediyorsunuz.

İlgili Başlıklar
Daha Fazlası