Rafael Nadal
Profesyonel sporcuların en büyük korkularından biri ve yaşadıkları en büyük stres, tekrarlayan sakatlıklar. Vücuda bindirilen yük, ona en çok ihtiyaç duyulan anda istenmeyen sonuçlara yol açabiliyor. Tam şampiyonluğa uzanan süreçte araya giren bir sakatlık, sporcunun bazen aylarını, bazen de yıllarını kaybetmesine yol açabiliyor.

Arjantinli futbolcu Lionel Messi'nin hayatı dışarıdan peri masalı gibi algılansa da sporcu kariyeri boyunca psikolojik sıkıntılar ve tekrarlayan kas hastalıklarıyla mücadele etmek zorunda kaldı.
Milyon takipçili hesapların bizlere yansıttığı kusursuz imajlara bakıldığında, sporcuların hayatının başarı, galibiyet, ihtişam, zafer, alkış ve kutlamalarla bezeli olduğunu görüyoruz. Bu renkli dünya buzdağının sadece görünen yüzü. Erken uyanılan sabahlar, bezdirici rutin, disiplin ve sıkı diyetin de ötesinde, gölgede sakatlıklar var.
22 Grand Slam şampiyonluğu bulunan İspanyol tenis efsanesi Rafael Nadal’ın Netflix’te yayınlanan dört bölümlük belgeseli Rafa zor şartlarda çalışan sporculara dair gerçekleri tüm çıplaklığıyla yansıtırken, sosyal medyada görünen parıltılı hayatların arka planında bedenin baş etmek durumunda kaldığı çeşitli fiziksel acıların da bulunduğunu açığa çıkarıyor.
Bedenin ağır şartlarda çalışmasının ötesinde iyileşmesi mümkün olmayan sakatlıklar sporcuyu esir alabiliyor. Bir yerden sonra hedef sadece acıyı azaltmak oluyor. Fiziksel acı beraberinde psikolojik travmayı da getirebiliyor.
İspanyol tenis efsanesi, ileride daha da fazla sakatlanmasına yol açabilecek özel ortopedik tabanlık kullanıyor. Acıya dayanabilmek için kullandığı iltihap giderici ilaçlar ise bağırsaklarında delikler açıyor. Nadal bu adımların kendisine 10 veya 12 Grand Slam daha kazandırdığını söylese de sürece katlanmak hiç kolay değil. Rafa belgeselinde de anlattığı gibi
tercihi “Acıdan zevk almak” olmuş... Bunu dünya üzerinde yapabilen kişilerin sayısı bir elin parmaklarından daha az. Rafael Nadal’ın tam 14 kez kazandığı Roland Garros turnuvasının sloganı “Zafer, en azimli olanındır”.

Rafael Nadal
Kısaca ancak acıya dayanabilecek kadar azimliyseniz, bir Nadal veya Messi olabiliyorsunuz.
İspanyol tenisçinin belgeselini en çok beğenenlerin başında 38 yaşında Dünya Kupası’nda Arjantin’i finale taşıyan futbol efsanesi Lionel Messi var. Arjantinli yıldız kendisini Nadal’la özdeşleştirenlerden: “Her zaman elimden gelenin en iyisini vermek ve kendimi iyi hissetmek istiyorum. Bu konuda birbirimize çok benziyoruz. Bunu yapabildiğim ve iyi olduğum sürece burada kalmaya devam edeceğim.”
Böyle zorlu disiplinler içinde benliğini kaybetmemek çok zor. Sporcu bir aileden gelseniz, amcanız İspanya milli futbol takımı efsanesi Miguel Angel Nadal, antrenörünüz Toni Nadal bile olsa, bu acılarla başa çıkmak sadece sizi değil, etrafınızdaki herkesi zorluyor. Nadal’ın hayat arkadaşı Maria Perello, eşinin bir yenilginin ardından kendisini tuvalete kilitlediğini üzülerek anlatıyor.
Yakın zamanda yayımlanan Kış Kurdu belgeselinde, 24 Grand Slam kazanarak tarihe geçen Sırp raket Novak Đjoković de mükemmelliğin ne pahasına elde edildiğinden söz ediyor. 12 yaşında ailesinin yanından ayrılarak başarı baskısının bedelini çocukluğunu yaşayamamak olarak ödediğini dile getiriyor. Hedeflerine ulaşmanın formülünü ise Türkçeden Sırpçaya ve diğer Balkan dillerine geçen “inat” kelimesiyle anlatıyor: “İnsanlar senden şüphe duyduğunda ve tabiri caizse sana karşı olduğunda, herkesi haksız çıkarmak için seni sen yapan inadın ve sahip olduğun dik başlılığın gücünü kullanırsın. Bu inat, Sırp halkının zihniyetinde oldukça yaygındır.”

Novak Đjoković
“En iyi olmak” için ödenen bedel sadece tenis kortunda değil, hayatın her anında en iyi tenis oyuncusu olmak için harcanan emekle de ölçülüyor. Başka bir deyişle, bir sporcunun başarı için yaptığı fedakarlıklar sadece kendi hayatıyla ilgili değil. O ailesine, dostlarına kısaca
sevdiklerine vakfedebileceği zamandan çalarak da büyük bir fedakarlık yapıyor. Sadece dünyanın en başarılı sporcularından ikisinin yaşadıklarına bakıldığında bile sosyal medyanın nasıl bir illüzyon yarattığını görebiliyoruz. Ama tüm bu emek, yıllar süren çalışma hayatı ve katlanılan zorluklar emsalsiz bir başarıyı beraberinde getiriyor. Bunu da unutmamak gerekiyor. Doğrusu; gösterişle gerçekleri, alkışlarla acıları dengelemek, hayatı sadece sosyal medyanın sunduğu kusursuz yüzüyle değil, eğrisi ve doğrusuyla algılayabilme ve kabul etme olgunluğunu gösterebilmek.