Doktor seni unutmayacağız

Ülkenin önemli kalp cerrahlarındandı Mehmet Susam. Hayatının büyük bir bölümü ameliyathanede, çoğunlukla da hayat kurtarmakla geçiyordu. Geri kalan zamanında ise havadaydı. Uçuyordu; evet tam da “tahmin edemediğiniz” bir şekilde, kanatlarını takıp uçuyordu. Burada okuyacaklarınız, bu hafta en sevdiği hobisini yaparken hayatını yitiren bir adamın, GQ Türkiye Mart 2014 sayısında yayımladığımız hikayesidir.

14 Eylül 2015

Doktor seni unutmayacağız


Bir insan sabahtan akşama kadar ameliyathanede hayat kurtarıp işi bittiğinde neden dinlenmez de uçmaya gider? Hayatınızda yeterince adrenalin yok mu?


Ameliyatta hem bedenen hem zihnen çok yoruluyorum. Bedeni yorgunluğu gidermek çok kolay ancak zihnimin yorgunluğunu gidermek ancak yoğun bir meditasyonla mümkün oluyor. Wingsuit’le uçarken ulaştığım meditasyon yoğunluğunu hiçbir şeyde yakalamam mümkün değil. İnsanın zihni çok nadiren tek bir şeye tam konsantre olabiliyor, uçuş anında yaşadığım mental durum bunu sağlayabiliyor.


İnsanlar hayatlarını size, siz kendi hayatınızı adrenaline teslim ediyorsunuz. Yaptığınız iş (wingsuit, paraşüt) gerçekten riskli mi?


Her işin, sporun, eylemin, bir riski ve bir kazancı var. Sokağa veya trafiğe çıktığınızda size araba çarpma, kafanıza saksı düşme, bir futbol maçı kurşununa kurban gitme riski her zaman vardır. Ama bu, sokağa çıkmanıza engel değildir. Çünkü risk kabul edilebilir bir orandadır. Dünya genelinde paraşütle atlamanın riski sayısal ifadeyle, 130 bin atlayışta bir ölümdür. Bunların çoğu paraşüt açılmadığı için değil, akrobatik iniş denemeleri veya açık paraşütlerin havada birbirine karışması sonucu gerçekleşir. Düşünün bakalım, İstanbul trafiğine yaya veya herhangi bir araçla 130 bin kez çıkan birinin sağ kalma şansı yüzde kaçtır? Daha doğrusu, öyle bir şansı var mıdır?


Doktor olmaya ve sonrasında da paraşütle atlamaya ilk ne zaman karar verdiniz?


Paraşüt kursunu aldığım yıl, aynı zamanda tıp eğitimine başladığım yıl. Yani 1992. Ayrıca “Ben büyüyünce kalp ameliyatı yapan doktor olacağım” dediğim yaşla yüksek dağlardan bakarak aşağı atlayıp süzülme hayali kurduğum yaş da aynı, yani 5. Uçma tutkusu insanlık tarihiyle neredeyse aynı oranda eski. Uçma tutkusu doğuştan olmayan bir insan olabileceğini düşünmüyorum. Ancak büyüdükçe bu istek baskılanabilir veya insan başka yönlere gider.


Hastalarınız bu hobilerinizi öğrendiği zaman nasıl tepkiler veriyor?


Çok azı mantıklı buluyor. Birçoğunun tepkisinin özeti, “Sizin gibi bir cerrah kolay mı yetişiyor, neden kendinizi bu kadar riske atıyorsunuz?” oluyor. Bazıları da tehlikeli şeyler yapan ve kendi canını hiçe sayan bir cerrahın hastanın canını da pek değerli bulmayacağını düşünebiliyor. Ben de bu işleri yaparak kazandığım ruh sağlığımın beni çok daha büyük tehlikelerden koruduğunu, ameliyatlara çok iyi bir enerjiyle girdiğimi ifade ederek tüm soruları yanıtlamış oluyorum.


Adrenalin bağımlılığı denen bir şey var mıdır gerçekten? Siz öyle misiniz?


Evet var. Ama toplumda yanlış anlamda kullanılıyor. Adrenalin bağımlılığı kötü bir hastalık. Altta yatan kişilik bozukluğu veya başka nevrotik bozuklukların sonuçlandırdığı, şiddet eğilimi, sado-mazohist davranış ve isteklerle seyreden bir durum. Ben adrenalin bağımlısı değilim, doğa bağımlısıyım. Doğada insanın kapasitesinin çok daha arttığı, yetilerinin çok daha fazla geliştiği bir gerçek. Çünkü insan, bütün diğer canlılar gibi doğanın bir parçası. Hiçbir insan doğadan uzak kalma, dört duvar arasında yaşama, hayatını masa başında geçirme gibi bir yaşam şekline uyum sağlayacak kadar evrimleşemez.


Ölümden korkar mısınız peki?


Ben de her insan gibi tehlikeden, ölümden, sakat kalmaktan korkarım. Yaptığım hiçbir faaliyet ve spor, insanın yapamayacağı ya da insan limitlerinin üzerinde şeyler değil. Bahsettiğim gibi, uçaktan atlamanın riski 130 binde bir. Bir de kayalıklardan yaptığımız atlayışlar var ki onların riski çok daha yüksek. Beni asıl tatmin eden de onlar zaten. Tam olarak doğanın içinde, bir kartalın yuvasından aşağı doğru süzülmesi gibi, yüksek kayalıkların doruğundan kendimizi kanatlı elbisemizle aşağı bırakıyor ve kontrollü bir hızlanmayla uçuşa başlıyoruz; dağların eteklerinde, vadilerde. Yine aynı şeyi söyleyeceğim, insan doğanın içinde olunca yapabileceği şeylerin üst limiti çok yukarılara çıkıyor.




Sadece wingsuit değil, paraşüt ve motosiklet yarışlarıyla da ilgileniyorsunuz. Bu üçünün bir ortak noktası olmalı...


Doğanın içinde bulunmak. Motosiklet yarışının, uçaktan paraşütle atlamanın doğayla ne ilgisi var diyeceksiniz. Doğadaki canlı her an yüksek manevra kabiliyetindedir, hızlı ve pratik hareket eder. Yoksa can güvenliği tehdit altındadır. Ayrıca paraşüt atlarken serbest düşüş, motosikletle giderken o sürati tüm bedende hissetmek de doğayı yaşamaktır. F16 pilotu bir arkadaşıma söylediklerimi anlatmak istiyorum. Kendisi F16 ile yaptığı yüksek performanslı hareketleri ağzımızı açık bırakarak ballandıra ballandıra anlattı. Ardından ben şöyle bir yorum yaptım: Sandalla gezmek, sürat teknesine binmek, vapurla seyahat etmek nasıl yüzmek değilse, seninki de uçmak değil. Sen değil, ben uçuyorum, kendi kanatlarımla (protez de olsa), kendi vücudumu uçurarak!


Ameliyathanede de, hobilerinizi yaparken de kostüm giyiyorsunuz. Kostüm merakınız var mı?


Kostüm her zaman giyen insana bir şeyler katar. Biri beni uçuruyor, biri kazada yaralanmamı engelliyor, biri doğanın acımasız soğuğundan, öbürü sıcağından koruyor. Bir başkası bilgisayar ve uçak kokpiti hizmeti verirken dört duvar arasında giydiğim kostümüm bana milimetrik damarları diktiriyor. Kendimi bir takım elbiseyle çok tipsiz buluyorum ama bir wingsuit, bir motosiklet yarış tulumu, dalış kıyafeti veya ameliyathane pijamaları ve mikroskopik gözlüklerle çok yakışıklı buluyorum.


İlk kez uçaktan atladığınızda ve ilk kez ameliyata girdiğinizde neler hissetmiştiniz?


İlk atlayışımdan önce uçağa binerken yaşayacağım hissi, o korkuya rağmen tahmin edememişim. Uçağa binerkenki korku meğerse hiçbir şeymiş. 4 bin metrede kapı açıldığı zaman aşağı bakarak yaşadığım korku tarif edilemezdi. Serbest düşüş başladığı anda o şiddetli rüzgar ve üç boyutta hareket eden özgür vücudumun her hücresinin hareketini hissetmek inanılmaz bir hazdı. Korku yerini büyük bir hazza bıraktı. İlk ameliyata girişim de yine çok korku ve zevki içinde barındıran bir maceraydı. Hacettepe Tıp’ta öğrenci olduğum yıllarda açık kalp ameliyatına girme isteğimi hocalarıma kabul ettirebilmiştim. O gün de aortu yırtılmış bir vakanın ameliyatı vardı. Ben bu işlemi ilk kez gördüğüm için kalp cerrahlarını tanrı sanmıştım, insanları öldürüp diriltebilen.


Hiç “Bu defa yırtamayacağız galiba!” dediğiniz bir an oldu mu?


Mesleğimi icra ederken de, yaptığım sporlarda da, birçok kez oldu. Girdiğim bir ameliyatta beklenmedik bir komplikasyonla canla başla boğuşmak ve hastayı ölümden kurtarırken yaşadığım stres, uçarken veya motosiklet yarışı yaparken ciddi bir tehlike atlattığımda yaşadığım stresten daha az değil. İkisinde de can kaybıyla burun buruna geliyoruz. Benim ya da başka birinin canı olması ne fark eder ki...


Wingsuit işinin bir zirvesi var mı? Şunu da yaparsam gözüm açık gitmez dediğiniz bir şey?


Bu spor çok yeni ve teknolojisi hızla gelişen bir alan olduğu için, bunun zirvesini de şu günlerde net görmemiz mümkün değil. Şu anda daracık kayalıklardan yüksek süratle geçen yabancı arkadaşlarım bu işin limitlerini tanımlıyor olsa da, gelecekte çok daha mucizevi şeyler gerçekleştirileceğine inanıyorum.