Matt Damon, Tom Holland, Robert Pattinson ve Christopher Nolan ile The Odyssey Yapım Süreci
Dergi Konuları

Matt Damon, Tom Holland, Robert Pattinson ve Christopher Nolan ile The Odyssey Yapım Süreci

Hollywood’un önde gelen üç erkek yıldızı, Nolan’ın bugüne kadarki en epik ve en iddialı gişe filmini yaratmasına yardımcı olmak için yüzlerce kişilik oyuncu ve teknik ekibe nasıl liderlik etti?

Batı Sicilya’da, Favignana adında bir ada var. Yaz aylarında İtalyan turistlerin uğrak yeri olan ada eskiden Aegusa, yani “keçi adası” olarak anılırdı. Odysseus ve tayfasının, Kiklop ile yaşadıkları talihsiz karşılaşmadan önce burada mola verdiği rivayet edilir. Günümüzde ise artık kullanılmayan bir ton balığı tesisine ve harap haldeki Santa Caterina Kalesi’ne ev sahipliği yapıyor. Yönetmen Christopher Nolan, 2024’ün sonlarında bir gün, denizden 274 metre yüksekteki bu kaleye çıkarken buldu kendini. Nolan’ın sineması çoğu kez yüksek alanlarda ya da alternatif dünyalarda gezinir: Başlangıç, Yıldızlarası, Tenet, Batman üçlemesi… Ama aynı zamanda, hatta belki de gişe sinemasında çalışan diğer yönetmenlerden çok daha fazla, gerçeğin sadık bir takipçisidir. Bir anlamda, işini “gerçek bir yerde, gerçek bir gün batımında, gerçek bir kalede büyüleyici bir anı yakalama çabası” olarak görür.

Matt Damon, Tom Holland, Robert Pattinson ve Christopher Nolan ile The Odyssey Yapım Süreci

Matt Damon, Tom Holland, Robert Pattinson ve Christopher Nolan ile The Odyssey Yapım Süreci

Matt Damon, Tom Holland, Robert Pattinson ve Christopher Nolan ile The Odyssey Yapım Süreci

Santa Caterina gerçek bir kale. Odysseus’un yurdu İthaka’nın film versiyonu açısından kusursuz bir mekan ve Nolan’ın yeni filmi The Odyssey’nin en önemli lokasyonlarından biri. Öte yandan Nolan ve prodüksiyon tasarımcısı Ruth De Jong’un aşmakta zorlandığı bir sorunun da kaynağına dönüştü. Kaleye çıkan patika zikzakları aşmak gerekiyordu ve zirveye ulaşmak 45 dakika sürüyordu. Yol asfalttı ama bir Christopher Nolan setinin gerektirdiği insan, ekipman ve kamyon kalabalığı için yeterince geniş değildi. Nolan’a göre genişletmek de mümkün değildi. Bunun üzerine yapım sorumlusu yerel yetkililerle görüşmeye başladı ve çözüm olarak arka tarafta yeni bir yol yapılmasına karar verildi. 

“Tüm ekibi yukarı çıkarmak için 4x4 araçlar kullanacaktık” diye anlatıyor Nolan. “Ancak sürecin epey geç bir aşamasında, yolun hiçbir zaman hayata geçirilmeyeceği ortaya çıktı.”

Her yönetmen problem çözmekte ustadır. Nolan ise sorunları geniş kapsamlı bir çerçevede ele alarak hallediyor. Tenet’in Estonya’daki çekimleri sırasında, bir sahnede Robert Pattinson’ın geri geri araba sürmesi gerekiyordu. Nolan’ın mahareti Pattison’un “pod” diye adlandırdığı özel bir düzenekte saklıydı, araca monte edilen aparat sayesinde gizli bir dublör sürücü aracı ters yönde kontrol edebiliyordu. Tek sorun o gün ellerindeki araçlarla bu podun uyumlu olmamasıydı. Nolan’ın dublör koordinatörü yerel bir çözüm önerdi: “BMW’lerle bu podları daha önce kullandım, o halde hemen bayiye gidelim, iki BMW alalım ve çekime başlayalım’ dediğini anlatıyor Pattison. “Ve gerçekten öyle yaptık. Tüm bu planlamadan sonra sadece 45 dakika kaybettik, arabaları aldık ve iş bitti.”

Matt Damon, Tom Holland, Robert Pattinson ve Christopher Nolan ile The Odyssey Yapım Süreci

Gömlek Louis Vuitton Men’s. KemerArtemas Quibble. Zırh Angels Costumes.

Santa Caterina Kalesi meselesinde ise çözüm aslında bir çözüm değildi, Nolan işi akışa bıraktı. Yürüyebilen herkes patikayı tırmandı, gerisi helikopterle çıktı. Helikopterler aynı zamanda ekipman taşımakta kullanıldı. Nolan’ın ekibi dağın yamacına iskelelerle 200 kişilik ağırlığı taşıyabilecek bir platform kurdu. “Sonunda” dedi Nolan, “Çekimimizin ortasında, iki hafta boyunca ekibin her sabah yokuşun dibinden başlayıp 274 metre yükseğe tempolu yürümek zorunda kaldığı bir mekanımız oldu”. Odysseus’un karısı Penelope’ye göz diken kaypak talip Antinous rolündeki Pattinson ve Odysseus’un oğlu Telemakhos’u canlandıran Tom Holland gibi oyuncular için bu, kostümler ve sandaletlerle tırmanmak anlamına geliyordu. Nolan için ise her gün 29 yaşındaki fit Holland’ın hemen önünde hızla yukarı süzülüşünü izlemek demekti. Yaklaşık 80 film setinin tecrübeli ismi, Odysseus rolündeki Matt Damon’a sorarsanız “Filmdeki mekanlar diğer filmlerde karşılaştıklarımdan daha zor değiller. Ve biz bu tür şeyleri çok fazla yaşadık.”

Pattinson Favignana’ya ilk kez Nisan 2025’in başında vardığında, kalacağı sezon dışı tatil köyünü bomboş buldu. O sırada çekimler bir aydan fazladır sürüyordu ve ekip çoktan yorgunluk belirtileri göstermeye başlamıştı. “Oteldeki barda tek başıma oturuyordum” diyor Pattinson. “Ardından insanlar yavaş yavaş içeri girdi. Ben bu kadar çok bitkin insanı daha önce hiç bir arada görmemiştim. Ve ekibe katıldığımda daha yolun üçte biri ancak kat edilmişti. Ekip o noktaya kadar iki ülke gezmişti ve herkesin yüzünde öyle bir ifade vardı ki, tamamen tükenmiş gibilerdi.”

The Odyssey 2025’te 91 gün boyunca, toplam altı ülkede çekildi: Fas, Yunanistan, İtalya, İzlanda, İskoçya ve ABD’deki Universal Stüdyosu’nun Falls Lake su tankında. Nolan 610 kilometreden fazla IMAX film kullandı, bu da 99 saate denk geliyor. Sinemada şu anda bir Nolan prodüksiyonuyla boy ölçüşecek bir yapım yok. On yılı aşkın süredir dev Marvel filmlerinde Örümcek Adam’ı canlandıran Tom Holland’un bile Fas’taki sete ilk ayak bastığında kafası karıştı: “Yarım saat bu sahilde yürüdüğümü hatırlıyorum ve sadece tekrar tekrar Yunan askerleri, Yunan gemileri, Truva savaşları gördüm. Abartıyor muyum bilmiyorum ama kilometreler boyunca uzanmış hissiyatı veriyorlardı. Ve prodüksiyon asistanına ‘Ekip nerede?’ diye sordum. Bir film setine dair hiçbir iz görmedim. Daha çok bir düşün içine takılıp kalmış gibiydim” diye anlatıyor Holland. 

Damon’ın tepkisi daha sertti: “Çekim mekanlarını gördüğümde, ‘Burada film çekilebileceğini hangi aklı evvel düşünmüş olabilir?’ diye sordum kendime.” 

Nolan hem adanmışlık hem de bir tür mazoşizm aşılıyor çevresine. Prodüksiyonun bir aşamasında Damon, Nolan’ın ekibinin dağın yamacına hızla bir platform kurarak üzerine “technocrane” (kamera vinci) yerleştirmesini hayranlıkla izlerken, yardımcı yönetmen Nilo Otero şaşkınlığını fark edip “İlginç olan şu ki, buradaki herkes daha kolay bir filmde, daha çok para kazanarak çalışabilirdi” demiş Damon’a. “İşte bu kesinlikle doğru.”

Matt Damon, Tom Holland, Robert Pattinson ve Christopher Nolan ile The Odyssey Yapım Süreci

HOLLAND: Üst by Aubero. ŞortRick Owens. Sandalet Ancient Greek Sandals. DAMON: Gömlek Aubero, Pantolon Balmain. Yüzük, kendisine ait. PATTINSON: Üst by Aubero. Pantolon by Balmain. Botlar Marsèll.

Nolan prodüksiyonlarının büyüklüğü ve erişim gücü konusunda zaman içinde kazandığı bir kayıtsızlığa sahip. “Başlangıç benim ilk filmimdi ve yedi ülkede çekecektik. Bu imkansız gibiydi ama biz bir yolunu buluruz dedik” diyor Nolan. Yıl 2010’du. Kısa sürede anladı ki, seçtiği yol ne kadar engebeliyse o kadar tutkuyla yaklaşıyordu. “Vites değişimi gibi… İzlanda’dan İskoçya’ya, oradan Fas’a geçmek… Herkes için gerçek bir enerji takviyesi. Aylarca aynı yerde, aynı tür çekimlerin aksine.” 

The Odyssey’nin maliyeti yaklaşık 250 milyon dolardı ama stüdyolar Nolan’a filmlerinin boyutu ve maliyeti konusunda toleranslı davranmayı öğrendi, çünkü bu azamet beyazperdeye tüm saflığıyla yansıyordu. “The Odyssey çok daha büyük, devasa dalgalarda sörf yapmak gibi” diye yorumluyor Damon. Nolan paradoksal bir figür. Devasa boyutlarına ve maliyetlerine rağmen filmleri genellikle zaman ve mekan üzerine girift fikirlerle uğraşır, hatta kendi oyuncuları tarafından bile bazen tam anlamıyla anlaşılmaz. (Tenet’te John David Washington ile başrolü paylaşan Pattinson, filmin ne hakkında olduğunu aslında bilmediğini söylemişti. Bunu geçenlerde ona tekrar sordum. “Çekimin son haftasında John David’e dönüp, ‘Sanırım ben ölüyorum. Sanırım hep ölüydüm’ dedim” diye hatırlıyor Pattinson. “John David ise, ‘Sen ölmedin. Öldüğünü nereden çıkarıyorsun?’ dedi”.) 

---

Nolan’ın filmleri Hollywood gişe kurallarını da sık sık yıkar. Mesela 2017’deki Dunkirk’un sadece 76 sayfalık senaryosunda neredeyse hiç diyalog yoktu. 2023’teki Oppenheimer ise büyük ölçüde siyah-beyaz çekildi. Yine de gişede olağanüstü başarı gösterdiler. Oppenheimer bir teorik fizikçinin biyografisi olarak neredeyse bir milyar dolar hasılat yaptı, 13 dalda Oscar’a aday gösterildi ve en iyi film ile en iyi yönetmen dahil yedi ödül kazandı.

Nolan’ın statüsündeki çoğu yönetmenin kariyerinde en az bir kayda değer sanatsal ya da ticari başarısızlık vardır, çünkü sinema çok fazla değişkene bağlıdır ve seyirci davranışı öngörülemez. Ama Nolan’ın sicili neredeyse lekesiz. Bugüne dek ne tam anlamıyla kötü bir film çekti, ne de stüdyo maliyetini karşılamayacak kadar az kazandıran bir filmi oldu.

Nolan bu alışılmadık gerçeğin nedenlerini irdelemeye isteksiz. Israr edildiğinde, kendince bir teori sunuyor: “Eğer filmleri seviyorsanız, Hollywood’u seviyorsanız, Hollywood’un tarihini, sinemanın tarihini seviyorsanız, iliğinize kemiğinize kadar bildiğiniz şey şudur: Seyircinin istediği şey yenilik. Onlar aslında bilmedikleri bir şeyi isterler. Yani tek kesin şey, kesin olmayan şeydir. İşte paradoks burada. Üstelik korkutucu bir paradoks, çalıştığım insanlar için de korkutucu. Ama filmleri böyle yapmak zorundasınız. Her projede her şeyi riske atmalısınız.” 

Dünya Nolan’ın etrafında çok belirgin bir hisle dönüyor: Düzenli, kesin ve dakik. Her şey onun hızına ayak uydurarak hareket ediyor. Şubat ayında Warner Bros. stüdyolarında Nolan’ı ziyaret ettiğimde, The Odyssey’nin final miksajının ilk haftasındaydı. Mekan bile Nolan’ın çevresini kontrol etme gücüne sessizce selam duruyordu: Birkaç yıl önce Warner Bros.’tan Universal’a geçmesine rağmen miksajını hâlâ bu bölümde yapıyor, lobisinde Affedilmeyen filmiafişinin asılı olduğu iki katlı binada. Eşi ve yapımcı Emma Thomas kapıda beni karşıladı ve görünmez bir mesajın Nolan’ın hazır olduğunu bildirmesine kadar yanımda bekledi.

Ses panelleriyle kaplı miksaj bölümü, eski gazeteler ve kahve kupaları dahil postprodüksiyon ıvır zıvırlarıyla dolu geniş bir oda. Blazer, açık yakalı gömlek, koyu renk pantolondan oluşan alışıldık üniformasını kuşanmış. Nolan, son üç filminin kurgusunu yapan Jennifer Lame ile birlikte bir koltukta oturuyordu. Her iki yanda Nolan’ın ses ekibi vardı: Diyalog, müzik, efekt. Öndeki ekranda Telemakhos rolündeki Tom Holland’ın kaledeki ziyafette Jon Bernthal’ı canlandıran Menelaos karakteriyle karşılaştığı sahne oynuyordu. Nolan arka plandaki ses katmanlarını dikkatle dinleyip, yüksek bir kahkaha patlamasını işaret etti. “Biraz riskli” dedi kurguculara nazikçe. “Arkada oturan birinin sahneye gülündüğünü düşünmesini istemezsiniz.”

Ekibi düğmeleri çevirdi, seviyeleri ayarladı, sahneyi yeniden oynattı.

“Sanırım hoşuma gitti” dedi Nolan.

“Biraz dağınık mıydı?” diye sordu miksajcılarından biri.

“Ama iyi bir dağınıklıktı” dedi Nolan, yüzü aydınlanarak.

Matt Damon, Tom Holland, Robert Pattinson ve Christopher Nolan ile The Odyssey Yapım Süreci

Üst Adon

Matt Damon, Tom Holland, Robert Pattinson ve Christopher Nolan ile The Odyssey Yapım Süreci

Üst Aubero

Bir süre sonra izin istedi ve ikimiz arkadaki kapalı verandaya çıktık. Elinde bir kupa ve sade bir çay örtüsüyle kapatılmış bir demlik taşıyordu. Saçlarında şövalyevari dalgalar uçuşurken gözleri mavi ve ciddiydi. Nolan iş arkadaşları tarafından hem sevilen hem de biraz korkulan bir yönetmen. Çalışmalarını mahremiyet içinde sürdürüyor ve işbirliğini zorunlu kılıyor. Pattinson The Odyssey için Nolan’la yaptığı ilk telefon görüşmesini şu sözlerle hatırlıyor: “Ben, ‘Evet, okumak için sabırsızlanıyorum’ gibi bir şeyler söyledim. Onun cevabı ‘Okumak mı istiyorsun? Diğer herkes sadece evet dedi’ oldu.”

Nolan The Odyssey’de Holland’a rol teklif ettiğinde prodüksiyon tarihi Spider-Man: Brand New Day ile çakışıyordu. Holland’ın Örümcek Adam serisine yükümlülükleri de malumunuz: “Bu yüzden Chris’e, ‘Bak, filmde yer almak istiyorum ama yer alacaksam Sony’yi arayıp çok tatsız bir konuşma yapmak zorundayım,’ dedim.” Sonra vakit kaybetmeden o tatsız konuşmayı yaptı.

Holland, talebini doğrudan Örümcek Adam serisini Marvel ile birlikte üreten iki stüdyodan biri olan Sony Pictures’ın başındaki Tom Rothman’a ilettiğinde, Sony beklenmedik şekilde filmi ertelemeyi kabul etti. Bunda Holland’a duyulan saygının yanı sıra Nolan’a duyulan saygının da payı vardı: “Sony’nin bu kadar kolay kabul etmesinin nedenlerinden biri, ‘Film beş ay uzamayacak ve Tom’u iki yıl alıkoymayacağız’ diyen Chris’in sözüne duyulan güvendi” diye anlatıyor Holland. “Başka bir yönetmen olsaydı, konuşma biraz farklı olabilirdi.” The Odyssey, Nolan’ın söylediği gün başladı ve dokuz gün erken tamamlandı.

Orada Nolan’la otururken, bir saatin neredeyse tik taklarını işitebiliyorsunuz. Baştan itibaren (hem ileri hem geri saran ikinci filmi Momento’yu hatırlayın) zaman ve zamanın üzerimizdeki aşındırıcı etkisi vazgeçilmez teması oldu. Başlangıç (2010) ve Yıldızlararası (2014) zamanın yetmemesine, hayatınızın ötesinde çaresizce sıkışıp onun akıp gidişini izlemeye dair filmlerdi. Tenet’te karakterler zamanda iki yöne doğru hareket ediyor, giderek daha karmaşık düğümler oluşturuyor, zaten yaptıkları şeyleri yeniden yapıyor ve sonra yapmıyorlardı. Dunkirk üç farklı hikayeyi üç farklı zaman çizelgesinde anlattı. Şunu ima ediyordu: Bir saat bir gün gibi, bir gün bir hafta gibi hissedebilir veya tam tersi. “Bana sık sık, neden zaman hakkında filmler yaptığımı sorarlar” diyor Nolan. “Buna hazır bir cevabım var, ama iyi bir cevap: Çünkü hep onun içinde yaşadım. O, hayatlarımızın motoru. Sürekli savaştığımız, bizi sürekli rahatsız eden ve peşimizi bırakmayan şey.”

Nolan ketumluğuyla da meşhur, sadece işine odaklanmayı tercih ediyor, çünkü işini kontrol altında tutabiliyor. Pattison ise “Chris oldukça batıl inançlı” diye vurguluyor. “Bir tür mistisizm vardır onda. Sorsanız hemen ‘Yok öyle bir şey’ der.”

Öte yandan Nolan’ın filmlerinde hayat deneyimlerinin izlerini de görmek mümkün. “Ne zaman evlensem, motivasyon kaynağı ölen bir eş olan filmler yapıyordum” diye devam ediyor sözlerine. “Sonra çocuklarım oldu ve çocuklar hakkında filmler yapmaya başladım.” 

Dört çocuk sahibi Damon, Başlangıç’ı ilk kez okuduğunda bir film setindeydi: “Senaryoyu okurken çok duygulandım çünkü küçük çocuklarım vardı. İki haftalığına yurtdışındaydım, onlardan uzaktaydım. Ve senaryo çocuğunun tüm çocukluğunu kaçırmakla ilgiliydi. Sonra onu arayıp, ‘Senin bu çocukluk meselesiyle alıp veremediğin ne?’ dedim.” Nolan ve Thomas’ın da dört çocuğu var. “Filmlerimin çoğunda gerilim, aileyle birlikte olma isteği ile bunun dışındaki sorumluluklar arasında. Bu benim için çok güçlü bir bağ” diye açıklıyor Nolan.

Yönetmenin imza attığı filmler büyüdükçe gerilim daha da arttı. Verandada sohbet ederken “Emma’yla daima tutkuyla inandığımız şey şu” diye belirtiyor: “Bir projede başarıya ulaşacak kadar şanslıysanız, yönetmen olarak bir sorumluluğunuz bulunur: ‘Peki şimdi ne yapabilirim? Daha önce yapmama izin verilmeyecek bir filmi şimdi yapmama izin veriliyor mu, ya da başkasına izin verilmeyecek bir filmi ben yapabilir miyim?’ Çünkü böyle fırsatlar çok sık çıkmaz. O yüzden kullanmalısınız, fırsatı kaçırmamalısınız. Kara Şövalye gişeyi yıkıp geçirdiğinde Başlangıç’ın yolu açıldı. Ve tabii ki Oppenheimer’ın başarısının ardından, ‘Tamam, bu fırsatı kullanmalıyız, yapabileceğimiz en iddialı şeyi denemeliyiz’ dedik.”

Nolan kısa süre sonra yapabileceği en iddialı şeyin Homeros’un Odysseia’sını uyarlamak olduğuna karar verdi. “Şiiri yeniden okuduğumda fark ettim ki, hep sonuçlar var ama sonuca götüren akış yok.” Argos’u düşünün: Odysseus’un sadık köpeği, efendisi döndüğünde kimse tanımızken bile onu tanır. Homeros bunu önceden işaret etmeye gerek görmez. İlk perdede üçüncü sahnede karşımıza ne çıkacağını ima etmek, bir olay olmadan önce ipucu vermek gibi filmlerin doğasındaki detaylar şiirde yoktu, çünkü antik izleyiciler akışı zaten biliyordu ve Homeros onları eklememişti. “Şunu fark ettim: Tamam, bu şiirden bir senaryo çıkarmak, tamamen o akışı kurmakla ilgili. Çünkü sonuçlar olağanüstü. Ama benim sorumluluğum, şiirin yapısını bozmadan detayları harekete geçirmek.  Böylece şiire ve mitolojisine Homeros’un izleyicileri kadar aşina olmayan bugünkü izleyici sonuçlara hazır olabilir. İşte bu bilgi bana kapıyı açtı.”

Nolan, filmi nasıl çekmek istediğini en başından biliyordu. The Odyssey için IMAX’ten yalnızca büyük panoramik sahneleri değil, aynı zamanda diyalogların geçtiği samimi anları da yakalayabilecek bir kamera tasarlamalarını talep etti. Çünkü IMAX kameraları o kadar gürültülü çalışıyordu ki, kimi zaman diyaloglar gümbürtüye gidiyordu. IMAX, Nolan’ın istediği etkiyi sağlamak amacıyla kamerayı kaplayan bir tür balon kılıf geliştirdi, böylece oyuncular kamera sesinin üzerinde birbirlerini duyabiliyordu. Ancak kılıf sık sık oyuncuların bakış hattını kapatınca, Nolan kendi çözümünü üretti: İkinci oyuncunun yüzünü merceğin hemen soluna yansıtacak bir ayna sistemi. Holland’a göre “Chris hiçbir şeyi sahte yapmaz. Her şey gerçektir. Tepki verdiğiniz her şey, onun istediği içgüdüsel insani karşılıktır.”

The Odyssey’deki bir sahneyi Pattinson’ın uzaktan duyulan bir sese göre canlandırması gerekiyordu.  “Kameradan başka hiçbir şey göremiyordum. Chris’e ‘Sesi sen mi vereceksin? Nereye bakmalıyım?’ diye sordum. ‘Hayır, Damon yapıyor’ dedi. Matt ve Anne Hathaway sahnenin tamamını yaklaşık 60 metre ötede oynuyordu ve ben onları bile göremiyordum. Chris ise sahneyi gerçek kılmak için yürüyüp konuşarak bir kaseyi tekmeledi. Tam bir delilikti.”

“Her şeyi senaryoya yazar. Hiçbir sır yoktur” diyor Damon. “Senaryoyu okudunuzsa eğer ve filmde çalışıyorsanız, o gün tam olarak ne yapmanız gerektiğini bilirsiniz çünkü her şey çok nettir. Filmdeki sirenler sahnesini yazarken, hikayenin tam içindedir. Direğe bağlanır ve berbat bir varoluş krizi yaşar. Bunu yapacaksınız, açık denizde gerçek bir teknede olacak ve gerçek bir direğe bağlanacaksınız ve bu gerçekten yaşanacak. Ama bunu bilmek bir oyuncu için büyük nimet, değil mi? Çünkü neye hazırlanmanız gerektiğini öngörebilirsiniz. Bir sabah uyanıp işe gittiğinizde stüdyoda size ‘Bugün direğe bağlandığın sahneyi çekiyoruz’ demeleri ve sizin kendinizi bir direğe bağlanmış halde bulmanız gibi değil.”

Nolan kendi deyişiyle “İnsanlara inanmak için bir sebep bulmayı” seviyor. Bunun için açık deniz ve Volkswagen Beetle büyüklüğünde bir kamera gerekse bile. IMAX’i ilk kez Prestij’de kullansa da gerçek gücünü Kara Şövalye’de keşfetti. “Çok bağımlılık yapan bir araç, çünkü inanılmaz net, kristal gibi bir görüntü sunuyor.  Görüntüleri yakalayıp kameraya aktarabilirseniz, seyirci içinde eriyip bitiyor” diye anlatıyor. O öğleden sonra Nolan’ı en mutlu gördüğüm andı ve muhtemelen bu konudan bahsediyordu: “Bu kameraları o şekilde ilk biz kullandık. Daha önce sadece belgesellerde, müzelerde görülürdü. Ve her seferinde, girişteki helikopter çekimiyle film başladığında (Joker’in soymak üzere olduğu banka yukarıdan çekilmişti) seyirciden gerçek bir ‘ah’ sesi yükselirdi. Bir yönetmen olarak buna bağımlı oluyorsunuz. ‘Tarifteki gizli sosun ta kendisi. Büyüden farksız’ diyorsunuz. Eğer insanları o salonlardan birine sokabilirseniz, çok yoğun, dokunsal ama aynı zamanda kolay kolay yaşayamayacakları bir deneyim yaşayacaklar. Hem neredeyse kokuları ve tatları hissedebileceğiniz duygusu uyandıran, hem de görkemiyle hayran bırakan çılgın bir kombinasyon. İşte eğlence bu.”

İlkbaharda bir gün Tom Holland hiçbir özel sebep olmadan Los Angeles’taydı. “Açıkçası rüzgar beni nereye götürürse orada yaşıyorum” diye ifade ediyor. Bir gün önce Miami’deydi, yakında Londra’ya gideceğini, orada bir evi olduğunu, ardından “umarım” Paris, Roma ve belki yine Los Angeles’a uğrayacağını anlatıyor. Sevgilisi Zendaya’nın yeni filmi The Drama’nın tanıtım turuna eşlik ediyor. (Zendaya aynı zamanda The Odyssey’de de yer alıyor, Holland ile sahne paylaşmıyorlar ama Holland ilk iş gününde sete gitmiş, çünkü “orada olmak” istemiş.) Çok yakında Holland 2022’den beri rol aldığı ilk iki büyük filmi tanıtmaya başlayacak: The Odyssey ve Spider-Man: Brand New Day. “Çalınmadık kapı bırakmayacağım, her masada varım.”  

Matt Damon, Tom Holland, Robert Pattinson ve Christopher Nolan ile The Odyssey Yapım Süreci

Palto Dolce&Gabbana

Holland’la 2019’da tanıştığımda 23 yaşındaydı ama şimdi hâlâ bir ergeni andırıyor ve Londra dışında, kardeşleri ve birkaç arkadaşıyla yaşıyor. Bir dart tahtası ve bir Avengers posteri hatırlıyorum. O dönemi sorduğumda “Tabii ki içiyordum” diyor. “Muhtemelen çok eğleniyordum. Spider-Man koşusunun tam ortasındaydım, hayatımın en güzel zamanıydı. Aşık oluyordum. Gurur duyduğum filmler çekiyordum. Heyecanla kurduğum bir kariyer inşa ediyordum. Ve şimdi öyle bir noktaya geldim ki, sanki reset düğmesine basmış gibi hissediyorum. (Holland artık alkolü bıraktı)“ve Hollywood’un asi çocuğu olma bölümünü kapattım.”

Kendisiyle West Hollywood’daki Soho House’da yan yana gelmiştik. Aradan geçen altı yıla rağmen Holland inanılmaz genç görünüyor. Filmlerde hâlâ birinin oğlunu canlandırmasının haklı bir nedeni var. Yaşı daha büyük rol arkadaşlarında bir sahiplenme içgüdüsü uyandırıyor. “O çocuğu gerçekten çok seviyorum” diyor Damon. “Hayatı sürekli mercek altında. O da, Zendaya da hem birlikte hem de ayrı ayrı benim yaşamak zorunda kaldığımdan çok daha fazlasıyla yüzleşiyorlar. Ve bunu gerçekten zarafetle yapıyorlar.”

Son görüşmemizden beri Holand’ın yaşlandığını gösteren tek işaret, bedeninde beliren dinginlik hali, sanki bir rahatlık gelmiş üzerine. Son birkaç yıldır neredeyse hiç çalışmadığından dem vurarak “Bir molaya ihtiyacım vardı, fazla çalıştığımı hissettim ve kişisel hayatımda biraz olgunlaşmak istedim, bunun için de evde zaman geçirmem şarttı” diyor. “Ayrıca yaptığım işe daima âşık olduğumdan emin olmak istedim. Sevdiğimiz işi yaptığımız için çok şanslıyız ama bir noktada angaryaya dönüşürse bir şeyler yanlış demektir. Aşkla yapmaktan şüphe ettiğim bir an oldu mu bilmiyorum, ama elimden gelenin en iyisini ortaya koymuyormuşum gibi hissettim, çünkü sadece işe gidiyordum.”

Gönüllü olarak yaptığı mola boyunca bol bol golf oynuyor. Londra’da bir ev inşa etti ve büyük bir film yıldızı olmanın ötesinde kim olduğunu keşfetmeye başladı. Holland’la üç farklı filmde birlikte rol alan Pattinson, “Bence o deli dolu yıllarını olması gereken sürede yaşadı, sekiz yıl kadar bir süre. Bense kendi süremi uzattım. 39 yaşıma kadar 22 olacak gibiyim. Ama garip. Onun kuşağındaki herkes bana çok aklı başında görünüyor” diye bahsediyor arkadaşından.

Pattinson’ın sözlerini aktardığımda Holland, “Ben bunu pek ‘çılgınlık’ diye tanımlamazdım, daha çok zaman zaman yalnızlık diyebilirim. Eğlendiğim dönemlerim oldu ama pek gece kulübüne giden biri değildim, daha çok otel odamda minibarı bitirip ertesi gün işe gitmeyi tercih ederdim. Yani benim ‘çılgınlık’ versiyonum, sanırım Hollywood dışıydı. Hep oldukça aklı başında oldum. Sadece fazla içki içtim” diye cevap veriyor.

Matt Damon, Tom Holland, Robert Pattinson ve Christopher Nolan ile The Odyssey Yapım Süreci

Tüm Kıyafetler Adon

Holland’ı yeniden çalışmaya döndüren, Örümcek Adam serisine dair yükümlülükleri ve Nolan’dan gelen bir telefon oluyor. Holland The Odyssey’nin Spider-Man: Brand New Day’i ileri bir noktaya taşıdığını söylüyor, çünkü Sony filmi erteleyince serinin dördüncü filminde yönetmen Destin Daniel Cretton’ı ekibe dahil etmek ve senaryoyu geliştirmek için fazladan zaman kazanılmış. “The Odyssey neredeyse Örümcek Adam’ı kurtardı, Destin başka türlü ekibe katılmazdı” diyor Holland. “Filmi çekmeye hazır olduğumuzda o hazır olmayacaktı. Senaryoyu Destin’le bugünkü haline getirmek için altı ayımız olmazdı. Ve gerçekten şimdiye kadarki en iyi Örümcek Adam filmini ortaya koyduğumuza inanıyorum. Sony açısından sindirmesi zor olsa da, geriye dönüp baktıklarında gidişattan çok memnunlar.”

Holland, The Odyssey setine gittiğinde Nolan’ın çalışmasının hızına ve verimliliğine hayran kalmış: “Sanırım bu Marvel’i biraz  kızdıracak ama Marvel evrenini deneyimlememe rağmen Nolan’ın hazırlık seviyesi gördüğüm hiçbir şeye benzemiyor. Ona sorabileceğiniz tek bir soru yok ki anında yanıtlayamasın. Ayrıca çalışma biçimi oldukça sade. Bazen gösterişli kamera numaraları kullanıyorlar ama o gerçekten sete geliyor ve çekimi koordine ediyor.” Holland’ın ilk sahnesi iki gün sürecek şekilde planlanmıştı, öğle yemeğinde Nolan oyunculara ve ekibe bunun bir günde biteceğini söyledi ve akşam olduğunda sahne gerçekten tamamlanmıştı.

The Odyssey’nin çekimleri sırasında Holland’ın Örümcek Adam’daki ekibi sürekli Christopher Nolan’dan söz etmesine alıştı. “Gerçekten kuralları koyabildim ve ‘Gidip sette çözmeyeceğiz’ diyebildim. ‘Bu filmi sadece Spider-Man 4 olduğu ve bol para kazandıracağı, büyük bir yaz filmi olacağı için yapmıyoruz. Bu filmi neden yapıyoruz?’ Ve Destin bu konuda çok belirleyici oldu. Ama stüdyoyu ve çok sevdiğim yapımcılar Amy (Pascal) ile Rachel (O’Connor)’ı sürekli arayıp, ‘Chris bunu böyle yapıyor. Bence biz de böyle yapmalıyız’ diyebilmek de harikaydı.”

Holland’a iki prodüksiyon arasında yalnızca iki hafta kaldı ve The Odyssey’yi ardında bırakıp 18 yaşından beri oynadığı karaktere geri döndü nihayetinde. Oysa 2021’de GQ’ye verdiği bir röportajda, oyuncuların sık sık pişmanlıkla andığı türden bir şey söylemişti: “Eğer 30’umdan sonra hâlâ Örümcek Adam’ı canlandırıyorsam, bir şeyleri yanlış yapmışım demektir.”

Soho House buluşmamızda ona haziranda 30 yaşına basacağını hatırlattığımda “Komik, o sözü geçenlerde bir yerde gördüm ve biraz şaşırdım, çünkü ne demek istediğimi tam anımsayamadım. Sanırım asıl nokta bayrağı devretmek istememdi ama henüz başaramadım. Stüdyoda da arada sırada konuştuğumuz bir şey bu. Belki de artık yaş meselesini 37’ye ertelemem gerekiyor” demişti. Ardından Tom Holland’ın yüzünde görüp görebileceğiniz en muzip gülümsemelerden biri beliriyor. “Ayrıca Sony’yi korkutmak için bir strateji de olabilir. Spider-Man 4’ü yapmayacağımı düşündürmek istemiş olabilirim, çünkü ufukta yeni bir anlaşmam vardı. Yani ne olabileceğini bilmiyorum. Belki de korku yaratma stratejisinin bir parçasıydı.”

Her ne olursa olsun artık öyle hissetmediğini söyleyerek toparlıyor sözlerini: “Gerçek şu ki, Örümcek Adam’ı canlandırmak hayatımın en büyük neşesi. Şimdi şöyle düşünüyorum: Ne kadar isterlerse o kadar oynarım.”

Matt Damon, Tom Holland, Robert Pattinson ve Christopher Nolan ile The Odyssey Yapım Süreci

DAMON: Tüm Kıyafetler Craig Green, Bot Marsèll. HOLLAND: Tüm Kıyafetler Lemaire, Bot Prada.

Holland için The Odyssey ile Spider-Man’i art arda yapmasındaki sembolik anlamı fark etmek zor değildi: Upuzun bir yaz mevsimine sığan geçmiş ve gelecek. “Hayatımın bir sonraki bölümünün başlangıcı sanki. Şimdi gerçekten kendimi genç bir adam gibi hissediyorum. Kişisel hayatımda beni geleceğe taşıyacak harika şeyler oluyor ve Hollywood’da nerede var olmak istediğime dair yeni bir bakış açım var.”

2026’nın ilerleyen dönemlerinde, hakkında konuşulmasına henüz izin verilmeyen daha küçük bir filmde yer alacak, ardından ocak ayında uzun süredir söylentisi dolaşan Fred Astaire biyografisini çekmeyi umuyor. “Sonra yılın geri kalanında tozun yatışmasını beklemek istiyorum. Gençken yaptığım hatalara düşmek, yani sadece çalışmaktan ibaret doyumsuz bir arzuya kapılmak istemiyorum. Doğru projelerde, doğru insanlarla çalışmayı hedefliyorum. Bu yüzden sanırım, tadını çıkaracağım.”

ROBERT PATTINSON, saçları görkemli bir dağınıklıkla savrulurken Polo Lounge’un dışındaki bir masada oturmuş Los Angeles’taki yeni hayatını anlatıyor. Alacakaranlık günlerinden beri burada zaman zaman yaşadı, bir dönem Los Feliz’de devasa bir evin içinde hayalet gibi dolaştı ve sonra o evi sattı. Şimdi ise Beverly Hills’te, şehrin daha önce hiç bulunmadığı kesiminde bir spor odası da bulunan bir ev kiraladığını söylüyor, sevgilisi Suki Waterhouse ve iki yaşındaki çocuklarıyla birlikte. “Kendimi hep bir Doğu yakası hipster’ı olarak görmüştüm. Beverly Hills’e sadece ajansım için gelirdim. Artık hoşuma gidiyor. Belki de burjuvalaştım.”

Matt Damon, Tom Holland, Robert Pattinson ve Christopher Nolan ile The Odyssey Yapım Süreci

Ceket Ann Demeulemeester. Üst NYC. Pantolon Adon.

Pattinson’la en son 2020’de, pandeminin karanlık günlerinde konuşmuş, ara ara kesilen telefon ve bulanık FaceTime görüşmeleri yapmıştık. Bu durum, zaten en iyi zamanlarında bile vahşi bir titreşim yayan Pattinson’a yakışıyordu. Polo Lounge’a girdiğimde o çoktan gelmiş, huzursuzca kıpırdanıyordu. Oscar haftasının eli kulağındaydı ama onun bundan haberi bile yoktu, oysa birkaç gün sonra Oscar ödülleri sahnesinde boy gösteren Pattison’un ta kendisiydi. Yakında yeni filmi The Drama vizyona girecekti. “Hangi filmi tanıttığımı tamamen unuttum” diyor bana. “Ve aslında fark etmiyor çünkü her biri hakkında konuşmakta oldukça kötüyüm. The Drama için bir şeyler yapmaya çalışıyorum ama röportaj vermeyi tamamen unutmuşum. Bizimkini o kadar sevmiştim ki… Şimdi düşünüyorum da hep garip şeyler mi yapmalı insan?”

Adeta bir ricada bulunuyordu benden. Ben de elimden geleni yapacağımı söyledim. 

Pattinson, evdeki spor odasında yakında çekimleri başlaması gereken The Batman: Part II’ye hazırlandığını anlatıyor: “Geçenlerde dublör koordinatöründen duydum. ‘11 hafta boyunca gece çekimi’ dedi. İnanamadım. Bana hâlâ kimse program göndermedi.” Meğer ilk Batman filmi çıktığında hiç spor yapmadığını düşünenler olmuş. “Oysa her gün spor yaptım. Hatta günde iki kez, sabaha karşı üçte bile çalıştım. Yine de sanki hiç çalışmamışım gibi görünüyordum.” Nedenini verdiği röportajlara bağlıyor, bir seferinde egzersizin havalı olmadığından bahsetmiş: “Sadece röportajda öyle söylemiştim. Havalı görünmeye çalışıyordum!”

Pattinson ve Waterhouse birkaç gün önce kızlarının ikinci doğum gününü kutladı. Onun çoğunlukla onlarla birlikte yollarda olduğunu anlatıyor: “Suki birkaç kez turneye çıktı. Yani kızım benden çok daha fazla yere gitti… Bu çılgınlık. Her sete geldi, Mardi Gras kutlamasını bile yaşadı. Daha ne olsun? Sadece Boston’da biraz uzun kaldı.”

Pattinson çocuk sahibi olmanın onu biraz olsun sakinleştirdiği kanaatinde. “Artık pek çok açıdan biraz daha rahatım. Kızım doğduğunda bana inanılmaz bir enerji aşıladı, beş ay boyunca hiçbir şey yapmadım, sonra birden… Normalde neredeyse hiç çalışmıyormuşum gibi hissederim. Batman dışında yılda birkaç ay çalışır, geri kalan zamanı parti nerede diye düşünerek geçirirdim. Hayatımın o kısmı… Yani artık gerçekten çok erken yatıyorum. Komik bir hal aldı. TikTok’ta bir şey gördüm; erken yatmayı bir tür bağımlılık gibi anlatıyorlardı. ‘Akşam yedide yatmayı denedin mi?’ diyorlardı. Gerçekten eğlenceliymiş.”

Matt Damon, Tom Holland, Robert Pattinson ve Christopher Nolan ile The Odyssey Yapım Süreci

Ceket Ann Demeulemeester. ÜstTripp NYC. Pantolon Adon.

The Batman: Part II Londra’da, Warner Bros.’un yeni Harry Potter TV dizisini çektiği Leavesden setinin yakınında çekilecek. “Orada bir Harry Potter okulu olduğunu gördüm” diyor dizideki çocuk oyuncuların ders alabildiği bir okulu kastederek. Pattinson, orijinal Harry Potter serisinin bir parçası olarak benzer bir ortamda bulunmuş, kızını oraya yazdırmayı bile araştırmış. “Dedim ki, işte burası senin gideceğin okul. Hogwarts. Ve gerçekten ilkokulunun bu olabileceğini düşünüyorum.”

Pattinson The Drama, Geber Aşkım, Dune: Part Three ve The Odyssey dahil, art arda altı film çekti. The Batman: Part II’nin çekimleri sürekli ertelenince, arada başka bir film yapmayı düşünüp sonunda bir sürü çekimin içinde buldu kendini. Boston’da geçen Primetime adlı bir filmin hem prodüktörlüğünü üstlendi, hem de oynadı, sonrasında Boston aksanı kaptığı ve prodüktörlükle ilgili tipik bir şekilde kendiyle alay eden düşüncelerle The Odyssey setine düştü. “Prodüktör olunca nihai otorite sende sanıyorsun. Sonra fark ediyorsun ki hiç otoriten yok. Tüm sorumluluk üzerinde ama hiçbir yürütme gücün yok. Kendisiyle dalga geçmeye başladı: ‘Ah, ben sizin sekreterinizim’ gibi. Ve birden anlıyorsun: Yönetmen oyuncular için neyse, sen de yönetmen için osun. Sadece ağlanacak bir omuz. Artık ‘Hayır, ben yetenek tarafındayım’ diyorum. Prodüktörlük çok zor bir iş.”

Pattinson’ın The Odyssey’deki rolü büyük değil. Antinous’u canlandırıyor, Odysseus uzaktayken İthaka’da Penelope’nin (Anne Hathaway) kapısını aşındıran çok sayıdaki talipten biri. “Karakterim biraz Casino’daki James Woods’u andırıyor. Ondan ilham aldım” diyor Pattinson. “İthaka’da böyle birini görmek hoş olur diye düşündüm. Biraz kaypak biri. Kostüm provasındayken sürekli  leopar desenli iç çamaşırı istedim. Eteğimin altından hafiften görünüp göz alsın diye.”

Matt Damon, Tom Holland, Robert Pattinson ve Christopher Nolan ile The Odyssey Yapım Süreci

Palto Adon

Altı yıl önce Pattinson’la konuştuğumuzda, uzun süre Safdie kardeşler gibi yapımılarla düşük bütçeli filmler yaptıktan sonra yeniden ana akım Hollywood’a dönmeye çalışıyordu. (Damon, Pattinson hakkında “Alacakaranlık filmleriyle bir süperstar olup epeyce kalpleri çarptırdı, değil mi? Hiçbirini izlemedim. Onu kafamda o kutuya koymuştum, pek dikkat etmiyordum. Sadece etrafında büyük bir ilgi çemberiyle sarılı olduğunu biliyordum. Sonra Soygun’u izlediğimde ‘Bu adam da kim?’ dedim” diye anlatıyor.) Son konuşmamızdan beri Pattinson Tenet, The Batman ve başka birçok filmde yer aldı. Ona planının işe yarayıp yaramadığını soruyorum. Cevabı, özetle hayır.

“Komik aslında” diye devam ediyor Pattinson. “Büyük bir film yaptığınızda, ne kadar yorucu olduğunu neredeyse hemen unutuyorsunuz. Dünyada iş bulamamak kadar kötü bir şey yok. Batman’in hemen ardından bir başka önemli iş yaparım diye düşünüyordum. Ama aradığımı bulamadım. İnanılmaz derecede sinir bozucuydu çünkü sanki gizli bir kapı açılacak ve birdenbire birçok farklı proje önüme serilecek sandım. Öyle bir kapı yok. Böyle bir şey yok. Çünkü sektör tamamen değişmiş durumda.”

Artık hedefi, hedefinin olmaması. Kendini olduğu gibi kabul ediyor. “Kamuoyunun gözünde hikayenizi yeniden yazmanız için size çok az şans tanınır. Bunu çok fazla yaparsanız insanlar size güvenmez. Çünkü iş daha çok kalabalığı memnun etmeye yönelik bir şeye dönüşür. Ve benim içgüdülerim… Yani insanların ne istediğine dair içgüdülerim berbat. Yatırım tavsiyelerim gibi. Her yatırım yaptığımda tam bir felaket oluyor.”

The Odyssey’nin ana çekimleri 5 Ağustos 2025’te Universal Studios’ta tamamlandı. Oyuncular son haftayı daha önce Apollo 13’te astronotların iniş sahnesinin çekildiği Falls Lake’de geçirdi. Bu kez Odysseus’un gemisinin replikası batırıldı. “Bir tane bile sıradan, çalışması ve gitmesi kolay bir mekanımız olmadı diye şakalaştık” diye anlatıyor Matt Damon. “Ne zaman bir yere gitsek ‘Neyse, İzlanda daha kolay olacak’ diyorduk. Sonra İzlanda’da yağmur çamurla boğuştuk, hava buz gibiydi. ‘Nasılmış? Siz daha neler göreceksiniz’ dedi bize İzlanda.” 

Dolayısıyla Los Angeles’taki stüdyoda rahata ereceklerini düşünüyorlardı. “Ama oraya vardığımızda Chris iki jet motoruyla üzerimize tonlarca su püskürttü. Bu da uygun bir final oldu. Kontrollü ortam bile soğuk, ıslak ve epeyce sıkıntılıydı.”

Damon The Odyssey çekimlerini bitirdiğinin ertesi günü beni arıyor. Pencereden dışarı bakıyor, güzel bir California gününü izliyor. “Biraz şaşırtıcı” diyor hayranlıkla. “Sinema sektörünün gittiği yön yüzünden bu film benim için çok tuhaf oldu. Çekim boyunca neredeyse sürekli nostaljik bir his taşıdım, sanki sinema kariyerime başladığım zamanki gibiydi. Ama bunun kaybolmakta olduğunu biliyorum. Böyle bir şeyi yapma şansımın son kez olduğunu da biliyordum.”

Matt Damon, Tom Holland, Robert Pattinson ve Christopher Nolan ile The Odyssey Yapım Süreci

Üst Prada

Sekiz ay sonra, Nisan başında Los Angeles’ta kızıyla üniversiteleri dolaşırken Chateau Marmont’ta buluştuk. 55 yaşındaki Damon alnına düşen kahverengi-gri saçları, güneşi yakaladığında ışık gibi parlayan mavi gözleriyle hâlâ Matt Damon gibi görünüyordu. Samimiydi, hatta biraz gergin. Birinin, fotoğrafının otelin duvarında asılı olduğunu söylemesi üzerine koridorlarda dolaştık. Hollywood yıldızlarının fotoğraflarıyla dolu uzun bir koridordan geçtik: Robert Downey Jr., Sofia Coppola, Walton Goggins… Ve sonunda bel hizasında fotoğraflanan Damon’ı bulduk.

“Ah işte bu benim doğum günüm” dedi Damon, kayıtsızca. Çerçevede iki fotoğraf vardı. İlkinde Damon şaşırtıcı derecede gençti. “İyi ki Doğdun Matt” yazan bir doğum günü pastasının yanında Ben ve Casey Affleck’le birlikteydi. İkinci karede Ben’in yüzünü pastaya bastırıyordu. Damon’a göre muhtemelen Can Dostum için bir tanıtım çekimiydi. Ne olursa olsun, Damon’ın hafızasından tamamen silinmişti.

Can Dostum’un ardından gelen dönem boyunca Affleck ile birlikte hiç durmadan çalıştıklarını anlatıyor.  “Beş yıl boyunca ara vermedim, sürekli hareket halindeydim. Elimde iki spor çantasıyla dünyayı dolaştım, setten sete gezdim. Ve bunu sevdim. Harikaydı. Yaptığım işi seviyordum, durmak istemiyordum. Oyuncuların o güvensizliği vardır ya: Telefon bir gün çalmayı bırakacak.”

 Sinema sektöründe bağlantılar önemli. “Bir liste olduğuna dair bir şeyler duyarsınız, ama nereden bileceksiniz? Yani telefonunuz çok çalıyorsa, listedesiniz demektir. Kartlar açık oynanmaz. Bazen bazen bir stüdyo bir filmi onaylar, diğeri onaylamaz. Bunun hep farkında oldum.”

Damon’ın bile böylesi bir belirsizlikle yüzleştiğini öğrenmek şaşırtıcı.

Matt Damon, Tom Holland, Robert Pattinson ve Christopher Nolan ile The Odyssey Yapım Süreci

Üst Adon. Pantolon Dries Van Noten.

“Çok komik aslında” diye devam ediyor Damon. “Can Dostum’un çıkışı ajansların Oscar haftasında düzenlediği büyük partilere denk geldi. O yıl Ben’le birlikte CAA partisindeydik. Tom Cruise’la konuştuğumu hatırlıyorum, inanılmaz nazikti. Ama işten ve gelecekteki bir projeden bahsettiğinde fark ettim ki onun da iş güvencesi yoktu. Yani Tom Cruise olduğu için vardı ama yine de bu sektörün yerçekimi yasalarına tabiydi. Ben’e dönüp dedim ki: ‘Tom Cruise’un bile iş güvencesi yok.’”

“Şimdi de aynı hissi taşıyorum” diyor Damon. “İnişler çıkışlar oldu, dışarıdan pek hissedilmese de.”

Evet, hissedilmiyor diye düşünüyorum. 

“Çünkü insanlar şöyle diyor: ‘Şu herif otuz yıldır gözümüzün önünde.’”

Damon işin şakasındaydı ama söylediklerinde gerçeklik payı da var. On yıl öncesine göre bile hızını epey yavaşlattığını dile getiriyor. Ben Affleck’le birlikte kurduğu Artists Equity’de yaratıcı yönetici gibi çalışıyor, senaryolar okuyup yapımcılık yapıyor ve mümkün mertebe evde kalmaya çalışıyor: “En küçüğüm liseye yeni başladı, bunu birkaç kez yaşadım ve bu yılların ne kadar hızlı geçtiğini biliyorum.”

Çalışmaya geri dönme eşiği her geçen gün yükseliyor. “Clint Eastwood da altını çizmişti. Kendini kamerada görmekten yoruluyor, artık başkasının sırası diyorsun. Bu da aslında seçtiğin işlerde çok daha bilinçli davranma arzusunun başka bir ifadesi. Yıllar önce George Clooney, Paul Newman’ın Karar gibi bir filmde rol aldıktan sonra üç dört yıl çalışmayıp bir başka büyük rol için beklediğini anlatmıştı. Genç değilsiniz artık, kendinizi kanıtlamanız gerekmiyor. Tüm mesele işi kendi şartlarınla kabul etmek ve olabildiğince özenle yapmak.”

Matt Damon, Tom Holland, Robert Pattinson ve Christopher Nolan ile The Odyssey Yapım Süreci

Gömlek Louis Vuitton Men's. Pantolon Acne Studios. Kemer Artemas Quibble. Sandalet Versace.

Bu bir paradoks: Damon, The Odyssey’nin türünün son örneği olduğunu biliyor. En azından kendi yaşam çizgisinde. “Artık filmleri bu şekilde çekmek için kaynak yaratılmayacağını düşünüyorum. Yani, Denis Villeneuve ya da Chris gibi insanlar yapabilir. Ama yıllar önce Spielberg’in Arabistanlı Lawrence bir daha çekilemez, çünkü çok maliyetli dediğini duymuştum. Böyle değişim dönemleri hep olur. Ama böyle büyük bir hikayeyi, bizzat sahada çekebilmek… Sadece birkaç kişi böyle bir prodüksiyonu üstlenebilir. Ve giderek yaşlandığım göz önüne alınırsa, benim açımdan olasılıklar daha da düşük.”

Yine de bunun son olduğunu bilerek çalışmak, garip biçimde özgürleştirmiş Damon’ı. “Çocuklarım büyüdükçe gerçekten anın içinde kalmaya çalışma meselesine daha çok kafa yoruyorum. Üstelik bunu yapmak benim için zor.  Sanırım yaradılışımda yok. Ya da belki sorun kariyerimdir, çünkü hep bir sonraki adımı hesaplamak zorundayım, hem belirsiz hem acımasız bir iş. Sanki tüm bu şeyler beni olduğum yerden istemediğim kadar uzaklaştırdı.”

“Ama” diyor Damon son olarak, “The Odyssey öyle bir deneyimdi ki, her anın içinde olmaktan büyük keyif aldım. Daha da güzeli bir zamanlar bana zor gelen şeyler artık öyle hissettirmiyor. Eğlenceye dönüştüler. Islanmak ve üşümek bir zorluk değil, aksine bunu deneyimlediğim için kendimi çok şanslı addettim. Geçiciydi ve bir armağan gibiydi. Çok garipti. Daha önce hiç böyle bir şey tatmamıştım. Hep istediğim bir duyguydu ve sonunda yaşadım.”

Zach Baron, GQ’nun kıdemli özel projeler editörü. 

Prodüksiyon Kredileri
Saç Teddy Charles at Nevermind 
Skin Jo Strettell at Walter Schupfer Management
Tailoring Yelena Travkina and Susanna Badalyan
Set Tasarımı Joey Jones 
Key Gaffer Mickey Petersen 
Key Grip Clayton Nepveux III 
Retouching Bermúdez Studio 
Prodüksiyon Camp Productions

İZLE
Men of the Year 2025: Late Checkout
İLGİLİ İÇERİKLER
İlgili Başlıklar
Daha Fazlası