Gözün Göremediğini Görmek... Fotoğraf: Kutup Dalgakıran
Dergi Konuları

Gözün Göremediğini Görmek...

Gerçek hayatta görünenle sanat, moda ve tasarım arasındaki yanılsama ilişkisi özgün anlatıların ve yaratıcı hikayelerin temelini oluşturuyor. Rutinleri kırmak ve gerçeği dönüştürmek yaratıcılıkla karşılaşmayı kolaylaştırıyor. Ressam Sait Mingü'nün Nişantaşı'ndaki galerisi de dışarıdaki kalabalıktan renkler, imgeler ve mimari hafızayla örülü sanatsal bir labirente açılıyor.

İllüzyonu çoğu zaman gerçeğin karşıtı sayıyoruz. Sizin işlerinizdeyse yüz, renk ve doku katmanlandıkça başka bir hakikate kavuşuyor. Sanat gerçeği örten bir perde mi, yoksa çıplak gözün göremediğini görünür kılan bir yanılsama mı?

Sanat gerçeği örten bir perde değil, çıplak gözle göremediğimiz başka bir gerçeği görünür ve hissedilir kılmanın yollarından biri. Gördüğümüz dünyayı birebir yeniden üretmekle ilgilenmiyorum. Bir yüzü, bedeni ya da anı olduğu gibi aktarmak yerine, bende bıraktığı duyguyu ve çağrışımı dönüştürerek başka bir gerçeklik kurmaya çalışıyorum. İllüzyon da burada devreye giriyor. Bir yüzü katman katman renklerin, çizgilerin ve dokuların içine yerleştirmek, onu gerçeklikten uzaklaştırmıyor; dış görünüşüyle göremeyeceğimiz yanını ortaya çıkarıyor. Çünkü gerçeklik yalnızca gözümüzün gördüğünden ibaret değil, hafızamız, duygularımız ve deneyimlerimiz de onun parçası. Mesele gördüğümüzü inkar etmek değil, onun tek mümkün okuma olmadığını hatırlatmak. Resimlerimdeki katmanlar bir şeyi gizlemekten çok, başka bir şeyi açığa çıkarmak için var. Bazen görüntüyü bozmak içindeki duyguyu daha görünür kılıyor. Sanatın en güzel tarafı gerçeği birebir göstermeden başka bir hakikatini hissettirebilmesi.   

placeholder
placeholder

Salt Mingü'nün Hope, Kintsugi, Origami ve Wing gibi eserlerinde kırılganlık, onarım ve dönüşüm aynı yüzeyde buluşuyor. İllüzyonun gerçeğin kırıldığı anda mı, yoksa parçaları yeni bir bütün olarak gördüğümüzde mi doğduğunu soruyoruz: "İllüzyon bence gerçeğin kırıldığı anda değil, parçaları yeni bir bütün olarak görmeye başladığımızda oluşuyor. Kırılma tek başına bir son değil; daha önce görmediğimiz bir ihtimali gösteriyor. Bir şey kırıldığı zaman onu yeniden bakıyoruz. Kırılmış ya da kusurlu olanı eski haline döndürmekten çok, geçirdiği dönüşümle ilgileniyorum. Kintsugi bu açıdan güçlü bir referans. Kırığı gizlemiyor; izi, nesnenin yeni halinin parçasına dönüştürüyor. Figürlerimde ve yüzeylerimde de bir çizginin, rengin ya da dokunun başka bir katman altında kalıp yeniden belirmesini, görüntünün parçalanıp birleşmesini arıyorum."

Gözün Göremediğini Görmek...

Rollo May yaratıcı edimi insanın dünyayla yoğun bir karşılaşması olarak tanımlıyor. Beş yıllık sanat yönetmenliğinin ardından tam zamanlı sanatçı olmanız sizi hangi gerçekle yüzleştirdi? Yaratma cesaretiniz bugün özgürlükten mi, disiplinden mi besleniyor?

Resim, elim kalem tutmaya başladığından beri hayatımdaydı. Ortaokul ve lisede dersler aldım. Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü'nden mezun olduktan sonra başka alanlarda deneyim kazanmak için bir ajansa girdim. Yaklaşık beş yıllık sanat yönetmenliğinin ardından bütünüyle sanatçı olmaya karar vermek hayatımdaki önemli kırılmalardan biriydi. Dışarıdan güvenli bir düzeni bırakıp belirsizliği seçmek gibi görünüyordu. Oysa benim için asıl risk, sanatçı olmayı denemek değil, yapmak istediğim şeyi erteleyerek yaşamaktı. Atölyeye geçmek hayatımın nasıl olması gerektiğine kendim karar vermekti.

Özgürlükle disiplinin karşıt olmadığını da o zaman anladım. Dışarıdan beni yönlendiren sistem kalkınca kendi düzenimi kurmam gerekti. Sanat yalnızca ilham geldiğinde yapılmıyor; üretmek, sergi tarihleri koymak, program oluşturmak, bazen hevesim olmasa da atölyeye girmek işin parçası. Yine de bu düzenin içinde hata yapmaya, vazgeçmeye ve başka bir yöne gitmeye alan bırakıyorum. Özgürlük ne yapacağımı seçmemi, disiplinse seçtiğimin peşinden gitmemi sağlıyor. Bu ikisini aynı anda taşıyabilmek yıllar içinde öğrendiğim en önemli şey oldu.

Eseriniz çizgi, boya, fotoğraf ve sokaktan topladığınız dokularla başlıyor; bilgisayarda yeniden kurulup pleksi altında nesneye dönüşüyor. Gerçek hangi katmanda kurmacaya dönüşüyor? Teknoloji elinizin izini saklıyor mu, görünür mü kılıyor?

Gerçeklikten kurmacaya geçilen kesin bir an yok. Kağıttaki ilk çizgi ne kadar gerçekse, bilgisayardaki müdahale ve pleksi altındaki görüntü de o kadar gerçek. Benim sürecimde gerçek ile kurmaca karşıt değil; iç içe geçiyor.

Başlangıçta elimle çiziyor, boyuyor, kağıdı yıpratıyor, farklı yüzeylerden faydalanıyor, bazen sokaktan topladığım dokuları kullanıyorum. Bunların hepsi yaşanmış fiziksel izler. Sonra bunları tarayıp dijital ortamda yeniden bir araya getiriyorum; kimi katmanları çoğaltıyor, kimilerini siliyor, oranları değiştiriyorum. Böylece görüntüyü kaydedip kaydetmenin ötesine geçip yeni bir gerçeklik kuruyorum.

Teknoloji elimin izini saklamıyor; tersine çoğaltıp görünür kılıyor. Çizginin kusuru veya beklenmedik bir leke dijital süreçte de kalıyor, hatta büyütüldüğünde daha önce görmediğim ayrıntılar beliriyor. Son halka olan pleksi dijital görüntüyü parlaklığı ve yansımalarıyla yeniden fiziksel bir nesneye dönüştürüyor. İzleyicinin konumuna göre değişen yansımalar da esere katılıyor. Elimle başlayan süreç teknolojiyle dönüşüp yine fiziksel bir varlığa kavuşuyor.

Gözün Göremediğini Görmek...

Babanız Hasan Mingü sizin mimar olmanızı istemişti, siz resim sanatını seçtiniz. Mesleği değil ama mekan kurma biçimini miras aldığınızı düşünüyor musunuz? Resimleriniz renklerle ve figürlerle inşa ettiğiniz mekanlar olabilir mi?

Evet, doğru. O zaman bunları birbirinden ayrı iki yol sanıyordum; bugün aralarındaki bağı görüyorum. Çocukluğum ofisindeki çizimler, planlar, maketler ve kitaplar arasında geçti. Bir yapının görünen yüzeyden ibaret olmadığını, arkasında düşünce, kurgu ve mekanla kurulan ilişki bulunduğunu erken yaşta sezmiş olabilirim.

Mesleğini devralmadım ama dünyaya bakma biçiminden çok şey öğrendim. Mimarlıkta olduğu gibi resimde de parçaların ilişkisi önemli: Figürün kadrajdaki yeri, çevresindeki boşluk, arka plan ve katmanların mesafesi bir tür mekan kuruyor. Yüzeye yalnızca figür yerleştirmiyor; onun atmosferini ve dünyasını da inşa ediyorum. Mimarlıkta malzeme, çizgi, doku, figür ve boşluk başka bir dünya oluşturuyor. Bugün babamın eski ofisinde resimler üretip sergilemem bu mirası somutlaştırıyor.

Galerinizin duvarlarında eserleriniz, arkalarında ise babanızın gizli kitaplığı var. Bir mirası korumak onu saklamak mıdır, dönüştürerek yaşatmak mı? Bu mekanı babanızla zamanın iki ucundan ürettiğiniz bir eser sayıyor musunuz?

Bir şeyi yaşatmanın yolu ruhunu koruyarak ona yeni bir hayat vermek. Babamı kaybettikten sonra ofisini dondurmak ya da geçmişten kalanları silmek istemedim. İç mimar olan eşim Ayşe'yle mekanı sanatsal ihtiyaçlarıma göre atölye ve galeri olarak yeniden tasarladık.

Babamın kitap koleksiyonu neredeyse bütün duvarları kaplıyordu; benimse sergi yüzeylerine ihtiyacım vardı. Rafları geriye çekip önüne duvar gibi görünen kapaklar yaptık. Böylece kitapları korurken kapakları sergi duvarı olarak kullanabiliyoruz. Bugün görünen duvarların arkasında hala onun büyük kütüphanesi var. Personel alanlarını boya ve çizim yaptığım atölyelere, kalan bölümleri galeriye dönüştürdük. Burası hem eserlerin üretildiği hem sergilendiği bir yer oldu.

Mesleğini devralmadım ama kurduğu mekanın hafızasını sanatıma taşıdım. Bu yüzden burayı zamanın iki ucundan birlikte ürettiğimiz bir eser gibi görebilirim. Bir mirası yaşatmak onu dondurmak değil; yeni bir hayatın içinde sürdürmek.

Moda, Resim, Stil, Karakter ve Kostüm

"Giyinmek benim için günlük yaratıcı eylemlerimden biri. Ailemde güzel giyinmeye ve tarz yaratmaya meraklı çok insan var; bu özellik bana da geçmiş olmalı. Resimde renkleri, desenleri ve katmanları nasıl bir araya getiriyorsam, giyinirken de benzer düşünüyorum. Bir parçayı tek başına güzel olduğu için değil, diğeriyle nasıl bir bütün kurduğuna bakarak seçiyorum. Renk, doku ve kontrastlar ilgimi çekiyor.

Stil insanın karakterini dışarıya yansıtan taraflarından biri. Herkes giyimiyle kendisi hakkında bir şey söyler; bu, bilinçli bir mesaj olmak zorunda değildir. Renkleri, formları, eski ve yeni parçaları birleştirme biçimimiz dünyayla ilişkimizin küçük bir yansımasıdır.

Stil ile kostüm arasındaki fark da burada. Stil zamanla kendimize ait hale gelen bir dil; kostümse belirli bir kimlik yaratmak için kurulmuş görüntü. Birinde insan kıyafetlerinin içinde kendisi olarak kalır, diğerinde kıyafetler bir karakter yaratır. Centilmenlik yalnızca giyinmek değil, kendine, başkasına ve bulunduğun ortama gösterdiğin özenle ilgilidir. Stil bunun görünen yüzü olabilir, ama asıl önemli olan kıyafetin altındaki insandır."   

placeholder
placeholder

"Gerçeklikten kurmacaya geçilen kesin bir an yok. Kağıttaki ilk çizgi ne kadar gerçekse, bilgisayardaki müdahale ve pleksi altındaki görüntü de o kadar gerçek."‍

Uluslararası yolunuzu büyük ölçüde kendiniz kurdunuz. Bağımsızlık sizin için sanatçı, iletişimci ve yönetici olmayı üstlenmek mi? Kendi markanızı kurmak özgürlük mü sağlıyor, görünürlük baskısı mı yaratıyor?

Yirmi yıldır hem galerilerle sözleşmeli hem bağımsız çalıştığım için bağımsızlığı yalnızca bir galeriye bağlı olmamak olarak görmüyorum. Sanatın yanında iletişim, organizasyon ve yönetimi de üstlenmek kaçınılmaz olabiliyor. Sergi başvurularından uluslararası bağlantılara, eserlerin sunumundan koleksiyonerlerle iletişime kadar birçok süreci kendim takip ediyorum. Yorucu ama yolumu ve ilişkilerimi doğrudan kurmamı sağlıyor.

Bir galerinin profesyonel yapısı çok değerli. Sistemin dışında kalmaksa üretimle ilgili kararları daha bağımsız vermeme imkan tanıyor. Hangi projeye katılacağımı, ismimi nasıl sunacağımı ve hangi iş birliğinin anlamlı olduğunu kendim değerlendiriyorum. Bağımsızlık kararlarımın sorumluluğunu almak demek.

"Marka"yı yalnızca ticari bir kavram olarak görmüyorum. Yıllar içinde oluşan görsel dil, üretim biçimi, sergiler ve izleyicide kalan bütünlük sanatçı kimliğini kuruyor. Bunun görünür olması, eserleri doğru bağlamda doğru izleyiciyle buluşturuyor. Öte yandan sürekli üretme, paylaşma ve görünür kalma zorunluluğu sanatın önüne geçebiliyor. Kendi yolum bana özgürlük verirken daha fazla sorumluluk da yüklüyor.

GQ Türkiye'nin 10. yılı için hazırlanan Aura'da bellek ve değişimi ele almıştınız. GQ'nun İllüzyon teması için bugün tek eser yaratsanız hangi gerçeği dönüştürdünüz? Yanılsamalar dağıldığında hangi hakikat kalsın isterdiniz?

Görüntüler, kimlikler ve sürekli yeniden üretilen gerçekliklerle çevriliyiz. Sosyal medya ve dijital dünya insanın kendisini ve çevresini görüntüler üzerinden değerlendirdiği bir alan kuruyor. Gördüğümüzle gerçekten var olan arasındaki mesafe büyüyor; bu da başlı başına bir illüzyon.

İllüzyon bazen gerçeği gizler, bazen de onu nasıl algıladığımızı gösterir. Kimlik bile sürekli yeniden kuruluyor; nasıl görünmek istediğimiz, nasıl görünmemiz gerektiği ve kim olduğumuz arasında bitmeyen bir müzakere var.

Bu eser yanılsamayı ortadan kaldırmazdı, varlığını gösterirdi. Çünkü gördüğümüz hiçbir zaman gerçeğin tamamı değil, yalnızca bir yüzü. Bütün yanılsamalar dağıldığında izleyicinin karşısında kalmasını istediğim hakikat şu olurdu: Gerçek, tek bir görüntüye sığmaz. Eser izleyiciyi kendi bakışını sorgulamaya ve gerçeği yeniden düşünmeye davet ederdi.

İZLE
Men of the Year 2025: Late Checkout
İLGİLİ İÇERİKLER
İlgili Başlıklar
Daha Fazlası