Belki de bu yüzden hayatın en iyi anlarında, duygumuzu tarif etmekte zorlanırız. Bir melodinin içinde, denizin kıyısında, sevdiğimiz insanın yanında, iyi bir sofrada ya da gerçekten duyulduğumuzu hissettiğimiz bir sohbette... Kapak temamızda ve çekimimizde tema olarak benimsediğimiz iyiliğin doğal hali, belki de bu ahenkte saklı.
Bu yaz Milano ve Paris’te İlkbahar/Yaz 2027 erkek koleksiyonlarını izlerken, modadan çok sıcağı konuştuk. Klimaların yetersizliği, çantalardan çıkan yelpazeler, yüzümüze doğrulttuğumuz küçük fanlar, gölge arayan kalabalıklar... Moda dünyasının her zamanki büyüsü vardı elbette. Saint Laurent’ın karanlık zarafeti, Prada’nın düşünsel disiplini, Dior’un ritim ve form arasında kurduğu yeni denge, bizi birkaç saatliğine başka bir evrene taşıdı.
Pharrell Williams’ın Louis Vuitton için yarattığı sörf ve sahil koreografisi de tam bu hissi taşıyordu: Suyun, hareketin, serinliğin ve özgürlüğün hayali. Ama podyumun etrafındaki gerçeklik daha sertti. Sıcaklık artık defilelerin arka planı değil, hikayenin kendisiydi.
David W. Orr’un sözü bugün hâlâ çok güçlü: “Bu gezegen daha fazla başarılı insana değil, barış kuruculara, iyileştiricilere, onarıcılara, hikaye anlatıcılarına ve sevenlere muhtaç.”
Ben buna sanatçıları, şairleri, yazarları, tasarımcıları, müzisyenleri ve ruhu iyileştirenleri de eklemek istiyorum. Çünkü geleceğin yalnızca daha iyi mühendislik çözümlerine değil, daha iyi hayallere de ihtiyacı var. Daha fazla bilgiye değil, bilgiyi vicdanla kullanabilecek insanlara ihtiyacı var. Bu cümle, bugün yapay zeka tartışmalarının merkezinde durmalı. Global GQ ve GQ Türkiye olarak bu sayıda alanında uzman kanaat önderleriyle aynı sorunun peşine düştük: Ruhumuzu kaybetmeden yapay zekayı kullanmak mümkün mü?
Erich Fromm bugün yaşasaydı, muhtemelen yapay zekayı taşlamazdı. Fromm’un asıl korkusu makinenin varlığı değildi, insanın kendi benliğinden vazgeçerek bir otomata dönüşmesiydi.
Ama Fromm’un cevabı umutsuzluk değildi. Onun için gerçek özgürlük sadece zincirlerden kurtulmak değil, yaratıcı, üretken, sevgi dolu bir insan olarak dünyayla yeniden bağ kurabilmekti. Sevme Sanatı’nda sevginin romantik bir duygu değil, emek, sorumluluk, saygı ve bilgi gerektiren aktif bir sanat olduğunu söyledi: “Sevgi yalnızca sevilmeyi istemek değil. Sevmeyi öğrenmektir” dedi.
Belki de bugün ihtiyacımız olan en radikal teknoloji budur: Sevmeyi yeniden öğrenmek. Dünyayı, teknolojiyi sevgiyle yöneten insanlar kurtaracak.
Sevgiyi ve iyiliği her an hissettiğiniz harika bir yaz dileğiyle...