Lemaire
Gerçeklik fikri şimdilerde podyumda birbirinden farklı yaklaşımlarla karşılık buluyor. Kiko Kostadinov anlatıyı bilinçli biçimde azaltırken, Massimo Giorgetti MSGM'de yakınlık, sakinlik ve giyilebilirlikten söz ediyor. Luca Magliano kendi tasarım dilini daha açık ifade edebilmek için fazlalıkları azaltıyor, birçok tasarımcı ise kişisel anlardan, sıradan hayattan ilham alan detaylardan ve kıyafetin günlük hayattaki karşılığından yola çıkıyor.

Magliano
Ayrıca tasarım fikrinin doğrudan kesim ve yapının içinde geliştiğini, kişisel hafızanın referans kaynağına dönüştüğünü, malzeme ve dokunun fark yarattığını gözlemliyoruz.
Tasarımın dikkat çekici bir görünüm olarak kalmasından öte ardında kişisel, yapısal ya da fiziksel bir karşılık bulunması önem kazanıyor.
Güçlü bir konsept, doğru model seçimi, müzik ya da çarpıcı bir sunum, tasarımın algısını baştan belirlese de birçok isim kıyafetin bütün bu katmanlar olmadan da ayakta durup duramadığıyla ilgilenmeye başladı.
Buradaki yaklaşım sadeleşmekten öte tasarım fikrini kıyafete yansıtabilmekle ilgili. Kesim, oran ve yapı ilk bakışta hemen fark edilmese bile söz konusu parçanın salt "kendisini" gösteren unsurlara dönüşüyor.
Kiko Kostadinov'un sezonu anlatırken "atmosfer ya da karakter yok" demesi, hayali karakterler ve anlatılardan uzaklaşması bu açıdan önemli. Görünür fermuarlar ve yoğun yüzey işlemleri azalırken deney kesime taşınıyor. Kol altında kullanılan bir parça boyuna, omuz yapısına ait başka bir bölüm diz çevresine yerleşiyor.

Kiko Kostadinov
Magliano'da aynı arayış başka bir yoldan ilerliyor. Kreatif direktör Luca Magliano, "Unplugged" adını verdiği koleksiyonda sekiz yıldır geliştirdiği dili daha açık ve yoğun bir biçimde kıyafetlerle anlatıyor. Markanın rahat terziliği korunurken, bazı paltolarda yüz hizasına yerleştirilen ince organza parçalar hareket ettikçe silueti değiştiriyor. Ceket yakalarına eklenen fularlar ise sonradan yapılmış bir styling müdahalesi gibi görünse de parçanın doğrudan yapısına dahil ediliyor.
Magliano'nun uzun süredir tasarladığı akışkan takım elbiseler, altını çizdiği kırılgan beden fikri ve klasik giyime daha özgür yaklaşımı aslında yeniden karşımızda. Tasarımcının "aynı şeyleri daha büyük bir açıklıkla söylemek" derken kastettiği de burada somutlaşıyor: Koleksiyon yeni bir karakter yaratmaya çalışmak yerine markanın zaten sahip olduğu dili daha net hale getiriyor.
Özetle; Kostadinov kıyafetin nasıl kesildiğine ve kurulduğuna odaklanırken, Magliano kıyafetin etrafındaki gösteriyi azaltıp yıllardır kullandığı terzilik, oran ve detayları öne çıkarıyor. İkisi de koleksiyon felsefelerinde kıyafetin kendisine öncelik veriyor.
Tarih, sinema, sanat ve müzik her ne kadar moda dünyası için güçlü birer ilham kaynağı olsa da kişisel deneyimler ve hafıza da biricik ve gerçek koleksiyonların yaratılmasında önemli rol oynuyor. Öyle ki parçaların sunulduğu evren "iyi araştırılmış" ve üzerine kurgulanmıştan öte onu hazırlayan tasarımcının hayatıyla yakın bir bağ kurduğu için daha gerçek ve samimi görünüyor.
Ümit Benan babasının 1988'de St. Moritz'de çekilmiş bir fotoğrafından ilham alarak modaya ilgi duymaya başlıyor. Tasarımcı bu karedeki kaşmirle dağ giyimini bir arada kullanan renkli erkek figürünü düşünürken koleksiyonun malzemesini de aynı hikayeden yola çıkarak geliştiriyor. Her daim kullandığı kaşmirler, ipek-yün karışımları ve dokulu yüzeyler bu kişisel hafızanın sürdürülebilirliğini sağlıyor.


Woo Young-mi
Woo Young-mi'nin yaklaşımı da bu doğrultuda. İnterneti çok az kullandığını ve oldukça analog yaşadığını anlatan tasarımcı, koleksiyonuna Güney Kore'nin sert kışlarını, eski tren yolculuklarını ve kendi kültürel geçmişini taşıyor. Daha önce Paris'te kabul görmek için Koreli kimliğini geri plana ittiğini açıkça dile getirirken, bugün köklerinden ilham aldığını saklamıyor. Burada sahicilik yeni bir estetik üretmekten çok, tasarımcının kendi hikayesine ne kadar yaklaştığıyla ilgili.
Simon Porte Jacquemus'ta ise kişisel hafıza markanın kuruluşundan beri önemli bir kaynak. Genç yaşta kaybettiği annesinin adını markasına veren tasarımcı, Provence'taki çocukluğunu, ailesini ve yaşadığı coğrafyayı koleksiyonlarının dünyasına taşırken bu referansları Jacquemus'un kimliğine dönüştürüyor. Tasarımcının ailesi, geçmişi ve yaşadığı yerlerle kurduğu bu bağ, markaya zaman içinde duygusal bir değer de kazandırıyor. Duygusal sermaye (emotional capital) olarak tanımlanan bu etki, koleksiyonları ayrıca daha kişisel ve sahici kılıyor.

Jacquemus
Moda hâlâ kurgu yaratıyor, güçlü görüntüler üretiyor ve hayal kurduruyor. Ama kişisel hafıza, üzerinde düşünülmüş bir kesim, onu taşıyan beden ya da ekrana yansımayan bir malzemenin hissiyatı gerçeklik ve yapay zeka sınırlarının tartışıldığı bu dönemde yeniden önem kazanıyor. Mesele kurgudan vazgeçmek değil, kurgunun arkasında ne bulunduğuna yeniden bakmak.
Bir koleksiyonun gündelik hayatla bağ kurması parçaların yalnızca giyilebilir olması ya da kişisel hafızadan beslenmesiyle ilgili değil, onları kimlerin taşıdığı da bu ilişkinin önemli bir parçası.
Son yıllarda modanın en çok tartıştığı konulardan biri olan kapsayıcılık da tam burada devreye giriyor. Farklı yaş, cinsiyet, beden, ırk ve fiziksel özelliklerin podyumda yer bulması, kıyafetin tek bir ideal üzerinden değil, daha geniş bir insan grubuyla birlikte düşünülmesini sağlıyor.
Moschino'nun Sonbahar/Kış 2026-27 model seçimi bu açıdan dikkat çekici. Markanın kreatif direktörü Adrian Appiolaza'nın podyuma profesyonel modellerin yanına farklı yaşlardan çalışma arkadaşlarını ve dostlarını çıkarması koleksiyonu daha gerçek ve kapsayıcı kılıyor. Franco Moschino, 1988'deki "I Complici" koleksiyonunda çevresindeki insanları sunumun parçası haline getirmişti. Appiolaza bu fikri birebir tekrarlamak yerine markanın kusursuzluk fikrine mesafeli tavrını bugünün kapsayıcılık anlayışıyla yeniden yorumluyor. Giyilebilirlik yalnızca rahatlık ya da kullanım kolaylığıyla sınırlı kalmıyor, bir parçanın farklı özelliklere sahip insanların hayatına nasıl dahil edilebileceğini de imliyor.

Moschino
Christophe Lemaire ve Sarah-Linh Tran'ın yönettiği Fransız Lemaire markası da her daim podyuma taşıdığı farklı yaş gruplarından modellerle kapsayıcılık konusuna önem atfettiğini gösteriyor. Sonbahar/Kış 2026-27 defilesinde zamansız kıyafetler taşıyan modellerin, podyumu sıradan bir sokak gibi algılayıp yolda yürüyormuşçasına, günlük hayatın içinde bir yerlere yetişiyormuşçasına hareket etmeleri, bazen duraksayıp etrafı incelemeleri, bazen yeniden yola koyulmaları da moda dünyasında gerçekliğin nasıl yansıtıldığının en güncel örneklerinden...



