Yedi Krallığın Şövalyesi ikinci sezonunu resmen duyurdu. HBO Max
Ve 2026’nın en iyi dizileri…
2025, Pluribus (alışıldık uzaylı istilası anlatılarını tersyüz eden bir yapım), The Pitt (son yılların en gerçekçi ve sarsıcı medikal dramalarından biri) ve The Studio (dönemin en güçlü komedilerinden biri) gibi dikkat çekici dizilerle çıtayı oldukça yukarı taşımıştı. Bu da 2026’ya dair beklentileri doğal olarak yükseltti.
Yılın henüz başında olmamıza rağmen, 2026 bu beklentileri karşılamayı başardı. Yeni yapımlar hem yüksek puanlar aldı hem güçlü eleştiriler topladı hem de kısa sürede gündemin merkezine yerleşti.
Açılış, Game of Thrones evreninde geçen ancak ton olarak belirgin şekilde ayrışan bir yapımla, süper kahraman anlatısına farklı bir yaklaşım getiren bir Marvel dizisiyle ve Mare of Easttown yaratıcılarının imzasını taşıyan, gerilimi bölüm bölüm yükselten bir dramayla yapıldı.
Yıl henüz yeni başlamış olsa da, önümüzde daha pek çok yapım varken bile, bu diziler şimdiden güçlü bir etki yaratmış durumda ve yılın en iyileri arasında kalacakları şimdiden hissediliyor.

Bu dizi, Game of Thrones evreninde, ana hikâyeden yaklaşık 100 yıl önce geçiyor; ancak ton olarak oldukça farklı bir yerde duruyor. Daha hafif, yer yer mizahi bir anlatım benimserken, evrenin sertliğini tamamen geride bırakmıyor. Hikâye, aralarında beklenmedik bir bağ kurulan iki karakter üzerinden ilerliyor ve Targaryen tarihine yeni katmanlar ekliyor.
Merkezde, büyük bir turnuvaya katılmayı hedefleyen şövalye adayı Dunk yer alıyor. Yolculuğu sırasında kendine Egg diyen küçük, kel bir çocukla karşılaşıyor ve Egg kısa sürede onun yaveri oluyor. Ancak Dunk, bu çocuğun göründüğü kişi olmadığını ve sandığından çok daha büyük bir kader taşıdığını fark ettikçe hikâye de derinleşiyor.

Bu kara komedi, suç ve gerilimi karmaşık dostluklarla iç içe geçiriyor. Yıllardır görüşmeyen bir grup İrlandalı kadın, çocukluk arkadaşlarının ölüm haberinin ardından yeniden bir araya geliyor ve bu buluşma onları büyüdükleri kasabaya geri götürüyor. Ancak burada karşılaştıkları durum, ölümün bir kaza olmayabileceğini düşündürmeye başlıyor. Üstelik “ölen” kişinin gerçekten o kişi olup olmadığı bile şüpheli hâle geliyor. Zamanla her şeyin, geçmişte birlikte sakladıkları bir sırla bağlantılı olabileceği ortaya çıkıyor ve bu sır, şimdi hepsini ciddi şekilde tehdit eden bir noktaya dönüşüyor.

Marvel’ın son dönemdeki en dikkat çekici işlerinden biri. Klasik bir süper kahraman anlatısından ziyade, daha varoluşsal bir drama tonuna sahip. Yahya Abdul-Mateen II’nin canlandırdığı Simon, oyunculuk hayalinin peşinden giderken aynı zamanda onu yok edebilecek bir sırrı saklıyor: tehlikeli süper güçleri. Bu durum, onu bir devlet kurumunun radarına sokuyor. Kurum ise Simon’ın bir tehdit mi yoksa insanlık adına kullanılabilecek bir güç mü olduğuna karar vermek zorunda kalıyor.

Mark Ruffalo’nun başrolünde olduğu bu karanlık suç ve gerilim dizisi, hikâyeyi iki paralel hat üzerinden ilerletiyor. Bir yanda, arkadaşlarını bir araya getirerek ev soygunları planlayan bir adam var; bu karar, onu ve ailesini giderek daha tehlikeli bir çıkmazın içine sürüklüyor. Diğer yanda ise bu vakayı çözmekle görevli bir FBI ajanı bulunuyor. Ajan, soruşturmayı yürütürken aynı zamanda eşinin ölümünün yarattığı kişisel krizle baş etmeye çalışıyor. Dizi ilerledikçe karakterlerin motivasyonları netleşiyor ve içinde bulundukları durumun boyutu giderek ağırlaşıyor.

Duffer Kardeşler’in yapımcılığını üstlendiği bu korku dizisi, kanlı ve tekinsiz atmosferini sürprizlerle derinleştiriyor. Camila Morrone’un hayat verdiği Rachel, evlenmek üzere olduğu Nick ile birlikte ormandaki bir kulübeye gider. Ancak daha ilk andan itibaren içini kemiren bir huzursuzluk hissi vardır. Bu duygu, ailesine dair karanlık bir gerçeği öğrenmesiyle giderek yoğunlaşır. Rachel, yaklaşan evliliğin yalnızca bir başlangıç olmadığını, aynı zamanda çok daha karanlık ve kaçınılmaz bir sonu tetikleyebileceğini fark eder.

Guy Ritchie’nin yönettiği ve Hero Fiennes’ın başrolünde yer aldığı bu dizi, genç Sherlock Holmes’un hikâyesini anlatan romanlardan uyarlanıyor. Disiplin cezası nedeniyle Oxford’a gönderilen Sherlock, kısa süre içinde kendini büyük bir suçlamanın ortasında bulur: önce eski bir belgeyi çalmakla, ardından bir profesörün ölümüyle ilişkilendirilir. Adını temize çıkarmak için yetkililere güvenmek yerine kendi soruşturmasını yürütmeyi seçer. Bu karar, onu giderek derinleşen bir komplonun, tehlikeli bir formülün ve aile geçmişine uzanan karanlık bir sırrın içine çeker.

Ryan Murphy imzalı bu dizi, Sarah Pidgeon ve Paul Anthony Kelly’nin performanslarıyla dikkat çekiyor. Hikâye, 90’larda trajik bir uçak kazasında hayatını kaybeden John F. Kennedy Jr. ile Carolyn Bessette’in ilişkisini merkeze alıyor. Tanışmalarından evliliklerine, medyanın yoğun ilgisinden trajik sonlarına uzanan süreç, dramatik bir anlatıyla yeniden kurgulanıyor. Tüm detaylar birebir gerçekliğe dayanmasa da, dizi bu iki figürün etrafında oluşan miti yeniden inşa ediyor.

Yılın öne çıkan Nordic Noir yapımlarından biri. Ünlü roman serisinden uyarlanan dizi, Norveçli dedektif Harry Hole’u merkeze alıyor. Hole, partnerinin ölümüne yol açan vakayı çözmeye takıntılı bir şekilde yaklaşırken, aynı zamanda izini sürdüğü bir seri katilin peşine düşüyor. Katil, kurbanlarının yanına pentagram formunda küçük kırmızı elmaslar bırakıyor. Yoğun ve karanlık atmosferiyle dizi, yalnızca suç hikâyesini değil, Hole’un suçluluk duygusu ve içsel çatışmalarını da derinlemesine açıyor.

Bu dizi, suç, kara mizah ve cinselliği bir araya getirerek karmaşık bir hikâye kuruyor. Linda Cardellini, Jason Bateman ve David Harbour’un başrollerinde olduğu yapım, bir işaret dili tercümanının spor salonunda ölü bulunmasıyla açılıyor. Yanında bulunan porno dergisi, soruşturmayı baştan itibaren daha da tuhaf bir yöne sürüklüyor.
İlerleyen süreçte, en yakın arkadaşının olayla bağlantılı olabileceği, kurbanın eşiyle bir ilişki yaşadığı ve herkesin kendi sırlarını sakladığı ortaya çıkıyor. Dizi, bu ölümün arkasındaki gerçekleri adım adım çözerken, karakterler arasındaki gerilimi ve ilişkilerin ne kadar kolay çözülüp dağılabildiğini gözler önüne seriyor.
BU İÇERİK İLK OLARAK GQ MEXICO Y LATINOAMÉRICA WEB SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR.