BU İÇERİK İLK OLARAK GQ MÉXICO Y LATINOAMÉRICA WEB SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR.
Speak No Evil. IMDb
Psikolojik gerilim filmleri; gizem, gerilim dolu anlar ve izleyicinin algısıyla oynayan detaylarla doludur (çoğu zaman gerçeği erken açığa çıkarmamak için bilinçli olarak). Ancak en iyi örneklerinden bazıları, tıpkı bir psikolojik profil çıkarma egzersizi gibi katillerin zihnine inmeye de cesaret eder; tıpkı seri katillerin herkesi dehşete düşürdüğü dönemde FBI tarafından oluşturulan profiller gibi.
“Thrill” kelimesi tam anlamıyla “heyecan” demektir ve bu da psikolojik gerilimin amacının yalnızca eğlendirmek olmadığını, aynı zamanda izleyicinin bir şeyler hissetmesini sağlamak ve hikâye ile karakterlerle derin bir bağ kurmasını hedeflediğini gösterir.
Bir film bize bir şey hissettirdiğinde (örneğin korku), zihnimizde yer etmesi ve bilinçaltında saklanması çok daha olasıdır; hatta zaman zaman yeniden yüzeye çıkar.
Katiller söz konusu olduğunda bazı filmler onları yalnızca korkutucu kötü karakterler olarak sunar. Ancak bazıları (ve bazı son derece sert diziler) daha derine inmeyi hedefler; bu insanların zihninde ve psikolojisinde ne saklı olduğunu keşfetmeye ve dışarıdan bakıldığında nasıl bu kadar “normal” görünebildiklerini anlamaya çalışır.

Macaulay Culkin, masum bir çocuğun görüntüsünün ardına saklanan bir psikopat olarak son derece ürkütücü bir karaktere dönüşüyor. Film, annesinin ölümünden sonra yazı kuzenlerinin yanında geçirmek üzere gönderilen Mark ile başlıyor. Kuzeni Henry ile başta iyi anlaşırlar, ancak Mark kısa süre sonra Henry’nin karanlık ve şiddet dolu bir tarafı olduğunu fark eder. Henry başkalarına zarar vermekten keyif alırken, ailesi onun kusursuz bir çocuk olduğuna inanır. Mark ise küçük kuzenini korumaya çalışırken Henry’nin ailesini gerçeğe ikna etmenin bir yolunu arar.

Bu film, narsisizm ve takıntının bir insanı ne kadar karanlık bir noktaya sürükleyebileceğini inceliyor. Christian Bale, başarı ve kariyer takıntılı yatırım bankacısı Patrick Bateman’ı canlandırıyor. İş hayatında son derece kontrollü bir yaşam süren Bateman’ın kimsenin bilmediği bir yüzü vardır: özel hayatında aşırı şiddet içeren eylemler gerçekleştiren biri. Gerçeklikle bağını giderek kaybeder ve bu da onu daha da tehlikeli hale getirir. Film aynı zamanda tüm bunların gerçekten yaşanıp yaşanmadığını da sorgular.

Kara mizah unsurları taşıyan bu psikolojik gerilimde, akıl sağlığı önemli bir rol oynar. Ryan Reynolds, psikiyatrik ilaçlarını bırakmaya karar veren ve iş yerindeki hoşlandığı kadını etkilemeye çalışan bir adamı canlandırır. Ancak kadın onu ektiğinde işler karanlık bir hal alır. Özellikle de evcil hayvanları konuşmaya başladığında ve kedisi onu radikal (ve ölümcül) adımlar atmaya teşvik ettiğinde.

Alfred Hitchcock’un bu klasiği, psikolojik gerilim türünün en önemli örneklerinden biridir ve parçalanmış bir zihnin nasıl işlediğini çarpıcı bir şekilde gösterir. Hikâye, para çalıp kaçan bir sekreterin ıssız bir motelde saklanmasıyla başlar. Kadın ortadan kaybolunca kız kardeşi onu aramaya başlar ve aynı motele ulaşır. Burada, motelin sahibinin oğlu olduğunu söyleyen tuhaf bir adamla karşılaşır. Çok geçmeden bu adamın ciddi şekilde rahatsız ve tehlikeli bir katil olduğu ortaya çıkar.

Bu psikolojik korku-gerilim, 90’larda En İyi Film Oscar’ını kazanmış ve birbirinden çok farklı iki katili merkezine almıştır. Jodie Foster, FBI’da yeni olan Clarice Starling’i canlandırır. Starling, kadınları kaçırıp öldüren bir seri katili yakalamak için, cinayetten hüküm giymiş parlak bir psikiyatristten yardım almak zorundadır. Dr. Lecter son derece zeki, tehlikeli ve insanların zihniyle oynama konusunda ustadır.

Bu biyografik film, Zac Efron’un canlandırdığı Ted Bundy’nin hikâyesini anlatır. Ancak film, cinayetlerden çok onun karizmatik kişiliğine, normal, çekici ve güvenilir biri gibi görünme becerisine odaklanır. Aynı zamanda sevgilisinin (Lily Collins) kızı için bir “baba figürü” olurken, Amerika tarihinin en acımasız seri katillerinden biri olarak çift hayat sürmesini gözler önüne serer.

Rahatsız edici, huzursuz edici ve son derece karanlık bir film. Michael Pitt, Brady Corbet ve Naomi Watts’ın başrollerinde olduğu bu yapımda, iki genç “eğlenmek” için bir aileyi evlerinde rehin alır. Anne, baba ve küçük çocuk, sadistik bir oyunun parçası haline gelir. Aile, en sevdiklerinin zarar gördüğüne tanıklık etmeye zorlanır ve zamanla bu karşılaşmadan sağ çıkamayacaklarını anlar. Filmin sonu ise, baştan beri hiçbir umut olmadığını acı bir şekilde ortaya koyar.

Bong Joon-ho’nun (Parasite) bu Güney Kore klasiği, gerçek bir hikâyeden esinlenmiştir. 1980’lerde küçük bir Kore kasabasında geçen filmde, bir dizi kadın cinayeti işlenir. İki dedektif, cinayetler arasındaki bağlantıyı keşfederek tek bir katilin izini sürer. Ancak onu yakalamak sandıkları kadar kolay değildir. Film aynı zamanda bu sürecin dedektifler üzerindeki psikolojik etkisini de güçlü bir şekilde yansıtır.

James McAvoy’un başrolünde olduğu bu remake filmde, karizmatik ama son derece tehlikeli bir psikopat yer alır. Tatilde tanışan iki aile arasında başlayan dostluk, kırsaldaki bir eve yapılan ziyaretle kabusa dönüşür. Ailenin kızı korkunç bir sırrı keşfettiğinde, ev sahiplerinin göründükleri gibi olmadıkları anlaşılır ve durum hızla hayatta kalma mücadelesine dönüşür.

Charlize Theron, bu filmdeki performansıyla En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını kazanmıştır. Film, trajik bir geçmişten kaçmaya çalışan ve seks işçiliği yapmaya başlayan Aileen Wuornos’un hikâyesini anlatır. Zamanla müşterilerini öldürmeye başlar ve tarihin en ünlü seri katillerinden biri haline gelir. Ancak bazı uzmanlara göre Wuornos bir “canavar” değil, şiddet ve istismarla şekillenmiş bir hayatın sonucudur.
BU İÇERİK İLK OLARAK GQ MÉXICO Y LATINOAMÉRICA WEB SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR.