

Jane Goodall’un çığır açan, ezber bozan bir bilim insanı olmasına dair söylenecek çok söz var ama sözü, bunu benden çok daha iyi yapabilecek etologlara, antropologlara bırakıyor ve size geçen sene İstanbul ziyareti sırasında tanıştığım Jane’i anlatmak istiyorum.
Her şey Jane Goodall’ın başlattığı gençlik hizmet programı Roots & Shoots Derneği’nin Türkiye Başkanı olan sevgili dostum Aslıhan Niksarlı’nın, Jane’in bir üniversitede gençlerle buluşmak istediğini ve Bilgi’nin ev sahipliği yapmasından mutluluk duyacaklarını söylemesiyle başladı. R&S ile ortak projelerimizi koordine eden hocamız Sarper Durmuş ile birlikte heyecanla “Evet” dedik ve Bilgi Gastronomi’den Etkinlik Birimi’ne, büyük bir ekibi RGB Stüdyoları’nda bir araya getirip hazırlıklara başladık. Bilgi’de Bill Clinton’dan Tony Blair’e, Sheryl Sandberg’den John Nash’e, çok değerli konukları ağırlamıştık ama Jane başkaydı. O bir kitap kahramanıydı — ormanın derinliklerinde şempanzelerle yaşayan, onların dillerini konuşan bir masal-kahraman. Ne yer, ne içerdi? Nasıl hitap etmek gerekirdi? Nerede konuşmak isterdi?
Aslıhan’da tüm bu soruların cevapları vardı neyse ki. Gastronomi öğrencileri Türkiye mutfağındaki vegan lezzetlerden oluşan bir öğlen yemeği sunacaktı Jane’e. E-1’de konuşmasını yaptıktan sonra binanın önüne bir manolya fidanı dikecekti, Sabancı Müzesi’ndeki buluşmaya geçmeden önce benim ofisimde dinlenecekti…
Tarih ve saat netleşir netleşmez duyuruyu kayıt bağlantısı ile paylaştık. Birkaç saat içinde kontenjan doldu. Daha büyük bir salonumuz yoktu… Ekranlar mı yerleştirsek, canlı yayın mı yapsak diye düşünürken Aslıhan, Jane ile görüştüğünü, tereddüt bile etmeden “O zaman etkinliği bahçeye alalım” dediğini iletti. Sıcak beni biraz endişelendirse de Jane’in açık havada, kampüste yaşayan tüm canlılara ve misafirlerimize hitap ettiğini düşünmek hepimizi çok heyecanlandırdı.
Jane, Bilgi’deki konuşmasından üç gün önce İstanbul’a geldi ve ayağının tozuyla gezgin köpek Boji’yi bir süredir yaşadığı Telezzüz’de ziyaret etti. Düşünün, İstanbul’a geliyorsunuz ve sorduğunuz ilk sorulardan biri “Boji nerede yaşıyor?” oluyor… Hemen sonrasında da konuşma maratonu başladı. İlk durağı Pera Müzesi’ydi. Kalabalık nedeniyle gelenlerin bir kısmı konferans salonuna girememiş, kafeye yerleştirilen ekranın karşısında yerlerini almıştı. Jane çocuklarla mutlaka tanışmak istediğini söyleyip onları salona davet etti. Yaklaşık bir saat boyunca aralıksız konuştu. Gombi’de geçirdiği günleri, şempanzeleri, Tarzan’ın nasıl yanlış Jane’i seçtiğini; kendisinin, umudu neden gençlerde ve çocuklarda gördüğünü… Umut veren, ilham veren, harekete geçiren, tanıklık eden herkesin hafızasında yer edecek bir konuşmaydı.
Bir sonraki gün Roots & Shoots üyeleri ve aileleri ile Impact Hub’da buluştu. O gün ben de, kızım da onunla tanışma şansı yakaladık. Jane yine umut veren bir konuşma yaptı; çocuklarla tek tek ilgilendi; onları yanından ayırmadığı oyuncak maymun Mr. H ile tanıştırdı ve şempanzeler ile diğer maymunlar arasındaki farkı anlattı. Biz de, aynı anda nasıl sakin ve enerjik, ciddi ve esprili olabildiğini anlamaya çalışarak, hayranlıkla dinledik onu.
Bilgi’deki buluşma öncesinde onu iki kez dinleme ve onunla yüz yüze tanışma şansı yakalayabildiğim için biraz rahatlamıştım. Yine de Aslıhan, kampüse giriş yaptıklarını söylediklerinde çok heyecanlandım. Kalabalık bir ekiple onu karşılamaya gittik. Ben durmadan konuşuyor, sorular soruyordum “Önce kahve mi içmek istersin?”, “Biraz yürüyeceğiz, sorun olur mu?”, “Bu Osman, ikonik kedilerimizden biri”, “Az ötede uyuyan köpeğimiz ise Karpuz”… Jane yanımıza gelip kendini tanıştıran herkesi merakla, ilgiyle, dikkatle dinliyordu; isteyen herkesle fotoğraf çektiriyordu. Toprağa atılmış birkaç sigara izmaritini fark etti, onları toplamak için eğildi.
Konuşmasının başlamasından yarım saat önce yalnız kalmak ve notlarının üzerinden geçmek istediğini söyledi. Yılın 300 günü konuşma yapıyordu ve her konuşmasında bulunduğu coğrafyaya, onu dinleyen topluluğa özel ayrıntılara yer vermek istediğinden notlar alıyordu. Yakından tanıdıkça hayranlığınızın arttığı insanlar vardır ya, işte onlardan biriydi Jane.
Kampüsümüzü dolduran kalabalığı ‘şempanze dilinde’ selamlayarak başladığı konuşmasını, gençlere “Birlikte gezgeni kurtarmalıyız, kurtaracağız” diyerek bitirdi. Hemen sonrasında birlikte ektiğimiz manolya ağacının yapraklarını öptü, ona yemek hazırlayan gastronomi öğrencilerimiz ile sohbet etti… Ofisimde biraz dinlendikten sonra artık Sabancı Müzesi’ne geçme vakitlerinin geldiğini hatırlattı Aslıhan. “Ben de ofisimi toparlayıp geliyorum, size yetişirim” dedim. Onunla biraz daha vakit geçirme, onu bir kez daha dinleme şansım vardı ve bu şansı kaçırmak istemiyordum.
İstanbul’dan ayrılmasından önce Jane’i iki kez daha dinledim. Güler Sabancı ile dans etmesine, Borusan Contemporary’de onun için hazırlanan doğum günü pastasını üflemesine tanıklık ettim; birlikte bir şeyler içtik, vegan yaşam üzerine sohbet ettik.
Bir sonraki durağına doğru yola çıkmadan önceki akşam ona sarıldım. “Seni bir daha görmeyi diliyorum Jane” dedim. Gözlerimin içine baktı: “Tabii görüşeceğiz.”
Jane Goodall 1 Kasım 2025’te, 91 yaşında aramızdan ayrıldı. Son güne kadar konuşma yapmaya, umut mesajını yaymaya, ilham vermeye devam etti.
Gezegende yaşayan tüm canlılar adına teşekkürler Jane! Belki, dediğin gibi, bir yerlerde, yeniden görüşürüz…