2017'den geleceğe uzanan teknolojik olaylar

Yakın gelecekte bir gün, kıyısında durduğumuz ve her alanda öncekilerden çok daha fazla dalgalanmalara yol açacak teknolojik devrimin izleri sürülürse ipin 2017’de koptuğunu ve bir süredir itinayla dizilen domino taşlarının tam da bu yıl devrilmeye başladığını görmek zor olmayacaktır muhtemelen.

19 Ocak 2018

2017'den geleceğe uzanan teknolojik olaylar

2017; yani bilim-kurgu kokan birçok teknolojinin meyve verdiği, gündelik hayata girdiği ve belki de 7’sinden 70’ine herkesin dikkatini çekmeye başladığı, heyecanlandırdığı kadar da korkuttuğu yıl... Konuşacağımız teknolojiler 2017’de büyük atılımlar yapmış olabilir ama bunları esas önemli kılan, farklı kulvarlardan gelseler de ortak bir noktada kesişerek tüm insanlığı etkileyen bir alana doğru evrilmeleri. Ortaokul tahtasından kalma doğrular gibi tüm bu teknolojiler, gerçek ile sanal dünyanın, doğal ile yapayın arasındaki perdenin kalktığı bir yerde buluşmak üzere ilerliyor.

Bu buluşmadan doğacak geleceğin, bir hayal mi yoksa kabus mu olduğu tartışmasını bir başka yılın sonuna bırakarak 2017 boyunca, kimi zaman anlamsız bir fotoğraf efekti veya kitleleri oyalayan bir oyun; kimi zaman, aniden tüm para birimlerinden değerli hale gelen sanal para ve neden internete bağlanması gerektiğini asla anlamadığımız bir ekmek kesme tahtası olarak karşımıza çıkan bu teknolojilerin nereden gelip bizi nereye götürdüğüne, 2017’yi geçmişe yolladığımız şu günlerde dönüp bir bakalım istedik.

Bir başka gerçeklik

Oculus Rift, HTC Vive ve Playstation VR gibi ürünler her ne kadar 2016 yılında piyasaya çıksa da, sanal gerçeklik başlıklarının geniş tüketici kitlelerine ulaşması 2017 yılında oldu. Bugün Microsoft, Google, Apple dahil tüm teknoloji devleri sanal gerçeklik teknolojisine inanılmaz yatırımlar yapıyorlar.

Biraz önce saydığımız sanal gerçeklik başlıklarından birini deneme şansınız olduysa, o ilk anda geleceğin perdesini araladığınızı düşünebilirsiniz gerçekten de. Her ne kadar günümüz TV veya bilgisayar monitörlerinin görüntü kalitesine henüz ulaşamamış olsalar da sanal gerçeklik başlıkları hem görsel hem de işitsel olarak sizi sarmaladığında, gerçek dünyayla bağınız kopuveriyor. Bu teknoloji geliştikçe, içinde hareket edebildiğimiz, kahramanlara eşlik edebildiğimiz filmler gibi daha önce hayal bile edemediğimiz deneyimleri bize sunacak gibi görünüyor. Ama korkarız kendini bu dünyalarda kaybedip gerçeklikten tamamen kopanlar da ne yazık ki çok olacak gibi.

Basit bir oyundan çok fazlası

Artırılmış gerçekliğin ne kadar büyük çılgınlıklara yol açabileceğinin ilk işareti Pokemon Go oyunuydu aslında. Meslek-makam sahibi insanları bile sokaklarda Pokemon avına çıkartan bu oyun, sanal dünya ile gerçek dünyanın kesişiminden doğabilecek imkanları da göstermiş oldu.

Snapchat ve Instagram filtreleri kafamıza şapkalar takıp, ağzımızdan ateşler püskürtürken, arka planda hummalı bir çalışma yürüyor aslında. Microsoft, HoloLens isimli ürünüyle hologramları bilim-kurgu unsuru olmaktan çıkarmak üzere. Yine bu alanda en heyecan verici çalışmaları yürüten Magic Leap isimli firmanın yatırımcıları arasında Google, Qualcomm, Warner Bros ve Alibaba gibi devler bulunuyor. Sistemle ilgili ortaya çıkan videolar akıl kârı değil, ama altyapı teknolojisi halen büyük bir gizem. Şirketin değeri daha ortada fol yok yumurta yokken milyar dolarlarla ölçülmeye başlamış durumda.

Bugün eğlenceli fotoğraf filtreleri yaratan bu teknoloji, aslında bambaşka bir geleceği arzuluyor: Sanal dünya ile gerçek dünyayı birleştirmeyi. Bulunduğumuz ortamlara akıllı telefonumuzun kamerasından (veya gelecekte hayal edilen akıllı gözlük veya akıllı kontakt lenslerden) baktığımızda, o mekanlarda bulunan dijital objeleri görebildiğimiz ve onlarla etkileşime girdiğimiz, bizden sonra oraya gelecekler için yeni dijital izler veya mesajlar bırakabildiğimiz bir dünya bu.

Neyse artık en azından, kafamızı telefondan kaldırıp etrafa bakmıyoruz diye eleştirilmeyeceğiz!

Nedir bu Bitcoin dedikleri?

2017’nin son günlerinde Bitcoin herkesin dilinde. Nasıl olmasın ki? 17 000 dolar civarına ulaşan fiyatıyla blockchain temelli bu sanal para primi, pek çokları tarafından hâlâ anlaşılamasa da ucu paraya dayandığı için bir anda gerçek bir gündem konusuna dönüşüverdi. Arada bir etrafınızda konuşulanlara kulak kesilin; ‘bitcoin’ temalı cümleler gelip sizi de bulacak!

Popülerliği bitcoin’le yarışamasa da işin bir de Ethereum tarafı var. Yine bu yıl, Ethereum blockchain’i üzerinde çeşitli girişim projeleri, akıllı sözleşmelerle sermaye toplayarak 200 milyon doların üzerinde fon elde ettiler. Sıfırları katlanarak çoğalan dolarlar söz konusu olunca kayıtsız kalmak da güçleşiyor haliyle.

Kimisi sanal para denen bu çılgınlığın patlamak üzere olan bir balon olduğuna emin. Kimisi ise, cüzdanlarımızdaki paranın Bitcoin’den çok daha sanal olduğunu ateşli bir biçimde anlatmaya dünden hazır. Ancak herkesin hemfikir olduğu bir konu var: Bitcoin, Ethereum veya diğer uygulamaların akıbeti ne olursa olsun, altyapı teknolojisi blockchain’in kalıcı olduğu ve birçok alanda eşi benzeri görülmemiş değişikliklere yol açacağı.

Tarih dersi

2009 yılında, Satoshi Nakamoto takma adıyla bir makale yayınlandı. Kim olduğu hâlâ bilinmeyen Nakamoto bu makalede, Bitcoin adını verdiği bir dijital para ve ödeme sistemi öneriyordu. Nakamoto, Bitcoin’i yaratırken, ilk blockchain veritabanını da yaratmış oldu.

Blockchain, birbirini takip ve işaret eden şifrelenmiş bir kayıtlar zinciri. Merkezi bir ana kopyası bulunmayan ancak en güncel kopyası ilgili tüm taraflarda bulunan bir veritabanından ibaret aslında. Bitcoin blockchain’inde, en baştan itibaren her bir bitcoin’in kimden kime geçtiğinin kaydı tutuluyor.

Mesela 2010 yılında, mahalledeki pizzacı Bitcoin kabul etmeye başlayınca, o zamanlar yaklaşık 40 dolar değerindeki 10 000 Bitcoin’i ile iki büyük boy pizza sipariş eden (üstelik doyup bitiremeyen) zavallı adamcağızın işlemi de asla silinemeyecek şekilde bu zincirde kayıtlı. (Talihsiz…)

Bitcoin, 2009 yılında başlayan macerasını ve yükselişini yavaş yavaş sürdürürken, bu kez 2013 yılında o tarihte 19 yaşında olan Vitalik Buterin isimli genç bir bilgisayar programcısı tarafından Ethereum makalesi yayınlandı.

Vitalik, Ethereum olarak adlandırdığı blockchain’de dijital bir para birimine ilişkin değiş tokuş kayıtları yerine, her bir blokta, akıllı sözleşme (smart contract) adını verdiği, ne zaman çalışacağı, nasıl çalışacağı, nasıl değiştirileceği ve nasıl sonlanacağı kendi içinde belirli bir bilgisayar programı kodu tutmayı öneriyordu.

Ve sonra olaylar gelişti…

Önlenemez yükselişiyle dün dalga geçenleri bugün mürit yapan Bitcoin, içinde yaşadığımız finansal sistemin de temellerini sarsmaya devam ediyor ve edecek. Küçük kardeş Ethereum ise, azaldığında ücretini ödeyerek deterjanını sipariş edebilecek çamaşır makinesinden (Siemens), Facebook, Uber veya Airbnb gibi dev dijital sistemlerin merkezi bir şirket olmadan yaratılmasını sağlayacak altyapısıyla, çok farklı ve çok heyecan verici bir geleceğin yapı taşlarını döşemeye devam ediyor.

2017’nin son günleri, blockchain’i anlamak ve biraz da hayal kurmak için ne erken ne de geç, belki de tam zamanı.

‘İnternet şeyleri’

Geçtiğimiz 10-15 yılda yaşanan akıllı telefon çılgınlığı, tüketim ekonomisinin kötü bir simgesi haline geldi belki ama, iPhone ile Android bazlı telefonlar arasında yaşanan rekabet, mikroçip fiyatlarının çok ucuzlamasına neden oldu. Bugün mikroçip maliyetleri kuruşlarla ifade ediliyor.

Bu ucuzlama, gerekli gereksiz her şeyin içine bir mikroçip takılıp ufak bir bilgisayar haline geleceği bir geleceğe doğru bizi götürüyor. Evet, ekmek tahtasının neden akıllı olması gerektiğini henüz tam olarak anlayamasak da sipariş ettiğimiz eşyalardan ve gıda ürünlerinin ambalajlarından, siparişleri teslim edecek drone’lara, giydiğimiz kıyafetlerden şoförsüz araçlara kadar, 2020 yılı civarında dünya üzerinde 21 milyardan fazla internete bağlanan akıllı cihaz (ya da teknoloji aleminin andığı şekliyle ‘internet of things’) olacağı öngörülüyor.

Akıllı gelecek, elbette gelecek

Kesişim noktası herhalde akıllarda belirmeye başladı.

En sıradan eşyanın bile internete bağlı bir bilgisayar haline geldiği, dilediğimiz her an etrafımızdaki akıllı eşya ve dijital objelerle iletişime geçebildiğimiz (Merhaba, Alexa!) ve hatta yine bu sayıda biraz tartıştığımız yapay zekadaki gelişmelerle birlikte, bu akıllı eşyaların ve dijital objelerin de kendi aralarında blockchain altyapısı üzerinden iletişime geçtiği ve hatta alışveriş yaptığı, gerçek ile sanalın, doğal ile yapayın iç içe geçtiği bir dünyadan bahsediyoruz.

Bu gidişatı engellemek veya geri çevirmek artık mümkün değil. Taşlar devrildi, deprem oldu. Tsunami’nin gelişini beklerken 2017 sonunda bize düşen, değişen dünyanın imkanlarının insanoğlunun yararına kullanılması için çalışmaktan ibaret belki de. (Merhaba, Elon Musk!)