Fransız besteciler Clément Ducol ve Camille, geçen mart ayında düzenlenen 97. Akademi Ödülleri’nde “Emilia Perez” filminden “El Mal” ile En İyi Orijinal Şarkı ödülünü kabul ederken. Fotoğraf: Patrick T. Fallon / Getty Images
Bu çılgınlık sona ermeli. Yıllardır, gözlerimizi neredeyse yuvalarından çıkarırcasına devirerek, Diane Warren’ın Dolby Theatre’da oturup bir Oscar’ın daha elinden kayıp gidişini izlediğine tanık oluyoruz. Bir zamanlar, “How Do I Live” ve “I Don’t Want to Miss a Thing” gibi hitler En İyi Orijinal Şarkı dalında yarışırken, bu üretken ve ikonik söz yazarı için bir ödül kazanmak mantıklı olabilirdi. Bugün ise her yıl aday gösterilip kaybetmesi, aynı anda hem gülünç hem de acımasız bir geleneğe dönüştü. Kendi belgeseli Diane Warren: Relentless için yazdığı “Dear Me”, Warren’a on yedinci adaylığını getirdi. Büyük ihtimalle on yedinci kaybını da getirecek. Gerçek şu ki, Akademi sonunda aklını başına toplayıp biraz sağduyu gösterseydi, bu tuhaf maskaralığın hiçbiri yaşanmazdı. En İyi Orijinal Şarkı Oscar’ının artık rafa kaldırılmasının zamanı geldi.
Başlarken rahatsız edici bir gerçeği kabul edelim. Son birkaç on yılın En İyi Orijinal Şarkı kazananları listesinde gerçekten çok iyi şarkılar var. Evet, geçen yıl Emilia Pérez’den bir şarkı kazandı. Emilia Pérez’i hatırlıyor musunuz? Ama kötü kazananlar kural değil, istisna. Bir önceki yıl, Billie Eilish’in Barbie film müziği için yazdığı, hem çok büyük bir hit hem de gerçekten iyi bir şarkı olan “What Was I Made For?” ödülü aldı. Ondan önce ise Tollywood fenomeni RRR’dan harika “Naatu Naatu” kazandı. 2010’ların kazananları arasında “Man or Muppet”, “Skyfall”, “Let It Go”, “City of Stars” ve “Shallow” gibi işler var. Ancak adaylara indiğinizde, isabet oranı dramatik biçimde düşüyor. On yılda yalnızca beş güçlü kazanan çıkması bir yana, tüm adaylar arasından yalnızca yedi ya da sekiz tanesinin makul biçimde ödüle layık olması kötüye işaret. Bunu söylerken “Happy”ye ve The Greatest Showman’dan o şarkıya karşı epey cömert davrandığımı da ekleyeyim.
En İyi Orijinal Şarkı kategorisinin durumu, hafif tabirle, içler acısı. Bu ödül, oyuncu olmayan müzisyenler için bir EGOT basamağı olmasından başka pek bir anlam taşımayan bir şaka hâline gelmiş durumda. Teoride, varlığı Oscar töreninde sahnede seslendirilecek şarkaları seçmeyi kolaylaştırmalıydı. Oysa tören her seferinde aday şarkıların tamamının performansına bile yer vermiyor. Geçen yıl, Orijinal Şarkı performansları tamamen iptal edildi. Çünkü Oscar yapımcıları bile kimsenin bunları dinlemek istemediğinin farkında. Bu karar her şeyi anlatıyor. Kimsenin duymak istemediği şarkılar için verilen bir ödüle neden saygı duyulsun ki?
Bu yılın adayları yeni bir dip noktasını temsil ediyor. Warren’ın son işiyle birlikte, kimsenin adını bile duymadığı Viva Verdi! adlı bir filmden “Sweet Dreams of Joy” var. Nick Cave ve Bryce Dessner, Train Dreams filmi için yazdıkları “Train Dreams” ile aday. Ardından, Ryan Coogler’ın müzikal vampir fantezisi Sinners’ın merkezindeki “I Lied to You” geliyor. Grup içindeki açık ara en güçlü şarkı bu. Ancak belki de hepsinden daha vahim olan adayla karşı karşıya. “Golden” inkâr edilemez bir hit. Netflix’in animasyon hiti KPop Demon Hunters’ın büyük single’ı Billboard Hot 100’de bir numaraya çıktı ve Oscar sahnesinde neredeyse kesin bir performansla izleyici çekecek. Akılda kalıcı ama biraz saçma bir şarkı. Popüler kültürdeki etkisi düşünüldüğünde, kazanması fena sayılmazdı. Tek sorun şu ki, bu şarkı baştan aday bile olmamalıydı.
Kuralları ben koymuyorum. Gerçi koymalıydım. Ama Netflix’in KPop Demon Hunters’ı Oscar’a uygun hâle getirebilmek için New York ve California’da yalnızca üç salonda, neredeyse hiç reklam yapmadan, aynı gün streaming’de yayınlaması başlı başına absürt. En asgari gösterim şartı yerine getiriliyor, film daha ne kadar büyük bir başarı olacağından kimsenin haberi yokken. Ve şimdi Hollywood’un en büyük stüdyolarından biri, üstelik Warner Bros.’u yutmaya hazırlanan bir dev, yıllardır sinema salonlarını hiçe saymasına rağmen Oscar’la ödüllendiriliyor. Filmin En İyi Animasyon dalında aday olması belki daha da sinir bozucu. Ama bu yazı En İyi Orijinal Şarkı karşıtı bir tirat olduğu için oraya girmeyelim.
KPop Demon Hunters’ın uygunluğu konusunda nerede durursanız durun, asıl mesele aday havuzunun genel zayıflığı. Sinners ve KPop Demon Hunters Oscar’lar için ilgi çekici olabilir. Ama bir Diane Warren şarkısı daha ve yine kimsenin bilmediği, dört duvar arasında gösterilmiş bir filmden kimsenin bilmediği bir şarkı, ciddi bir ödül töreninde yer almamalı. Cave ve Dessner’ın parçası da fena değil, ama temelde filmin sonunda çalan, üstelik Netflix’in otomatik olarak böldüğü jenerikte yer alan geçici bir iş. Sırf aday olabilsin diye var olan bu şarkıları aday göstermenin ne anlamı var?
Film dünyasında müzik yapanların birbirini sırt sıvazlamak istemesi anlaşılabilir. Ama En İyi Orijinal Şarkı adayları çoğu zaman liyakatten yoksun. Özellikle de Materialists’ten Japanese Breakfast imzalı “My Baby (Got Nothing at All)” ya da The Testament of Ann Lee’den Daniel Blumberg ve Amanda Seyfried’in “Clothed by the Sun” gibi gerçekten iyi şarkılar kısa listeye bile girememişken.
Eskiden böyle değildi. En İyi Orijinal Şarkı ödülünün geçmişi her zaman pürüzsüz olmadı ama tamamen onursuz da değildi. 1930’lar ve 40’larda, filmler yeni şarkıların ana taşıyıcısıyken ve müzikaller altın çağını yaşarken, aday sayısı ona kadar çıkabiliyordu. Bugün bu şarkıların çoğu unutulmuş olabilir, ama o dönemde Hollywood’da orijinal şarkılar makinenin önemli bir parçasıydı. Bu gerçeklik 50’lerde de sürdü, ancak stüdyo müzikallerinin çöküşüyle 60’larda dağılmaya başladı. 70’lerde hâlâ idare eder bir tablo vardı, ama birçok filmin tek adaylığı Orijinal Şarkıydı.
80’lerde ise rüzgâr tersine döndü. Film müziği albümlerinin yükselişiyle birlikte, filmler için büyük orijinal şarkılar üretmek oyunun merkezine yerleşti. “Fame”, “9 to 5”, “Endless Love”, “Up Where We Belong”, “Eye of the Tiger”, “What a Feeling”, “Maniac”, “I Just Called to Say I Love You”, “Against All Odds”, “Footloose”, “Ghostbusters”, “Say You, Say Me”, “The Power of Love”, “Take My Breath Away”… Liste uzar gider. 90’lar daha da büyük soundtrack başarıları ve Disney Rönesansı’nı getirdi. 70. Akademi Ödülleri’nde “My Heart Will Go On”, Hercules’tan bir şarkıyı, Trisha Yearwood’un Con Air için seslendirdiği Diane Warren imzalı “How Do I Live”ı ve Good Will Hunting’den Elliott Smith’in muhteşem “Miss Misery”sini geride bıraktı.
2000’lere gelindiğinde ise işler bozuldu. Kazananlar çoğunlukla vasattı, adaylar daha da kötüydü. Eminem’in “Lose Yourself”i ya da Once’tan “Falling Slowly” gibi istisnalar, An Inconvenient Truth’tan “I Need to Wake Up” ya da Dreamgirls için Oscar uğruna sonradan eklenen şarkıları telafi etmiyor. Bu çöküşün, korsanlığın müzik sektörünü sarstığı ve iTunes’un albüm satışlarını öldürdüğü döneme denk gelmesi tesadüf değil. Streaming ise son çiviyi çaktı. Bugün elimizde, arada iyi kazananlar çıkaran ama aday havuzu giderek küçülen yamalı bir ödül kaldı. Birkaç müzikal ve birkaç film dışında orijinal şarkı üreten pek kimse kalmadı. Kategori fiilen yürüyen bir ceset.
Bu nedenle kategoriyi tamamen kaldırmak en doğrusu olabilir. Elbette Akademi’nin Müzik Şubesi bu fikre burun kıvıracaktır. Oscar’larda temsil meselesi küçümsenecek bir şey değil. Ama belki çözüm reformdur. Öncelikle uygunluk kriterleri sıkılaştırılmalı. Bir hafta boyunca boş bir salonda gösterilen belgeseller, sırf içinde orijinal bir şarkı var diye Oscar’a aday olmamalı. Kayırmacılığa da bir şeyler yapılmalı. Tamamen önlenemese bile, her yıl Diane Warren’a giden dost oylarını caydıracak kurallar konmalı. Ayrıca aday sayısı, gerçekten değerli şarkı sayısına göre değişebilmeli. 2000’lerde bazı yıllar yalnızca üç aday vardı. 2011’de ise sadece iki. Ödül dürüst olacaksa, bu gayet yerinde.
Yine de daha radikal bir çözüm gerektiğini düşünüyorum. En İyi Orijinal Şarkı ödülünü kaldırın ve yerine başka bir şey koyun. Şarkı yazımını onurlandırmak kulağa hoş gelse de, belki de filmlerde müziği mümkün kılan insanları tanımanın zamanı gelmiştir. Akademi, En İyi Oyuncu Seçimi ödülünde olduğu gibi, En İyi Müzik Süpervizyonu ödülü yaratmalı. Belki bunu, filmde belirli sayıda orijinal şarkı bulunması şartına bağlayarak üretimi teşvik edebilir. Bu hem filmlerde müziğin nasıl var olduğuna daha iyi bir temsil sunar hem de sektörün en az takdir edilen isimlerini ödüllendirir. Filmler sesli olduğu günden beri şarkılar da var. Orijinal olsun ya da olmasın. Bu güzel birlikteliği mümkün kılanları onurlandırmak fazlasıyla yerinde olur.
BU İÇERİK İLK OLARAK GQ US WEB SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR.