Dolu dolu 1 kadın

Sinemada, ekranda görüp beğendiğimiz biriydi zaten. Ama bu kadar parlamasını, 1 Erkek 1 Kadın’da sanki bizim sevgilimizmiş gibi doğal canlandırdığı Zeynep’e borçlu. GQ kapağında kalıplı bir erkeğe dönüşen Demet Evgar’ın kadın hali ve koca, parlak mavi gözleriyle buluşup uzun uzun sohbet ettİm. Sonucu açıklıyorum: Meşgul ve güzel ve yeteneklİ ve akıllı, aklına ve arkadaşlığına ihtiyaç duyacağınız bir karakter.

22 Şubat 2012

Dolu dolu 1 kadın

Karın arsızca yağdığı bir gün. Akatlar’da, merkezinde spor salonu bulunan bir komplekste Demet Evgar’la buluşmayı bekliyorum. Kapüşonlu bir sweat-shirt, blucin, hava şartlarına uyumlu bir montla çıkıp geliyor. Bir hafta önce Swissotel’de fotoğraf çekimlerine yaptığım kısa ziyaret sırasında gördüğüm haliyle, smokinle filan gelecek değil zaten! Buluştuğumuz kahvedeki çoğu orta yaşı devirmiş sportmen kitle “Severek izliyoruz” diyerek karşılıyor. “Dışarıda mı otursak?” diyor ki, benden tam puan alması için -çok da mühim ya!- yeter de artar; zararlı alışkanlıklarımı sürdürebileceğim... Bahçede, şaşırtıcı düzgünlükte yapılmış, örneklerine ancak çocukluk hatıralarımızda, kitaplardaki imajlarda rastlayabileceğimiz bir kardanadam var. Kulakları portakal kabuğu, gözleri ve ceket düğmeleri zeytin, burnu havuç. “Bu kadar düzgününü görmeyeli çok olmuştu” diyorum, “Ben de” diyor Demet Evgar samimi bir şaşkınlıkla. İkinci cümlemi kuramadan, kar sonrası çıkan güneş hakim oluyor bünyesine kardanadam abinin, havuç burnu düşüyor. Gayet bayat “Çok yaşa dediğim, sabahı görmüyor” esprisini yapıyorum. Fakat benden aşağı kalır yanı yok, harika bir Amy Winehouse anekdotuyla karşılık veriyor: “Amy Winehouse’u çok severim. Öldüğü gün Londra’daydım. Çok garip bir şey oldu. Arkadaşımla konuşuyoruz, ‘Bence çok yakın bir zamanda Amy’nin öldüğünün haberini alacağız’ dedim. 5 dakika sonra haber geldi, Amy ölmüş. Dedim ki, ‘Kalkıp gideceğiz, evini bulacağız.’ Evinin Camden Town’da olduğunu biliyorum. Sora sora bulduk. Kapının önüne ilk çiçeği ben koydum. Çiçeği bırakırken Amy Winehouse’u evden çıkarıyorlardı, o kadar erken ulaşmışız. Daha kalabalık toplanmamıştı, sadece duyup gelen bir-iki gazeteci vardı.” Hikaye hazin fakat bende bir rahatlama oldu haliyle. Neticede bir kardanadamın burnunu düşürmüşüm, çok mu? 

Röportajın devamı GQ'nun mart sayısında.


Röportaj: Kanat Atkaya

Fotoğraflar: Olaf Wipperfürth