Kolaj: GQ France
Yüz cildinin gerçek bir dostu olarak retinol, göz çevresindeki pek çok sorun için mükemmel bir çözüm olabilir. Çünkü cilt bakımında öyle bir an gelir ki, mucize vaatlerin peşinden koşmayı bırakır ve tek bir şey aramaya başlarsınız. Gerçekten işe yarayan bir ürün. Sakinleştirici, aydınlatıcı, ferahlatıcı formüllerle dolu göz çevresi ürünleri dünyasında retinol, en somut ve etkili aktiflerden biri olmaya devam eder, ancak her zaman hak ettiği şekilde değerlendirilmez. Bunun nedeni bir gecede mucizeler yaratması değil, derinlemesine ve istikrarlı biçimde çalışmasıdır. Üstelik aynı anda birden fazla soruna etki eder. Morluklar, ince çizgiler, milia. Tüm bunları bir arada ele alabilen bir içerik varsa, o da retinoldür.
Göz altı morluklarından söz edildiğinde yapılan ilk hata, sorunun yalnızca renk kaynaklı olduğunu düşünmektir. Oysa çoğu durumda cildin kalitesi de devreye girer. İnce, elastikiyeti azalmış ve çoğu zaman mikro sarkmalarla işaretlenmiş bir cilt, gölgeleri ve şişkinlikleri daha belirgin hâle getirir. Retinol burada kozmetik anlamda “açıcı” gibi davranmaz. Bunun yerine cilt yapısını güçlendirir. Hücre yenilenmesini ve kolajen üretimini uyararak göz çevresindeki cildi daha sıkı ve daha az şeffaf hâle getirir. Zamanla elde edilen sonuç, daha dinlenmiş görünen bir bakış, görsel olarak azalmış torbalar ve daha az belirgin morluklardır. Hızlı değil, ama gerçektir.
Göz çevresindeki ilk çizgiler her zaman istediğimizden daha erken ortaya çıkar. Bunlar derin kırışıklıklar değildir. Daha çok gülümsediğinizde, gözlerinizi kıstığınızda, yaşadığınızda oluşan ince katlanmalardır. Retinol, bu tür izlere gerçekten müdahale edebilen nadir aktiflerden biridir. Hücresel dönüşümü hızlandırır ve cilt dokusunu iyileştirir. Düzenli kullanıldığında çizgileri daha yumuşak, daha az belirgin hâle getirir ve en önemlisi ilerlemelerini yavaşlatır. Hareketi ortadan kaldırmaz, ki bu zaten istenmez, ama bölgeye daha sağlıklı bir kalınlık kazandırır. Zamana ve günlük strese karşı daha dirençli bir yapı sunar.
Milia, göz çevresinin belki de en hafife alınan düşmanıdır. Cildin kendini doğru şekilde yenileyememesi sonucu oluşan küçük keratin birikimleridir ve genellikle fazla yoğun ya da gözenekleri tıkayan ürünlerle daha da artar. Retinol burada kilit bir rol oynar. Keratinizasyonu dengeler, cildin gereksiz birikimlerden “kurtulmasına” yardımcı olur ve yeni mikro birikimlerin oluşmasını önler. Anında bir çözüm değildir, ancak invaziv işlemlere başvurmadan uzun vadede bunlardan kaçınmak isteyenler için en mantıklı kozmetik stratejilerden biridir.
Bu noktada sıkça kafa karıştıran bir ayrımı netleştirmek gerekir. Retinol ve retinal, yani retinaldehit, her ikisi de retinoid ailesine aittir, ancak aynı şey değildir. Retinal, teknik olarak cildin kullandığı aktif form olan retinoik aside bir adım daha yakındır. Bu da onun daha güçlü ve daha hızlı etkili olduğu anlamına gelir. Ancak özellikle göz çevresi gibi hassas bir bölgede daha tahriş edici olabilir. Retinol ise daha kademelidir. Bir dönüşüm aşaması daha gerektirir, daha yavaş çalışır ama aynı zamanda daha iyi tolere edilir. Bu da onu düzenli ve uzun süreli kullanım için daha uygun kılar. Kısacası, daha az “anında wow” etkisi, daha fazla denge ve süreklilik.
Sonuçta mesele en agresif aktifi seçmek değil, gerçekten düzenli kullanabileceğiniz aktifi bulmaktır. Göz çevresinde her zaman yoğunluk değil, istikrar kazanır. Retinol ise doğru formüle edildiğinde ve bilinçli şekilde kullanıldığında, cilt bakımının sunduğu en sağlam cevaplardan biri olmaya devam eder. Mucizeler vaat etmez, ama sonuçlar inşa eder. Gün gün, bakış bakış.
BU İÇERİK İLK OLARAK GQ ITALIA WEB SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR.