Ferrari
Yeni bir milenyum ve beraberinde pek çok yeni otomobil. 2000’lerin ilk on yılı son derece hareketli geçti: Almanya’nın ev sahipliği yaptığı 2006 Dünya Kupası ve 11 Eylül, euronun kullanıma girmesi ve finansal kriz, Angela Merkel ve Barack Obama… Dünyayı değiştiren bu gelişmelerle eş zamanlı olarak otomobil dünyası da önemli bir dönüşümden geçti. Tesla Roadster ve Nissan Leaf ile birlikte, bugün hala otomobil dünyasını dönüştürmeye devam eden sürecin habercisi olan ilk elektrikli otomobiller piyasaya çıktı. Bugatti Veyron gibi ekstrem modeller ve BMW yönetiminde üretilen ilk Rolls-Royce da yine bu dönemde sahneye çıktı. GQ, 2000’lerin en havalı otomobillerinden bir seçki sunuyor.

Phantom adı Rolls-Royce ile, Golf’ün Volkswagen veya S-Serisi’nin Mercedes ile özdeşleştiği kadar güçlü bir bağa sahip. Hatta Rolls-Royce söz konusu olduğunda bu bağın geçmişi çok daha eskiye uzanıyor. İngiliz lüks otomobil markası, 1925’ten bu yana Phantom modelleri üretiyor. Ancak 2003 yılında piyasaya çıkan lüks sedanın yedinci nesli özel bir yere sahipti. Bu model, markanın isim haklarının 1998 yılında Alman üretici BMW tarafından satın alınmasının ardından piyasaya çıkan ilk Rolls-Royce oldu. Kaputun altında artık BMW imzalı, 338 kW’a (460 bg) kadar güç üreten 12 silindirli bir motor bulunuyordu. Gövdesi alüminyumdan üretilmişti ve markanın efsanevi kaput süsü “Spirit of Ecstasy”, ilk kez bir düğmeye basılarak kaputun içine gizlenebiliyordu. O dönemki başlangıç fiyatı ise yaklaşık 380.000 euroydu.

BMW’nin Rolls-Royce’un marka haklarını devraldığı dönemde Volkswagen de 1998 yılında Bugatti’nin haklarını satın aldı. Bundan yalnızca bir yıl önce VW’nin efsanevi yöneticisi Ferdinand Piëch, 18 silindirli çılgın bir motor fikrini ortaya atmıştı. Bu fikir, modern dönemin en spektaküler otomobillerinden biri olan Bugatti Veyron’un geliştirilmesinin başlangıç noktası oldu. 2005 yılında otomobil tanıtılana kadar 18 silindir 16’ya düşürüldü. Ancak bu değişiklik performanstan hiçbir şey götürmedi. Tam tersine Veyron, 1000 bg güç sınırını aşan ilk seri üretim otomobillerden biri oldu.
VW’nin Ehra-Lessien’deki test pistinde 400 km/s’nin üzerine çıkan otomobil, bir süreliğine dünyanın en hızlı seri üretim otomobili unvanını taşıdı. Bu çılgın projenin fiyatı da kendisi kadar sıra dışıydı: yaklaşık 1,4 milyon eurodan başlıyordu. Yalnızca yağ değişiminin bile beş haneli bir meblağa mal olduğu ve 27 saate kadar sürebildiği söyleniyordu.

Otomobil endüstrisi özellikle son yıllarda, elektrikli araçlara daha fazla duygu ve karakter kazandırmak için retro tasarımlara sık sık başvuruyor. Ancak Fiat bu trendin önündeydi. Marka, daha 2007 yılında Cinquecento’yu tanıttı. Bu küçük otomobil, orijinal Nuova 500’ün piyasaya çıkışından tam 50 yıl sonra tanıtılmış ve onun mirasını modern çağa taşımak üzere tasarlanmıştı. Fiat 500, sevimli ve sempatik tasarımı sayesinde kısa sürede büyük bir popülerlik kazandı. Elektrikli mobilitenin önem kazanmasıyla Fiat aynı isme bir kez daha başvurdu. Yeni Fiat 500e, 2020 yılında yalnızca elektrikli olarak satışa sunulan ilk Fiat modeli olarak piyasaya çıktı.

24 Temmuz 2006’da, o zamana kadar büyük ölçüde tanınmayan Tesla adlı bir şirket, Santa Monica Havalimanı’nda düzenlenen kapalı bir etkinlikte Roadster adını taşıyan iki kişilik elektrikli bir otomobil tanıttı. O sırada muhtemelen kimse otomotiv tarihinin yazılmakta olduğunu düşünmüyordu. Ancak modifiye edilmiş bir Lotus’u temel alan Tesla Roadster, daha sonra mobilite dünyasını altüst edecek genç Amerikan markasının ilk seri üretim otomobili olmasının yanı sıra elektrikli mobilite açısından da bir dönüm noktasıydı. Tesla, elektrikli otomobillerin yalnızca sürdürülebilir değil, aynı zamanda sportif ve çekici de olabileceğini gösterdi. 2012 yılına kadar yaklaşık 2.450 adet üretildi. Ardından Model S, markayı tam anlamıyla başarıya taşıdı.
Bu arada Roadster şimdi geri dönmeye hazırlanıyor: Tesla, yeni nesil modeli 1 Ekim 2026’da tanıtmayı planlıyor. Hatta SpaceX imzalı bir roket tahrik sistemi kullanılacağına dair söylentiler bile var. Kulağa çılgınca geliyor ancak belki de o kadar gerçek dışı değil: Tesla daha önce birkaç kez “soğuk gaz iticileri” olarak adlandırılan sistemlerden söz etmişti. Üstelik SpaceX ve Tesla’nın başındaki isim de aynı: Elon Musk.

Bu süper spor otomobilin sıradan olmayacağı daha en başından belliydi. Çünkü 2002 ile 2004 yılları arasında üretilen Ferrari Enzo, adını şirketin kurucusundan alıyordu. Ferrari Enzo, tanıtıldığı dönemde 355 km/s azami hızıyla İtalyan üreticinin en hızlı modeliydi. Tasarımı ise İtalyan tasarım şirketi Pininfarina’ya aitti. Elbette Ferrari tüm bunların karşılığında yüksek bir fiyat talep ediyordu: Otomobilin başlangıç fiyatı yaklaşık 662.000 euroydu. Toplamda 399 standart Enzo üretildi. 400 numaralı bir Enzo ise 2005 yılında Papa II. Jean Paul için üretildi. Papa, otomobilin hayır amaçlı kullanılmak üzere açık artırmayla satılmasını istedi.

Geriye dönüp bakıldığında Cayenne’in 2002 yılında piyasaya çıkışı Porsche için bir dönüm noktası sayılabilir. Zuffenhausen merkezli üretici, bu modelle ürün gamına ilk kez bir SUV ekledi. Böylece Porsche artık yalnızca spor otomobil üreten bir marka değildi. Cayenne, VW Touareg ve daha sonra Audi Q7’nin de kullandığı aynı platformu temel alıyordu. Ancak bu durum modelin başarısına engel olmadı. SUV’ların Porsche’nin satışlarındaki payı istikrarlı bir şekilde büyüdü. İkinci SUV modeli Macan’ın da piyasaya çıkmasıyla Porsche, 2014 yılında ilk kez klasik spor otomobillerinden daha fazla SUV sattı. Cayenne bugün dördüncü nesline ulaşmış durumda; en yeni model Cayenne Electric adıyla tamamen elektrikli bir seçenek de sunuyor.

Nissan Leaf kronolojik olarak Tesla Roadster’dan sonra, 2010 yılında piyasaya çıktı. Ancak bu kompakt elektrikli otomobil, elektrikli mobilitenin gelişimi açısından en az Roadster kadar önemliydi. İlk başta elektrikli modelin menzili yalnızca 160 kilometre civarındaydı. Buna rağmen Leaf, kitlesel pazara yönelik ilk elektrikli otomobil oldu ve 2019 yılına kadar dünyanın en çok satan elektrikli otomobili unvanını taşıdı. Nissan Leaf bugün hâlâ üretimde ve üçüncü nesline ulaşmış durumda. İlk yıllardaki BMW i3, Renault Zoe ve Tesla Model S gibi rakiplerinin ise üretimi çoktan sona erdi. Haziran 2025’te tanıtılan üçüncü nesil Leaf, 622 kilometreye kadar menzil sunuyor. Bu da teknolojinin aradan geçen sürede ne kadar ilerlediğini bir kez daha ortaya koyuyor. Nissan ve Leaf, elektrikli mobilitenin gelişiminde önemli bir rol oynadı.
BU İÇERİK İLK OLARAK GQ GERMANY WEB SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR.