“Ah Bir Zengin Olsam Şekilli Kollarım Olurdu”
Dergi Konuları

“Ah Bir Zengin Olsam Şekilli Kollarım Olurdu”

“İdeal beden” üzerine konuşacağımız derse başlamadan önce öğrencilere mutlaka Damdaki Kemancı müzikalinden “If I Were a Rich Man” (“Ah Bir Zengin Olsam…”) şarkısını dinletirim.

Hikaye 1905 yılının Çarlık Rusya’sında Anatevka isimli küçük, yoksul bir köyde geçer. Karısı Golde ve beş kızı ile birlikte yaşayan, sütçülük yaparak geçimini sağlamaya çalışan kahramanımız Tevye bir gün zengin olmaya dair hayal kurmaya başlar. Önce kendisini sonra Golde’yi düşünür ve onu varlıklı bir adamın karısı olarak hayal eder:

“Görüyorum karım Golde’yi
Zengin adam karısı
Gerdan gerdan üstüne
Nefis yemekler seçerken gönlünce
Kibrinden kabarırken bir tavus kuşu gibi”
(Fiddler on the Roof, Damdaki Kemancı müzikalinden).

“Timothée Chalamet Çenesi” Yaptırmak…

Gıdı, “gerdan gerdan üstüne” bir boyun, dönemin estetik standartları ile çelişmemekle birlikte belli bir sınıf aidiyetinin göstergesiydi o dönemde. Tevye yaşasaydı ve zengin olma hayalini bugünün şartlarında kursaydı, gıdı güzellemesi yapmak yerine büyük ihtimalle “zengin olsak karım Golde de ben de gıdı estetiği ile fazla yağları aldırır, Timothée Chalamet çenesi yaptırırdık” diyecekti.

Bir şarkının içine gizlenmiş bu detay estetik algısının zamandan, coğrafyadan, toplumsal ve ekonomik dinamiklerden bağımsız olarak ele alınamayacağının en güzel örneklerinden biri. Tevye kırsalda yaşarken bir yandan kentlerde sanayileşme hız kazanıyor, gıdaya erişim, buna paralel olarak da kilo almak kolaylaşıyordu. Bu gelişmelerle birlikte özellikle Batı toplumlarında zayıflık=gıdaya erişememe, beden ile çalışma, yoksulluk, hastalık formülü de yavaş yavaş geçerliliğini yitirmeye başladı ve belli coğrafyalarda zamanla tamamen kayboldu.

Viktoryen Dönemden Günümüze Ayrımcılığa Uğrayan Beden

Günümüze birazdan geleceğim ama önce Tevye’nin yaşadığı dönemlerde İngiltere’deki beden algısına ve estetik standartlara bakalım isterseniz. Kraliçe Victoria tahtta (1837-1901), tarlada, bahçede çalışmak zorunda olmayan kadınlar evde ve katı toplumsal cinsiyet rollerinin baskısı altında. Spor yapmalarını bırakın güneşe çıkmaları bile hoş karşılanmıyor. Kaslı kollar, güçlü bacaklar ve bronz ten ağırlıklı olarak tarlada çalışan erkeklerle ilişkilendiriliyor. İdeal kadın bedeni yoksul ya da hasta olmadığını, gıdaya erişebildiğini belli edecek kiloda ama narin, kırılgan ve beyaz.

Estetik algısının zamandan, coğrafyadan, toplumsal ve ekonomik dinamiklerden bağımsız ele alınamayacağı yadsınamaz bir gerçek. Ayrıca yoksullukla yakın ilişkisi bulunduğunu, sınıfsallık taşıdığını da söylemek gerekir.

Tam da o yıllarda modern Olimpiyatların başlangıcı olarak kabul ettiğimiz 1896 Atina Olimpiyatları oynanıyor. Ancak kurucusu Pierre de Coubertin kadınların yer almasını “estetikten uzak” ve “uygunsuz” gördüğü için hiç kadın sporcu yarışmıyor. Büyük mücadeleler sonucunda, tam 28 yıl sonra, 1924 Paris Olimpiyatları’nda belli branşlarla sınırlı olmak üzere 100 kadın sporcu yer alıyor. Erkeklerin sayısı ise 3000.

Olimpiyatlarda yarışmalarının önü açılmış olsa da spor yapan kadınlar halen estetik bulunmuyor; “erkekleşmiş” görülüyor ve yargılanıyor.

Tevye’nin gıdı estetiği yaptıranlarla, 1940’larda “erkeksi” olmadıklarını göstermek için elbise ile beyzbol oynayan kadınların ve bugün spor salonlarında “estetik” görünmek için karın, kol, sırt, bacak kası yapmaya çalışanların buluşup konuşmasını isterdik, değil mi?

Estetiğin Sınıfsallığı

Gelelim günümüze… Time’da yayınlanan bir makaleye göre (https://time.com/7317409/toned-arms-women-weightlifting/), satın alma gücü yüksek olan kesimin ağırlıklı olarak ofislerde ve hibrid ortamlarda çalıştığı, evden işe arabayla gittiği 2020’lerde statü göstergesi ve “estetik” kabul edilen beyaz, gıdılı, göbekli ya da zayıf olmak değildi. Kendinize ayıracak vaktiniz olduğunu, spor salonuna gidebildiğinizi, kas yapmanıza yardımcı olacak özel gıdalara, protein tozlarına erişebildiğinizi ilan eden şekilli, kaslı kollardı “estetik” olan.

Estetik algısının yoksullukla yakın ilişkisi bulunduğunu, sınıfsallığını bu bulgunun altına da not düşmek isterim. Sahraaltı Afrika’ya yaptığım saha ziyaretlerinde halen Tevye’nin formülünün geçerli olduğunu gözlemliyorum: Zayıf=yoksul, tarlada çalışarak kas yapmış=yoksul, dolayısıyla “estetik” olarak kabul edilemez.

Estetik algısının ne derece göreli olduğuna işaret etmek için Tevye’nin şarkısı ile başladığım dersi Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın büstlerinden birinin görseliyle bitiriyorum. Güzelliği ile dillere destan olmuş bu kadının bugün “güzel” kabul edilebilmesi için sizce hangi uygulamaları, ameliyatları yaptırması gerekir? Siz de denemek ister misiniz?

 

İZLE
Men of the Year 2025: Late Checkout
İLGİLİ İÇERİKLER
İlgili Başlıklar
Daha Fazlası