Gerçekliğin İzini Süren Moda Lemaire
Dergi Konuları

Gerçekliğin İzini Süren Moda

Sezon koleksiyonlarının son dönemde sürpriz defile mekanları, dikkat çekici müzikler, ihtişamlı dekorlar, model seçimleri, kampanya ve styling'ler eşliğinde, üzerine titizlikle çalışılmış büyük bir kurguyla sahne aldıklarına tanık olduk. Kısaca kıyafetin kendisi, tüm bu kurgulanmış gerçeklikte adeta ikinci plandaydı. Sonbahar/Kış 2026-27 koleksiyonları ise tüm bu görüntü üretiminin yanında daha temel bir soruyu gündeme getiriyor: Kıyafetin kendisi nerede ve ne söylüyor?

Gerçeklik fikri şimdilerde podyumda birbirinden farklı yaklaşımlarla karşılık buluyor. Kiko Kostadinov anlatıyı bilinçli biçimde azaltırken, Massimo Giorgetti MSGM'de yakınlık, sakinlik ve giyilebilirlikten söz ediyor. Luca Magliano kendi tasarım dilini daha açık ifade edebilmek için fazlalıkları azaltıyor, birçok tasarımcı ise kişisel anlardan, sıradan hayattan ilham alan detaylardan ve kıyafetin günlük hayattaki karşılığından yola çıkıyor.

placeholder
placeholder‍

Magliano 

Ayrıca tasarım fikrinin doğrudan kesim ve yapının içinde geliştiğini, kişisel hafızanın referans kaynağına dönüştüğünü, malzeme ve dokunun fark yarattığını gözlemliyoruz. 

Tasarımın dikkat çekici bir görünüm olarak kalmasından öte ardında kişisel, yapısal ya da fiziksel bir karşılık bulunması önem kazanıyor. 

Koleksiyonun Başrolünde, Kıyafetin Ta Kendisi!

Güçlü bir konsept, doğru model seçimi, müzik ya da çarpıcı bir sunum, tasarımın algısını baştan belirlese de birçok isim kıyafetin bütün bu katmanlar olmadan da ayakta durup duramadığıyla ilgilenmeye başladı.  

Buradaki yaklaşım sadeleşmekten öte tasarım fikrini kıyafete yansıtabilmekle ilgili. Kesim, oran ve yapı ilk bakışta hemen fark edilmese bile söz konusu parçanın salt "kendisini" gösteren unsurlara dönüşüyor.

Kiko Kostadinov'un sezonu anlatırken "atmosfer ya da karakter yok" demesi, hayali karakterler ve anlatılardan uzaklaşması bu açıdan önemli. Görünür fermuarlar ve yoğun yüzey işlemleri azalırken deney kesime taşınıyor. Kol altında kullanılan bir parça boyuna, omuz yapısına ait başka bir bölüm diz çevresine yerleşiyor.

Gerçekliğin İzini Süren Moda

Kiko Kostadinov

Magliano'da aynı arayış başka bir yoldan ilerliyor. Kreatif direktör Luca Magliano, "Unplugged" adını verdiği koleksiyonda sekiz yıldır geliştirdiği dili daha açık ve yoğun bir biçimde kıyafetlerle anlatıyor. Markanın rahat terziliği korunurken, bazı paltolarda yüz hizasına yerleştirilen ince organza parçalar hareket ettikçe silueti değiştiriyor. Ceket yakalarına eklenen fularlar ise sonradan yapılmış bir styling müdahalesi gibi görünse de parçanın doğrudan yapısına dahil ediliyor. 

Magliano'nun uzun süredir tasarladığı akışkan takım elbiseler, altını çizdiği kırılgan beden fikri ve klasik giyime daha özgür yaklaşımı aslında yeniden karşımızda. Tasarımcının "aynı şeyleri daha büyük bir açıklıkla söylemek" derken kastettiği de burada somutlaşıyor: Koleksiyon yeni bir karakter yaratmaya çalışmak yerine markanın zaten sahip olduğu dili daha net hale getiriyor. 

Özetle; Kostadinov kıyafetin nasıl kesildiğine ve kurulduğuna odaklanırken, Magliano kıyafetin etrafındaki gösteriyi azaltıp yıllardır kullandığı terzilik, oran ve detayları öne çıkarıyor. İkisi de koleksiyon felsefelerinde kıyafetin kendisine öncelik veriyor.

Kişisel Hafıza ve Özgün Hikayeler

Tarih, sinema, sanat ve müzik her ne kadar moda dünyası için güçlü birer ilham kaynağı olsa da kişisel deneyimler ve hafıza da biricik ve gerçek koleksiyonların yaratılmasında önemli rol oynuyor. Öyle ki parçaların sunulduğu evren "iyi araştırılmış" ve üzerine kurgulanmıştan öte onu hazırlayan tasarımcının hayatıyla yakın bir bağ kurduğu için daha gerçek ve samimi görünüyor.

Ümit Benan babasının 1988'de St. Moritz'de çekilmiş bir fotoğrafından ilham alarak modaya ilgi duymaya başlıyor. Tasarımcı bu karedeki kaşmirle dağ giyimini bir arada kullanan renkli erkek figürünü düşünürken koleksiyonun malzemesini de aynı hikayeden yola çıkarak geliştiriyor. Her daim kullandığı kaşmirler, ipek-yün karışımları ve dokulu yüzeyler bu kişisel hafızanın sürdürülebilirliğini sağlıyor.

placeholder
placeholder

‍

Woo Young-mi

Woo Young-mi'nin yaklaşımı da bu doğrultuda. İnterneti çok az kullandığını ve oldukça analog yaşadığını anlatan tasarımcı, koleksiyonuna Güney Kore'nin sert kışlarını, eski tren yolculuklarını ve kendi kültürel geçmişini taşıyor. Daha önce Paris'te kabul görmek için Koreli kimliğini geri plana ittiğini açıkça dile getirirken, bugün köklerinden ilham aldığını saklamıyor. Burada sahicilik yeni bir estetik üretmekten çok, tasarımcının kendi hikayesine ne kadar yaklaştığıyla ilgili.

Simon Porte Jacquemus'ta ise kişisel hafıza markanın kuruluşundan beri önemli bir kaynak. Genç yaşta kaybettiği annesinin adını markasına veren tasarımcı, Provence'taki çocukluğunu, ailesini ve yaşadığı coğrafyayı koleksiyonlarının dünyasına taşırken bu referansları Jacquemus'un kimliğine dönüştürüyor. Tasarımcının ailesi, geçmişi ve yaşadığı yerlerle kurduğu bu bağ, markaya zaman içinde duygusal bir değer de kazandırıyor. Duygusal sermaye (emotional capital) olarak tanımlanan bu etki, koleksiyonları ayrıca daha kişisel ve sahici kılıyor.

Gerçekliğin İzini Süren Moda

Jacquemus

Moda hâlâ kurgu yaratıyor, güçlü görüntüler üretiyor ve hayal kurduruyor. Ama kişisel hafıza, üzerinde düşünülmüş bir kesim, onu taşıyan beden ya da ekrana yansımayan bir malzemenin hissiyatı gerçeklik ve yapay zeka sınırlarının tartışıldığı bu dönemde yeniden önem kazanıyor. Mesele kurgudan vazgeçmek değil, kurgunun arkasında ne bulunduğuna yeniden bakmak.

Kapsayıcılık, Gerçeklik ve Giyilebilirlik

Bir koleksiyonun gündelik hayatla bağ kurması parçaların yalnızca giyilebilir olması ya da kişisel hafızadan beslenmesiyle ilgili değil, onları kimlerin taşıdığı da bu ilişkinin önemli bir parçası.

Son yıllarda modanın en çok tartıştığı konulardan biri olan kapsayıcılık da tam burada devreye giriyor. Farklı yaş, cinsiyet, beden, ırk ve fiziksel özelliklerin podyumda yer bulması, kıyafetin tek bir ideal üzerinden değil, daha geniş bir insan grubuyla birlikte düşünülmesini sağlıyor.

Moschino'nun Sonbahar/Kış 2026-27 model seçimi bu açıdan dikkat çekici. Markanın kreatif direktörü Adrian Appiolaza'nın podyuma profesyonel modellerin yanına farklı yaşlardan çalışma arkadaşlarını ve dostlarını çıkarması koleksiyonu daha gerçek ve kapsayıcı kılıyor. Franco Moschino, 1988'deki "I Complici" koleksiyonunda çevresindeki insanları sunumun parçası haline getirmişti. Appiolaza bu fikri birebir tekrarlamak yerine markanın kusursuzluk fikrine mesafeli tavrını bugünün kapsayıcılık anlayışıyla yeniden yorumluyor. Giyilebilirlik yalnızca rahatlık ya da kullanım kolaylığıyla sınırlı kalmıyor, bir parçanın farklı özelliklere sahip insanların hayatına nasıl dahil edilebileceğini de imliyor.

Gerçekliğin İzini Süren Moda

Moschino

Christophe Lemaire ve Sarah-Linh Tran'ın yönettiği Fransız Lemaire markası da her daim podyuma taşıdığı farklı yaş gruplarından modellerle kapsayıcılık konusuna önem atfettiğini gösteriyor. Sonbahar/Kış 2026-27 defilesinde zamansız kıyafetler taşıyan modellerin, podyumu sıradan bir sokak gibi algılayıp yolda yürüyormuşçasına, günlük hayatın içinde bir yerlere yetişiyormuşçasına hareket etmeleri, bazen duraksayıp etrafı incelemeleri, bazen yeniden yola koyulmaları da moda dünyasında gerçekliğin nasıl yansıtıldığının en güncel örneklerinden...

Siluetin Ardındaki His ve Fiziksel Deneyim

  • Dijital görüntünün en büyük çelişkilerinden biri, modayı hiç olmadığı kadar erişilebilir hale getirirken kıyafetin bazı özelliklerini görünmez kılması. Kumaşın ağırlığını, yüzeyini, sıcaklığını ya da bedendeki duruşunu fotoğraftan tam olarak anlamak mümkün değil.
  • Güncel koleksiyonlarda malzemeye verilen önem de görüntü ile fiziksel deneyim arasındaki bu farkı daha görünür kılıyor.
    placeholder
    placeholder
     
  • ‍Officine Générale
  • Officine Générale'de Pierre Mahéo, daha hafif ve akışkan durması için özel bir yünlü kumaş geliştiriyor. Gri, kahverengi, lacivert ve ekru gibi birbirine yakın tonları bir arada kullanarak dikkati yüzey ve malzeme kalitesine çekiyor.
    placeholder
    placeholder
  • Auralee
  • Auralee'de Ryota Iwai ise malzemeyle algı arasındaki farkı daha belirgin biçimde öne çıkarıyor. Fitilli kadife gibi görünen bir trençkot aslında kaşmirden, naylon kadar ince ve hafif algılanan ceketler ise deriden yapılıyor. Yarı saydam ipekler ve farklı dokudaki yünler dekoleksiyona yakından bakmayı gerektiren başka katmanlar ekliyor.
  • Bazen tasarımın gerçekliğini siluet değil, parçaya dokunulduğunda hissedilen malzeme özellikleri belirliyor. 
İZLE
Men of the Year 2025: Late Checkout
İLGİLİ İÇERİKLER
İlgili Başlıklar
Daha Fazlası