Hızlı ve stil sahibi

Profesyonel bir sporcunun dur durak bilmeyen hayat temposuna kaç antrenman, deplasman ve toplantı sığar? Teknoloji ve standartları yükselten bir stil algısını harmanlayan Nike Techfleece koleksiyonu, yüksek tempolu hayatlara uyum sağlamak için özel olarak tasarlandı. Gün boyu hareket halinde konfor vaat eden bu parçaları Beşiktaş Basketbol Takımı oyun kurucusu Engin Atsür, Galatasaray'ın dinamik stoperi Semih Kaya ve Beşiktaş'ın yıldız oyuncusu Ricardo Quaresma'nın tarzına uyarladık.

10 Eylül 2015

Hızlı ve stil sahibi

Engin Atsür

Sekiz yaşından beri basketbol oynuyorsun. Basketbolun bu kadar uzun sure hayatında olması senin için neleri değiştirdi?

Sadece basketbol özelinde değil tabii; herhangi bir spor veya sanat dalıyla uğraştığınızda, buna küçük yaşta başlamanız gerekiyor. Bu erken başlangıç da, hayatınızı farklı bir disiplin ve düzenle şekillendirmenize yol açıyor. Yalnızca antrenmanlar için değil, antrenman dışında da tüm hayatınızı buna göre programlıyorsunuz. Okul-basketbol-ev üçgeninde, ki bu İstanbul gibi mesafelerin büyük olduğu şehirde tahmin ettiğinizden de yoğun bir üçgen. Zorlandığınız oluyor ama bu insana her şeyden önce büyük bir çalışma disiplini ve bir hayat tarzı kazandırıyor. Beğenseniz de, beğenmeseniz de bu hayat tarzı sizinle. Başka insanlarla iletişime geçince, diğerleri kadar esnek olamadığınızı fark ediyorsunuz. Tabii ben bunu pozitife çevirebildiğimi düşünüyorum. Bu düzen ve disiplin, yalnızca basketbolda değil yaşamımın farklı alanlarında da bana yardımcı oldu.

Kolej döneminde Amerika'da oynadın. Profesyonel lig ve kolej ligi arasındaki temel fark sence ne?

O zamanlar işin içerisinde olduğum için net göremiyordum ancak arada çok net bir seviye farkı var. Bir tarafta 17-21 yaş arası gençler, bir tarafta veteran diyebileceğimiz usta oyuncular. Öte yandan gençliğin vermiş olduğu dinamizm ve hız, göze çarpan bir farklılık. Avrupa'da sonuca yönelik bir oyun oynandığını düşünüyorum. Farklılık çok, ancak oyunun özü aynı: Herkes kazanmak istiyor.


Son birkaç sezondur basketbol liginin en iyi takımlarında oynuyorsun. Kariyerine dönüp baktığında, durduğun yeri nasıl yorumluyorsun?

Kendimi şanslı hissediyorum. Hedefleri büyük olan takımlarda oynama şansına sahip oldum. Bu Efes Pilsen altyapısında başladı, ardından kolej ve devamı geldi. Bugüne dek güzel başarılar yaşadığımı düşünüyorum, ancak bir şampiyonluk biter bitmez adrenalinin düşmesiyle birlikte yeni hedefler başlıyor. Başarılı olduğumu düşünmek yerine, yeni hedeflere odaklanmayı seçiyorum ben de.

Profesyonel bir sporcu olmak, stilini nasıl etkiliyor?

Bazen günde iki antrenmana gitmem gerekiyor, bu yüzden spor kıyafetlerin rahatlığından vazgeçemiyorum. İşe spor kıyafetlerle gidebilmek bence bir şans. Tabii bazı zamanlar bir değişiklik yapıp daha klasik parçalara yöneldiğim de oluyor. Spor ayakkabının rahatlığından vazgeçebileceğimi ise pek sanmıyorum.

Son dönemde spor giyim ve moda yakın temasta. Senin bu kesişim kümesine dahil olan favori bir parçan var mı?

Aslında mesleğimiz gereği spor giyim ve modanın kesişimi bizim için pek son dakika haberi değil; daha spontane ve bilinçsizce de olsa şık ve spor parçaları birleştiriyorduk. Bence insanların nasıl göründükleri kadar, konforlarına da önem vermeleri olumlu bir gelişme. Favori parçam ise çok uçuk olmayan, sade renklerdeki sneaker'lar.

Teknolojiyle boyut değiştiren kıyafetler, hayatını kolaylaştırıyor mu?

Kesinlikle! İlk bakışta fark etmiyoruz bile ancak büyük bir teknoloji yatıyor, yaşamımızı kolaylaştıran bu parçaların ardında. Örneğin, derinin daha iyi nefes almasını sağlayan parçalar antrenmanda üzerimdeyken, çıkışta gideceğim bir akşam yemeğine de rahatlıkla uyum sağlayabiliyor.

Ricardo Quaresma

Profesyonel bir sporcu olmak, yıllar içerisinde karakterini nasıl şekillendirdi?

Gençlik zamanlarımda, yani ilk meşhur olmaya başladığım yıllarda şöhretin bedelini biraz ağır ödedim. Sıradan bir semtte, sıradan bir ailenin ferdi olarak yaşarken, meşhur olmamla birlikte alıştığım hayatı sürdürememeye başladım. Bu durum, ailem ve arkadaşlarımla vakit geçirirken bile beni kısıtlıyordu. Futbol dışındaki hayatıyla gündeme gelmeyen bir futbolcu olmak için gençlik yıllarımda çok uğraştım ve yoruldum. Bugüne geldiğimizde ise tüm bu zorlu anlara karşın profesyonel sporcu olmanın pozitif taraflarının daha ağır bastığını ve beni daha iyi bir insana dönüştürdüğünü görüyorum.

Kısa bir ayrılığın ardından İstanbul'a geri döndün. Şehirle aranda nasıl bir bağ var?

Burası tek kelimeyle mükemmel bir şehir. Belki söylememe bile gerek yok ama İstanbul dünyanın en iyi metropollerinden biri. Üstüne üstlük böyle bir şehirde, prestijli bir takımda futbol oynamak eminim ki bütün oyuncuların rüyasıdır. Mesleğim yüzünden çok fazla şehir gezdim ve farklı yerlerde yaşadım; ama İstanbul'un yeri farklı. Ben futbol oynarken ailemin de iyi vakit geçirdiğinden emin olmak istiyorum. İstanbul'un bize bunu sağladığı inkar edilemez bir gerçek.

Deneyimli bir futbolcu olarak farklı liglerde top koşturdun. Avrupa ligleri ve Süper Lig arasındaki en temel fark sence ne?

Süper Lig bence dünyanın büyük ligleri arasında yer alıyor; Avrupa'nın önde gelen futbolcularının da rağbet ettiğini görüyoruz. Bu sene gerçekleşen transferlere baktığımız zaman büyük oyuncuların buraya gelmek istediklerini, bu ligde top koşturmak istediğini görüyoruz. Futbol oynamak için tüm şartlar elverişli: Tesisleşme ve taraftarların futbola olan ilgisi, Süper Lig'in büyüklüğünü açık bir şekilde gözler önüne seriyor.

Günlük hayatında yaratıcı ve göze çarpan bir stilin var...

Açıkçası farklı olmak gibi bir çabam yok; insanların beni böyle görmesini de istemiyorum. Kendi hoşuma giden, bana yakıştığını düşündüğüm parçaları giyiyorum. Kimseyi takip veya taklit etmek gibi bir derdim yok. Bu konuda başkasının ne düşündüğünü umursadığımı pek söyleyemem. Beğenin ya da beğenmeyin, stilim sadece bana ait.

Gardırobunda neredeyse takıntılı olduğun bir parça var mı peki?

Sneaker’lar! Belki bu algıda seçicilik; ama nerede iyi bir spor ayakkabı görürsem almak isterim. Giyinmeyi çok seviyorum, kıyafetleri de öyle. Tabii tek bir parça söylemem gerekiyorsa, benim takıntım sneaker’lar.

Profesyonel bir sporcu olarak, kıyafetlerinin hayatına ayak uydurabilmesi ne kadar önemli?

Oldukça önemli diyebilirim. Antrenmana, öğle yemeğine ve hatta akşam yemeğine giderken böyle parçaları üzerime geçirdiğimde, kendimi iyi hissediyorum. Tabii yine de unutmamak gerek; asıl önemli olan elbisenin içerisinde kendinizi nasıl hissettiğiniz. İnsan kendi ışıltısını açığa çıkaran, hayatına ayak uyduran kıyafetlerle dışarı çıkarabilir.

Semih Kaya

Spor senin için neredeyse bir aile geleneği. Baban da bir dönem kalecilik yapmış. Böyle bir ailede yetişmek, seni nasıl etkiledi büyürken?

Olumlu etkilediğini düşünüyorum. Futbol özellikle ülkemizde çok özel, önemli bir noktada. Ailemizde, babam, dedem ve ağabeylerim, futbola çok meraklılar. Babam profesyonel seviyeye tam yükselecekken dedem ona engel olmuş. Dedem kendi oğluna böyle bir engel koymanın pişmanlığıyla beni hep destekledi. Bu yüzden rahatlıkla söyleyebilirim ki sadece futbol değil, sporla fazlasıyla iç içe olan bu ailenin bir ferdi olmak hepimizi olumlu yönde etkiledi. Nişanlım da basketbolcu; sporun hayatımızın merkezinde olması hem aileden gelen, hem de ileride ailemizde olacak bir gelenek.

Çocukken atletizmle de uğraşmışsın. Sporun bu dalı ve futbol arasında senin gözlemlediğin değişiklikler neler?

Aslında ikisi de bir açıdan takım oyunu, ama futbol gerçekten çok farklı. Karakterimi düşündüğümde, bu yolu tercih ettiğim için mutluyum. Atletizm bana farklı taraflarıyla zor geliyordu; sonunda hareket rutininin düz ve tek katmanlı olduğunu hissediyordum. Oysa futbolda bir taraftan koşarken, bir taraftan rakibi markaja alman, bir taraftan topla oynaman bir taraftan sahayı çok yakından izlemen gerek. Sanırım aynı anda bu kadar fazla şeyle uğraşıyor olmak bana cazip geliyor.

Profesyonel bir sporcu olmak günlük stilini nasıl etkiliyor?

Sporcu olduğum için gardırobumun büyük bir kısmını, Nike'ın başı çektiği spor giyim parçaları oluşturuyor. Ancak nişanlımla tanıştıktan sonra, bu işi biraz o devraldı diyebilirim.

Antrenmanlar, deplasman derken yüksek tempoda bir hayat yaşıyorsun. Peki kıyafetlerin bu hıza ayak uydurabiliyor mu?

Tabii ki! Bu parçalar gerçekten benim için oldukça önemli bir yerde duruyor çünkü bir sporcu olarak konfor, ilk düşünülmesi gereken ayrıntı. Tabii arada sırada daha klasik olmayı da seviyorum; hem spor hem klasik stili birleştirmek benim için ideal formül.

Gardırobunda en fazla ne var?

Beyaz tişört. Gardırobumda elli tane tişört varsa otuzu beyazdır. Böyle bir takıntım var sanırım.

 

Yazının tamamı ve çok daha fazlası GQ Türkiye Ağustos sayısında ve GQ Türkiye Dijital edisyonunda...