Boran'ın Paris'i, Paris'in Boran'ı
Dergi Konuları

Boran'ın Paris'i, Paris'in Boran'ı

Titizlikle var olmak istediği her yerde, onu daha da sık görebileceğimiz bir dönemde GQ Türkiye Sonbahar 2023 kapak hikayesi yıldızı Boran Kuzum.

Biraz ayrı kalmışlardı, aslında buluşmalarına şahitlik ettik. Paris’in Boran’a hissettirdikleri, yolculuğuna dair bir özet geçerken kelimelere döküldü. Stüdyoda flaşlar patlarken Paris’in Boran’ı sessiz iddiasını konuşturdu. Hikayenin başlangıcı siyah-beyaz bir filme uzanıyor, geçen yıllarda yaşanan hem tatlı hem acı anlar farklı ‘Arrondissement’lara yayılıyor, kendini bulma durağından geçip mücadelenin devamına evriliyor. Boran Kuzum’u farklı rollerde görmeye alıştık, işindeki seçiciliğin perdesini aralayınca ‘snob’luk değil sonsuz bir empati algısı karşıma çıkıyor. Bunun hayatındaki yansımasındaysa cümle şuraya kadar varıyor: “Esas önemli olan izleyenlerin ne hissettiği, o yüzden röportajlarda kendinden bahseden oyunculara anlam veremiyorum.”

○ Yaşadığın Anıların Kaldığı Bir Şehir Burası.

Konservatuvardayken izlediği siyah-beyaz bir Agnès Varda klasiğini hatırlıyor: “Cléo from 5 to 7’da açılış sekansında aktris takside ve kamera taksinin ön camından uzun bir süre Paris sokaklarını takip ediyor. İlk geldiğimde ben de onu hissetmiştim. Anılar yok edilmiyor burada. Bir kafede yaşadığını yıllar sonra tekrar hatırlıyorsun.” Boran farklı rollere hayat verirken kendi hayatının başrolü olmaktan vazgeçmiyor. Kulağa bencilce gelebilir lakin konuşmamızın devamında bunun daha çok başkaları için olduğu fark ediliyor.

boran_kuzum_gq

“Hiçbir zaman göz önünde olmayı seven biri olmadım. ‘Maalesef’ bu benim mesleğime alışma sürecimi de çok zorlaştırdı. Buraya geldiğim zaman sakin ve nefes aldığım hayatı oluşturup bir konfor alanı yaratabiliyorum.” Bu konfor alanında beslendiği ne varsa performansında kendini gösteriyor. Buradaki arkadaşlarıyla günlük güzelliklerden bahsetmenin iyiliğini seviyor. Röportajı hemen her geldiğinde uğradığı otelin lobisinde yapıyoruz ve tümden siyah giyinen aşırı havalı otel ekibinden herkes Boran’ı gördüğünde eski bir dostlarını görmüşçesine yaklaşıyor. O esnada gelen bir mesajla günün kalanı için belli ki bir plan yapılıyor. Bileğindeki Cartier Tank Française’de zaman ‘Parisien’ akıyor. Şehirde uzun süre boş kaldığındaki dönemleri hatırlıyor; “Burada uzun bir öğle yemeği için buluşulur, akşam yemeği öncesi aperativo ve akşam yemeği için buluşulur. İki şehir arasındaki dengeyi bulmak kolay olmadı ama bulabildiğim için seviniyorum” diyor. Hayatını bu şekilde tasarlamış olması hem günlük hem de uzun vadede bir nevi motivasyonu. Tüm bu sosyal ortamlarda kreatif sektörlerden birileriyle tanıştığında tamamen birbirini daha fazla yükseltmek üstüne bir iletişimin başlamasını vurguluyor ve Türkiye’deki sektöre dair masum bir sitemi oluyor.

boran_kuzum_gq

○ Çok Fazla İşe ‘Hayır’ Diyorum.

Çektiği ve vizyon tarihini bekleyen filmi, yeni dizi projeleri, Cartier’nin marka dostu olması derken Boran Kuzum için 2023/24 takvimi çok parlak görünüyor. Boran, Cartier’nin Türkiye’deki ilk marka dostlarından biri. “Cartier 1800’lü yıllardan beri alanının öncü markası. Bu kadar uzun bir geçmişe ve güçlü bir mirasa dayanarak çağı yakalayan, yenilikçi, sınırları zorlayan bir marka. Bir iş birliği yaparken benim için en önemli noktalardan biri markanın vizyonu. Cartier ile bu vizyonda yeni sınırları aşacağımıza, stili olabildiğince iyiye taşıyacağımıza inanıyorum” diyerek heyecanını dile getiriyor.

Titizlikle var olmak istediği her yerde Boran’ı daha da sık görebileceğimiz bir dönemdeyiz. Bu görünürlük belki Instagram akışında belki de Adresi Olmayan Ev filmiyle bir festival heyecanında. Fakat söz konusu bir ‘nepo baby’ değilse mutlaka objektiflerin oyuncuları daha az gördüğü yıllar vardır. “Ben çok çaba sarf eden bir insanım. Hiçbir şey önüme düşmedi, hiçbir zaman gel Boran seni şurada oynatalım olmadı. Hep çok mücadele ettim hala da inandığım şeyin peşinde mücadele ediyorum. Üç sene seçmelere girdim, uğraştım. O dönem konservatuvardan eğitim alıyordum, İstanbul gibi bir şehirde kaç kere evi kapatıp Ankara’ya dönme noktasına geldim. Şimdi de farklı mücadeleler var. O zaman ayakta kalma mücadelesiydi şimdi de iş yapmaya başlayınca kariyer mücadelesi başlıyor. Kariyer yoluna girdiğinde yeni bir mücadele geliyor, bitmiyor. Buna adapte olmayı öğrenmek daha güçlü hissettiriyor.”

boran_kuzum_gq

İş seçebilmek hangi alan olursa olsun bir lüks. Özellikle yaratıcı işlerde yaptıkların kadar yapmadığın işler de seni ve kariyerini tanımlıyor. Bu tanımlamalarda kimlerle yan yana geldiğin hem kişisel hem de profesyonel alanda büyük önem taşıyor. ‘Vatanım Sensin’in Boran Kuzum için filmografi dışında da yeri ayrı. “Gıpta ettiğin sanatçılardan bir destek bekliyorsun. Genç bir oyuncu olarak işin kötüyse de doğruyu söylesin. Öyle bir şeyi çok istedim, çok da bekledim. Bunu sağlayan tek kişi Halit Ergenç oldu. Onunla çalıştığım zaman işin disiplinine dair çok şey öğrendim, hayata dair çok şey öğrendim. Kendi hayatınla iş hayatını nasıl dengeleyebileceğini gördüm. Bunun için de bana hiç özel bir açıklaması, anlatımı olmadı. Zaten kendisinin varlığı o şekilde olduğu için uzun süre birlikte çalıştığında anlayıp hissedebiliyorsun. Halit Ergenç bu durumun farkında değildir ama yeri bende çok ayrıdır, gerçekten bir abi gibi desteğini hissettim.”

Boran’ın işi üstüne ne kadar çok yönlü kafa yorduğunu konuştukça anlıyorsunuz. Göz önünde olmayı hesaba katmadan, tiyatro ve sinema oyuncusu olmak için girdiği oyunda hangi spotların kendisine döneceğini belirleyebilmek sık karşılaştığımız bir rota değil. “İş anlamında seçtiğim yol beni yükseltiyor. Bu zamanla öğrenebileceğim bir şeydi. Bizim çok fazla şey üretilen güzel bir sektörümüz var. Senden erkek oyuncu olarak beklenen rol kalıpları var. Ana akıma, TV’ye iş yapmak gibi... Doğru olduğu düşünülen denklemler var ama ben bunun herkes için doğru olduğunu düşünmüyorum. Herkesin sanat yolculuğu çok başka. Çok fazla işe ‘hayır’ diyorum.” Bu cümlenin ardında Boran’ın kendi olma lüksünü yaşamak istemesi var gibi. Yapılan işleri beğenmemek, hakir görmek değil, üstten bakmak hiç değil. “Biz hayatla çok iç içe bir iş yapıyoruz. Günlük yaşantından ayıramadığın bir iş. Kendi direttiğim yolun doğru olduğunu görüp meyvelerini yediğim dönemdeyim. O yüzden mutluyum. Ortaya çıkan işi kimi beğenir kimi beğenmez.”

boran_kuzum_gq

○ Ulaştığın Seyirciyle Varsın Sen.

Sohbet ilerledikçe derinleşiyor, lobideki şık, ufak koltuk Boran’ın deyimiyle bir terapi kanepesine dönmek üzere. Çünkü kişisel ve profesyonel hatlar biraz daha paralelleşiyor. Bir ayağı yurt dışında olan bir aktör için “uluslararası bir yapımda oyunculuk hedefin var mı?” artık biraz demode bir soru. Devrin değiştiği ve zaten bir platform yapımıyla dublaj seçeneği belirleme hızıyla farklı kültürlere ulaşabileceği dönemde konuyla ilgili fikrini merak ediyorum: “Çok net bi’ şekilde yurt dışında oyunculuk yapmak istiyorum diyen biri olmadım, sadece Türkiye’de oyunculuk yapacağım diyen biri de olmadım. Nasıl ki bir fotoğraf ulaştığı her yerde biri tarafından takdir edilebiliyorsa yaratıcı bütün işler için bu böyle. Ulaştığın seyirciyle varsın sen. Ne kadar farklı seyirciye ulaşırsan o kadar tatmin edici, bu bir alkış matematiği değil bir insanın hayatına dokunmak. Ve nasıl ki işleri tercih ederken hep seni besleyen, sana bir bakış açısı kazandırabilecek, senin vasıtanla izleyenlere yeni bir perspektif açabilecek işlerin peşinden koşuyorsam sonuçta ne kadar farklı kültüre hikaye anlatabilirsem o kadar tatmin olurum. Bunun için de elimden geleni yapıyorum. Olmazsa üzülmem, olursa da ne güzel olur.”

Boran’ın butik işleri arasında ana akımın da muhtemelen ilgisini daha çok çekecek iş belli. Yayınlandığı her yaz izlenebilen ve birkaç nesil için kült haline gelmiş karakterleriyle Aşk-ı Memnu’nun yeni yapımında yer almayı tercih etmek bu seçicilik denkleminde, kıyas ihtimallerini de göz önünde bulundurduğumuzda illa ki bir temele oturuyordur diye düşünüyorum. Tabii bu benim fikrim. “Bihter yayınlandığında bir kıyas geleceğini düşünmüyorum. O yüzden işi yapmayı tercih ettim. Kıyaslanabilecek bir iş değil. Alternatif bir yerde duran bir oyuncu olmak için çalışıyorum. O yüzden öyle olsaydı bu kadar kült bir şeyin içinde olmak istemezdim. Tamamen Servet-i Fünun dönemi romanı şu an Türkiye Cumhuriyeti’nin şu döneminde gençlere nasıl anlatılabilirse bir fayda sağlayabilir sorusunun cevabını gördüğüm için oynadım.”

boran_kuzum_gq

Bir diğer yeni sezon işi ‘Kimler Geldi Kimler Geçti’ dizisi. Farklılaşan karakterler Boran’ı beklendik rollerden ve tahmin edilebilir oyuncu prototipinden ayırıyor. “Üst üste butik işler yaptığım için oynadıklarımın farklı olmasını seviyorum. N’olursa olsun her karakter senin dünyaya bakışından çıkıyor. Bu karakter hayattaki tercihleri, arkadaşlıkları, ilişkileri, verdiğin kararların sonuçlarını nasıl yaşadığını anlatan bir iş. İzleyenlerde bir perspektif açacağını düşünüyorum. Günün sonunda ‘sen yanındaki insanlarla da varsın ama asıl kendi kendine kaldığın zaman kendinden emin olabilirsen ayakta kalabilirsin’ benim de ihtiyacım olan bir düşünce ve hikayeyi bir kadın bakış açısından anlatıyor.” Lafı öyle bir yere getiriyor ki bu kez koltuğu terapi kanepesine ben çeviriyorum ve bu güncelleme sana ne zaman geldi diye soruyorum. “İstanbul’da yalnız geçirdiğim bir yılın ardından 19 yaşında” diyor. “Yalnız başına bir hayat kurmaya çalışmak, yeni bir meslekte kendini var etmeye çalışmaktan, insan tanımaya çalışmaktan ötürü gün sonunda yalnızsın. İşleri halletmek için yanında bir aile yok, kendin halletmek zorundasın.” O esnada kahveler bitiyor, tazelemek aklımıza gelmiyor. ‘Le Marais’deki sokak hareketleniyor. Muhabbetin son bölümünde Boran’la mecburi ve tercih edilmiş yalnızlıklar konusunda uzlaşmaya çalışıyoruz.

boran_kuzum_gq

○ Kimseye Faydası Olmayacak İletişimlere Eforum Kalmadı.

“Tanımayanlar biraz soğuk olduğumu düşünüyor. Bu da tamamen insanın kendine geliştirdiği bir gard olabilir çünkü ben, sosyal ortamlarda özellikle sektör organizasyonlarında herkesle çok iletişim kurabilen biri olamadım. O yüzden tanıdığım insanlarla eğleniyorum ama biriyle daha tanışmıyorum. Gerçek bir şey olmuyor. Bu iletişim seni bir yere taşımıyor. Benim de gerçekten hayatımda ‘yaşla, belki de deneyimle gelen bir şey sonrasında’ fazladan ve kimseye faydası olmayacak iletişimlere eforum kalmadı. İstemiyorum.” Bu yayından sonra sınırların daha da keskinleşeceği konusunda gülerek hemfikir oluyoruz. Neyse ki hayat ‘küçük konuşmalardan’ ibaret değil.

Yakın çevresiyle birlikteyken nasıl kendi olabiliyor? “Yakınımda olan insanlarla da şunu yaşıyorum: hayatta bazı kayıplar yaşamak, kendinle kalmak istediğin dönemlerin olması derken arkadaşlık iki taraflı verici olman gereken ve empati gerektiren bir durum haline geliyor. İstanbul’da sabit bir hayatım olmadığı için, sürekli mobil olmam bazı arkadaşlarım tarafından hoş karşılanmıyor. Her zaman burada değilsin sonra kopuyoruz gibi bir durum ortaya çıkıyor... Geldikçe görüşüyoruz diyorlar ama bu bir hayat yolculuğu; benim o an ona ihtiyacım varsa onu anlayabilen insanlar olsun istiyorum.” Aslında karşısındakine gösterdiği empatiyi bekliyor.

boran_kuzum_gq

Pencereden dışarıya tekrar bir bakış atıp lafa dönüyor: “Paris’te yalnız kalmayı, yalnız kalmayı başarabilmeyi öğrendim. Gerçekten kendimle vakit geçirmekten keyif almayı öğrendim. Bu şehrin benim için bir başka anısı yas duygumu da yaşamayı öğrendiğim yer olması. İnsan hayatta ne zaman ne yaşayacağını bilemiyor; bunlar her ne kadar birileriyle paylaştıkların olsa da yalnız başına da yaşadıktan sonra üstüne bir adım atıp hayatta ilerlemeni sağlıyor.”

“Kimseye faydası olmayacak iletişimlere eforum kalmadı” derken bana göre farkında olmadan kendisi ve oynadığı karakter arasındaki iletişimin önemi konusunda geliştirdiği refleksi de açığa çıkıyor. “Benim işim oynadığım karakterle empati kurmayı gerektirdiği için önce ben başarabileyim ki insanlar bağ kurabilsin. Her insan davranışının arkasında bir sebep var, o sebeplere inemediğin durumlarda yaptığımız işin de bir anlamı yok.”

Boran’ın centilmenliği çalışılmış veya öğrenilmiş değil; temeli karşısındakini samimi bir şekilde anlamaya dayanıyor. İşine dair duyduğu tutku da bu noktadan sonra sorulabilecek tüm soruları cevaplıyor: “Şu anda olduğum kişiden mutluyum. İyiye niyet edip iyiye doğru yol almakla alakalı bir şey. Kimseye ya da bir şeye karşı negatif hırs yapan biri değilim. Öyle olsaydım mesleki yolculuğum da farklı olurdu. Ben bu işi kendim için değil izleyenler için yapıyorum. Bu süreçlerin beni nasıl etkilediği ya da benim ne yaşadığım çok önemli değil, izleyenlerin ne hissettiği önemli, o sebeple röportajlarda kendinden bahseden oyunculara anlam veremiyorum.”

boran_kuzum_gq

İZLE
Spot Işıkları Kuliste: Chris Appleton
İlgili Başlıklar
Daha Fazlası