Atlas’ın Omuzlarında: YE’nin İstanbul Ritüeli…
Güncel

Atlas’ın Omuzlarında: YE’nin İstanbul Ritüeli…

İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadyumu’nda gerçekleşen Ye konseri, gerçek bir ritüeldi. Yaklaşık 120 bin kişinin doldurduğu devasa bir stadyumda, dünyanın dört bir yanından gelen insanlar tek bir koroya dönüştü.

İngiltere’den, Almanya’dan, Hollanda’dan, Fransa’dan, Rusya’dan, Orta Doğu’dan gelen binlerce insan İstanbul’da tek bir merkezde toplandı. Bir konserden çok daha fazlası yaşanıyordu. Bu, modern çağın dijital kabilelerinden oluşan yeni bir topluluğun buluşmasıydı. Ve bu ritüelin merkezinde artık Kanye West değil, Ye vardı.

Çünkü Ye’nin hikâyesi yalnızca müzikle ilgili değil. Bu hikâye, ismini öldürmeye karar veren bir adamın hikâyesi. 2021 yılında yasal olarak Kanye West adını terk edip yalnızca “Ye” ismini kullanmaya başlaması tesadüfi değildi. O, kariyeri boyunca sürekli kendi kabuğunu kırmaya çalışan bir figürdü. Her albümünde başka bir karaktere dönüştü. Her krizinde eski benliğini yaktı. Her yükselişinde kendisini yeniden yarattı.

Atlas’ın Omuzlarında: YE’nin İstanbul Ritüeli…

Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt’te anlattığı insanın dönüşüm yolculuğuna benzer biçimde...

Önce deve olursun.

Sonra aslan.

Sonra çocuk.

Yükleri taşıyan, dünyaya başkaldıran ve sonunda yeniden yaratmayı öğrenen varlık. Belki de Ye’nin yıllardır sürdürdüğü şey tam olarak buydu. Kendi mitolojisini inşa etmek. Kendi küllerinden tekrar tekrar doğmak.

Son yıllarda bu mitolojinin en karanlık dönemlerinden geçti. Spekülatif söylemleri, Nazi sembollerine yaptığı göndermeler ve kontrolden çıkan çıkışları nedeniyle dünyanın önemli bir bölümü ona sırt çevirdi. Avrupa’daki konserleri iptal edildi. Bazı ülkeler kapılarını kapattı. Bir zamanların kültürel kahramanı, modern çağın sürgün figürlerinden birine dönüştü.

Sonra bu yılın başında beklenmedik bir şey yaptı. Wall Street Journal’da yayımlanan tam sayfa bir ilanla özür diledi.

“Gerçeklikle bağımı kaybettim” diyordu.

Atlas’ın Omuzlarında: YE’nin İstanbul Ritüeli…

Geçmişteki davranışlarının, yıllarca tedavi edilmeyen bipolar bozukluk ve yaşadığı ciddi psikolojik süreçlerle bağlantılı olduğunu anlatıyordu. Kendisini affettirmeye çalışmıyordu. Ama ilk kez kendi karanlığıyla yüzleşiyordu. 

Belki de bu yüzden İstanbul gecesi yalnızca bir konser değil, bir dönüş töreni gibi hissettirdi. Çünkü sahnede duran adam, dünyanın uzun süre dışladığı ama aynı zamanda dünyanın hâlâ vazgeçemediği bir figürdü.

Bu paradoksun merkezinde ise devasa küre vardı. Gece boyunca Ye’nin üzerinde dolaştığı o küre, yalnızca bir sahne tasarımı değildi. Anime kültürüne duyduğu yıllardır bilinen hayranlığın ve Japon estetiğinin somutlaşmış haliydi. Tokyo’da geçirdiği uzun yalnızlık döneminin bir uzantısıydı.

Atlas’ın Omuzlarında: YE’nin İstanbul Ritüeli…

Son albümü Bully üzerinde çalışırken Tokyo’daki bir otel odasına çekildi, kayıtları büyük ölçüde tek başına yaptı ve prodüksiyonun neredeyse tamamını üstlendi. Modern müziğin en büyük figürlerinden biri, dev stüdyolar yerine bir otel odasını seçmişti. Kalabalıklardan kaçıp yalnızlığa sığınmıştı. Tokyo’da başlayan o yalnızlık yolculuğu, İstanbul’da 120 bin kişilik bir kolektif deneyime dönüştü.

Dünyanın en yalnız adamlarından biri, dünyanın en kalabalık gecelerinden birini yarattı. Daha da ilginç olan başka bir şey vardı. Ye bugün 50 yaşına yaklaşan bir sanatçı. Fakat stadyuma baktığınızda gördüğümüz şey tam tersiydi.

25 yaş altındaki on binlerce genç, kariyerinin neredeyse her dönemine ait şarkılara kelimesi kelimesine eşlik ediyordu. Çünkü Ye artık yalnızca bir müzisyen değil. İnternet çağının dijital mitolojik kahramanı. 

Genç kuşak onun şarkılarını yalnızca dinlemedi. Onlarla büyüdü. TikTok videolarında. Anime editlerinde. Moda moodboard’larında. Discord sunucularında. Ve İstanbul gecesi bunu kanıtladı. Bu artık bir geri dönüş değil. Yeni bir dönem. Yeni bir kuşak devri.

Atlas’ın Omuzlarında: YE’nin İstanbul Ritüeli…

Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt’te anlattığı gibi, Zerdüşt’ün dağlardan inerek insanlara seslenmesi gibi, Ye de yıllar süren yalnızlığın ardından dünyanın karşısına çıktı. Ama bu kez vaaz veren bir kutsal kişi olarak değil. Kendi hatalarını taşıyan kusurlu bir insan olarak.

Kürenin üzerinde yürürken aşağıda yüz binlerce kişi sanki Yunan mitolojisindeki Atlas’a bakıyordu. Dünyayı sırtında taşıyan o lanetli deve.

Ye o gece dünyanın üzerinde duruyordu. Ama aslında dünyanın ağırlığını taşıyordu. Şöhretin, suçun, özrün, yalnızlığın, yeniden doğuşun. Ve belki de sanatın en eski yükünü... İnsanların kendi hikâyelerini onun şarkılarında bulma yükünü.

İZLE
Men of the Year 2025: Late Checkout
İLGİLİ İÇERİKLER
İlgili Başlıklar
Daha Fazlası