Getty Images
Evli bir kadın olarak hayatımdaki en büyük eğlencelerden biri bekar arkadaşlarımın maceralı aşk hayatlarını dinlemek. Geçen gün sohbet ederken hepsi bir ağızdan sosyal medyayı yoğun kullanan erkeklerin ne kadar itici olduğunu paylaştı. Dijital dünyayı ciddiye alan, Instagram hesapları fazla özenli ve sürekli bağlantıda olanların tehlike sinyali verdiği konusunda hepsi de hemfikirdi.
Yeni jenerasyona dijital bağlantıların önemi üzerine eğitim programları tasarlayan biri olarak büyük bir şaşkınlık içinde sordum: “Peki ama dijital dünyanın fırsatlarından yararlanmayan erkek geride kalmaz mı? Çağı yakalayamama riski taşımaz mı?”
ÇEVRİMİÇİ “DEĞER”İNDE GERÇEK BİR DENEYİM YARATABİLMEK
Yapay zeka iş dünyamızdan aşk hayatımıza, benliklerimizden sosyal kimliklerimize kadar her şeyi kökten değiştiriyor. Bu geçiş döneminde kurulan ilişkilerde kadınlar temelde güvenilir ve sağlam karakterler arıyor. Diğer her şey hızla değişirken, bazı rollere sıkı sıkı sarılmamız ve çağa tamamen ayak uydurmamış ilişkiler yaşamak istememiz belki de bu yüzden. Kadınlar zaten ağ ve bağ kurmak konusunda çok başarılı. Aile WhatsApp gruplarını yönetiyor, lise arkadaşları ile buluşuyor, kuzenleri ile tatil ayarlıyor ve iş hayatında da hızlı ve yoğun bir süreç yönetiyorlar. Bunların hepsini gerçekleştirmek için de neredeyse sürekli çevrimiçi olmayı gerektiren her daim “online” bir yaşam sürüyorlar.
Zaten günümüzde giderek artan anksiyete probleminin nedenlerinden biri de bu fazla “connected” hayat tarzı değil mi? Aslında insan beyninin kavrayamayacağı bir hızda yaşıyoruz. Çalışıyoruz, çalışırken telefonda bir haber görüyor ve ona dalıyoruz, hop oradan 2-3 başka mesaja yanıt veriyor, biraz gülmek ve kafa dağıtmak için 4 tane reels gönderiyor ve sonrasında tekrar işe döndüğümüzde beynin 6 tane ayrı uyarana 60 tane yeni reaksiyon geliştirdiğini fark edemeyecek kadar karmakarışık bir ruh haline giriyoruz. Kimsenin beyni bu kadar uyaran altında sakin kalabilecek kapasitede değil. Bu nedenle sakinleştiricileri dışarıda, en fazla da insanlarda arıyoruz.
Zendaya, Tom Holland’da ne bulduğu sorulduğunda “Onun yanında kimsenin yanında olamadığım kadar sakin ve huzurluyum” diye yanıt vermiş. Artık ilişkilerdeki temel kuvvet kişilerin birbirini zaman ve mekandan koparabilme ve karşılıklı olarak çevrimiçi “değer”inde gerçek bir deneyim yaratabilme yeteneği. En önemlisi, dışarıya savaş, kargaşa ve kriz hakimken, iki insanın arasındaki muhabbetin her daim güçlü durması değil mi?
Gelecekte analog becerilere sahip erkeklerin hızla değer kazanacağını öngörmek zor değil. Doğayla iç içe yaşayabiliyor mu? YouTube videosu izlemeden tamir işlerinde başarılı olabiliyor mu? Birlikte gittiğiniz yeni bir şehirde insanlarla bağ kurabiliyor mu? Sistem çökerse devam edebilecek dayanıklılığa sahip mi?
Peki nedir bu son analog erkeklerin özellikleri?
I - UYGULAMASIZ, BASİT VE SADE BİR HAYAT TARZI
2026 yılında yaşayan her bireyin kendine, 1926’da yaşayandan daha fazla baktığı bir gerçek. Nasıl yememiz, nasıl hareket etmemiz, hatta nasıl uyumamız gerektiği hakkında sonsuz bilgiye sahibiz. Tüm bu süreçleri takip ve test ediyor, iyileştiriyor ve onaylıyoruz. Akıllı telefonlar, araçlar ve uygulamalar çok yakınımızda. Fakat çoğu zaman bu eklentiler hayatımıza yeni anksiyete notalarını da beraberinde getiriyor.
Günümüzde artık her gün spor salonuna giden, tüm teknolojik aygıtlara fazlasıyla bağımlı erkeklerin kadınların gözünde eskisi kadar popüler olmadığı gözleniyor. Evde 2-3 ağırlıkla vücudunu sağlam tutan ve sisteme fazla bulaşmayan kişiler aranıyor. Hem yemeğini hazırlayabilen hem de bedenine yatırım yapabilenler kadınlara daha çok güven veriyor. Bunlarda başarılı olmak için de piyasadaki tüm uygulamaları kullanmaya gerek yok. Öyle ki basit kurallar, düzenli efor ve abartısız rutinlerle hayatına dramasız bir şekilde devam eden erkeklerin çekiciliği giderek artıyor.
II - KİŞİSEL KARİZMA VE ÖZGÜN DENEYİMLER
Bir kadının muhabbetin akmadığı bir randevuda sessizlik olmasın diye kendini konuşmaya zorladığı dakikalar, pek hoş bir deneyim olmasa gerek. Anlatır da anlatır, çünkü karşısındaki adam basmakalıp yanıtlar verir ve sanki seri üretimden çıkmış gibi bir zihne sahiptir.
Artık hepimiz günde en az 2-3 saatimizi algoritmaların pençesinde geçiriyoruz. Bu algoritmalar bizim neye, ne kadar ilgi duyduğumuzu, en büyük kırılganlıklarımızın nerede toplandığını takip edip ona göre bir içerik gösteriyor. Bizi o algoritmada tutuyor. Böylece hepimiz o algoritmaların servis ettiği esprilere gülüyor, benzer durumlara kafayı takıyor ve aynı perspektife hizmet ediyoruz.
Böyle bir ortamda kendi şahsi fikirleri ve orijinal bakış açılarıyla yaşamayı seçmiş, sorgulayan halleriyle dikkat çeken kişilerle yan yana olabilmek çok değerli. Bu doğrultuda analog erkeklerini, algoritmaların ötesinde, kendi bakış açılarını zenginleştirmek için okuyan, araştıran ve gezen kişiler olarak tanımlayabiliriz. Onlar, sosyal medyada çok fazla övgü topladığı ve “popüler” olduğu için o restorana gitmez, kendi deneyimleri ve bilgileri ışığında bir yol seçerler. Çok kolay gibi görünse de aslında çok daha zor olan ve efor isteyen bu pratik, tüm dönemlere damga vuran, zamansız ve kişisel karizmanın temelini oluşturuyor. Ve günümüzde kesinlikle çok az bulunan bir beceri.
III - DOĞANIN KALBİNDE VAKİT GEÇİREBİLMEK
Yaş ilerledikçe ve “yapılması gerekenler” listesi yavaş yavaş tamamlandıkça, hobiler bireylerin hayatında giderek daha çok yer tutan rutinlere dönüşüyor. Kafanı boşaltmak için ne yapıyorsun? Tüm sorumluluklarından arta kalan boş vaktinde nereye gidiyor, zamanını nasıl değerlendiriyorsun?
Elbette evde oturup bilgisayarda oyun oynamak, telefona bakmak ve bir şeyler izlemek çok keyifli. Ama son zamanlarda kadınların doğada vakit geçirmeyi seven, sporunu ve hobisini doğada icra eden erkeklere daha çok ilgi gösterdiği fark ediliyor. Bunun ardında aslında çok arkaik bir olgu var. Eski çağlarda erkeklere atfedilen “kadınları doğanın hoyratlığından koruma” kimliğinin modern versiyonunu bulma arzusu belki de kadınları bu tip erkeklere yakınlaştıran… Kısaca analog kategorisinde tanımladığımız erkeklerin genelde bir doğa hobisine sahip olduğunu söylemek mümkün.