28 Years Later Part 3 Seriyi Zirveye Taşıyabilir Ralph Fiennes, 28 Years Later: The Bone Temple filminde.
Popüler

28 Years Later Part 3 Seriyi Zirveye Taşıyabilir

Cillian Murphy’nin, yüzyılın zombi filmi için yönetmen Danny Boyle ve senarist Alex Garland ile yeniden bir araya gelmesi bekleniyor. Ancak bir önceki film The Bone Temple’ın hayal kırıklığı yaratan gişe performansının ardından üçüncü film hakkındaki haberler ürkütücü derecede sessizleşmiş durumda.

Yirmi yılı aşkın bir sürenin ardından yönetmen Danny Boyle ve senarist Alex Garland, geçen yıl uzun süredir beklenen 28 Days Later serisinin üçüncü devam filmi için nihayet yeniden bir araya geldi. Başından itibaren plan bir üçleme oluşturmaktı: 28 Years Later ve The Bone Temple ile başlayacak üç film, öfke virüsüyle enfekte olmuş Newcastle fonunda büyümesine tanıklık ettiğimiz genç başkarakter Spike’ın (Alfie Williams) hikâyesini anlatacaktı. Üçüncü filmde ise Cillian Murphy, serinin orijinal başkarakteri Jim rolüne geri dönecekti. Görünüşe göre Jim, Londra’daki terk edilmiş hastanede uyandıktan yaklaşık otuz yıl sonra hâlâ karantina altındaki Birleşik Krallık’ta sıkışıp kalmış durumda olacaktı.

Tüm bunlar, dijital yayın çağında çok nadir gördüğümüz ölçekte bir korku filmi için zemin hazırlıyordu. Sonuçta afişinde yakın zamanda Oscar kazanmış bir oyuncunun ismini taşıyan kaç tür filmi var? Bunun işaretleri The Bone Temple’ın açılış bölümünde verilmişti. Murphy’yi sonunda yeniden ekranda görüyoruz: Jim artık muhtemelen İngiltere’nin kuzeyinde bir yerde, genç kızıyla birlikte izole bir kır evinde yaşıyor ve aynı zamanda ona tarih öğretmenliği yapıyor. Bu görüntüye, akademisyen havası veren ortadan ayrılmış saç modeli ve fazlasıyla kitap kurdu tarzındaki örgü kazak da katkı sağlıyor. Dersleri, Spike ve Bone Temple’dan kurtulan Kellie’nin (Erin Kellyman) enfekte olmuş grup tarafından kovalanmasına tanık olmalarıyla yarıda kesiliyor. Jim av tüfeğini hazırlıyor. Sonra jenerik akıyor. Jim geri döndü.

En azından umut buydu ve belki de hâlâ öyle. Sorun da burada başlıyor: 28 Years Later ve The Bone Temple maliyetleri düşürmek amacıyla birlikte finanse edildi ve arka arkaya çekildi. Ancak üçüncü filmin yapılması her zaman önceki filmlerin gişe başarısına bağlıydı. Geçen mart ayında CinemaCon’da, 28 Years Later henüz vizyona girmeden aylar önce Boyle, üçüncü filmin yeşil ışık alabilmesi için seyirci desteğinin önemini özellikle vurgulamıştı: “[Sony Pictures CEO’su Tom Rothman] üçüncü film için finansman sağlamadı, işte tam bu noktada sinema salonları devreye giriyor,” demişti. “Bu yüzden lütfen 20 Haziran’da sinemalara gidin ve yaklaşan kıyameti destekleyin.”

Ancak hem 28 Years Laterhem de The Bone Temple eleştirmenler tarafından övgüyle karşılansa da, görünüşe göre seyirciler aynı şekilde düşünmedi. Açık olmak gerekirse, bu filmler herkesin beklediğinden çok daha tuhaf işlerdi. Klasik aksiyon ağırlıklı zombi filmleri yerine, insan doğasının en karanlık noktalarına bakan, tematik açıdan yoğun ve varoluşçu atmosfer filmlerine daha yakındılar. İkisi de kendi yöntemleriyle deneysel ve son derece sıradışıydı. Jack O’Connell, gösterişli aksesuarlarla donatılmış yarı dini bir psikopatı canlandırıyor ve karakter, Jimmy Savile taklidi yapan akrobatlardan oluşan renkli bir tarikatı yönetiyor. Ralph Fiennes, daha da büyük bir... proteze sahip dev bir zombiyle (Chi Lewis-Parry) dostluk kuruyor. Enfekte karakterlerden biri doğum yapıyor. Uyuşturucu etkisi altındaki bir Duran Duran dans sekansı bile var. Yanlış anlaşılmasın, bunların hepsi harika. Ancak gece yarısı klasik zombi filmi bekleyenler için de muhtemelen sarsıcı bir deneyimdi.

28 Years Later gişede oldukça iyi iş çıkardı ve 60 milyon dolarlık bütçesine karşılık 151,3 milyon dolar hasılat elde etti. Sony görünüşe göre bu sonuçtan oldukça memnun kaldı ve The Bone Temple hakkındaki beklentilerden de heyecan duyarak, DaCosta’nın filmi vizyona bile girmeden geçen aralık ayında üçüncü filmi onayladı. Murphy’nin de geri dönüş görüşmeleri yaptığı bildirildi. Ancak daha güçlü film olarak görülen The Bone Temple, açıklanması güç biçimde gişede başarısız oldu ve 63 milyon dolarlık bütçesine karşılık yalnızca 58,5 milyon dolar hasılat elde etti.

DaCosta, yakın zamanda Empire dergisine verdiği röportajda hayal kırıklığı yaratan bilet satışlarıyla ilgili şunları söyledi: “Komik olan şu ki bir filmin iyi olup olmadığını, insanların sevip sevmediğini ve izlemek isteyip istemediğini anlamak için sektörde kullandığımız her ölçüm zirvedeydi. Harika bir film yaptım, bununla gerçekten gurur duyuyorum ve insanlar filmi sevdi.”

O zamandan beri üçüncü filmle ilgili haberler sessizliğe gömüldü ve bu durum filmin gerçekten çekilmeyebileceği yönünde spekülasyonları artırdı. Sonuçta Boyle’un geçen yıl söylediği gibi üçüncü filmin gerçekleşebilmesi için seyircinin salonlara gitmesi gerekiyordu. İşleri daha da kötüleştiren bir gelişme de The Bone Temple’ın ABD’de Netflix performansının zayıf kalması oldu. World of Reel’in haberine göre film, ilk altı gününde yalnızca 2,7 milyon izlenmeye ulaştı. Kıyaslamak gerekirse bu, Madame Web’in altı günlük 10 milyon izlenmesinin yaklaşık dörtte biri kadar. Evet, aynı Madame Web. Hani şu ödül sezonunun en kötü filmlerinden biri olarak görülen yapım. Üçüncü filmin tehlikede olduğuna dair söylentiler dolaşırken Garland ve Boyle hâlâ sessizliklerini bozmuş değil.

Elbette bunların hepsi şimdilik spekülasyondan ibaret. Üstelik üçüncü film için her şey karanlık da görünmüyor. Dün gece umut verici bir işaret Instagram’da ortaya çıkmış olabilir. Williams, karakterinin tercih ettiği silah olan yayı kullandığı bir okçuluk antrenmanından fotoğraf paylaştı. Fotoğrafın açıklamasında “Geri dönmek harika” yazıyordu ve bu mesaj oldukça manidar görünüyordu. Elbette belki de sadece yeniden antrenmana dönmekten heyecan duyuyordur. Ama dünyanın dört bir yanındaki hayranların satır aralarını okuyacağını bile bile böyle bir paylaşım yapmak da oldukça acımasız bir şaka olurdu.

BU İÇERİK İLK OLARAK BRITISH GQ WEB SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR.

İZLE
Men of the Year 2025: Late Checkout
İLGİLİ İÇERİKLER
İlgili Başlıklar
Daha Fazlası