Hype’ın Ardında: Çakal Ve Emirhan Çakal Fotoğraf Burcu Karademir Moda Direktörü Anıl Can
MOTY

Hype’ın Ardında: Çakal Ve Emirhan Çakal

İlk parçası ile müzik dünyasına girdiği günden beri gündemde kalan bir isim Çakal. İsim aynı kalsa da konuşulan konular sürekli değişti; müziği, hayatı ve kamera karşısına geçmesi konuşuldu, YouTube vlog’ları her daim dikkat çekti. Bunların hepsi aslında yeni bir şeyler denemesinin ve kendini farklı yönlerden yeniden inşa etmesinin farklı farklı sonuçları. Sorulara verdiği cevapların her kelimesinde de bu arzusunu hissettiriyor. Geçmişteki Çakal ile gelecekte olmak istediği Çakal’ı aynı terazide tartıyor. İlk günlerine kıyasla daha bilinçli ve odaklı, neyi neden yapmak istediğini biliyor aslında. Men of the Year 2025’te “Yılın Hype" ödülünün sahibi olan Çakal, her şeyden çok, kendi yolunu kendisi oyarken netleşen bir “kişisel proje”.

Seni hiç tanımayan birine kendini nasıl anlatırdın? Medya yok, PR yok… Emirhan Çakal kimdir?

Ben yaptıklarımın toplamıyım. Ben Emirhan… Kafasında milyon fikirle dolaşan, hiçbir kalıba sığmayan, ne yaşarsa yaşasın yeniden doğmayı bilen biriyim. Hayatı hep kendi sırtımda taşıdım. Kimse önüme yol döşemedi; ben yolumu tırnaklarımla kazıdım. İnsanların gördüğü “hype” şey, aslında yıllarca yalnız başıma verdiğim savaşların sonucu. Ben hiçbir zaman tek bir şey olmadım: Ne sadece rapper, ne sadece oyuncu, ne sadece YouTube adamı… Ben kafasındaki evreni dışarı taşırmaya çalışan biriyim. Beni gerçekten tanıyanlar bilir: Benim için başarı alkış değil, dönüşüm. Her düşüşümde biraz daha büyüdüm. Her darbe beni bir üst versiyonuma itti. Özetle ben: Kendi kendini inşa eden, her modunda gerçek kalan, içindeki dünyayı gerçeğe çevirmeye takıntılı bir karakterim.

Hype’ın Ardında: Çakal Ve Emirhan Çakal

Müziğe başladığın dönemle bugün arasındaki farklara bakınca neler değişti?

Kanalım Yok - Perros Blancos zamanı Türkiye’de rap yükselişteydi ama hâlâ kalıplar vardı. Bugün ise o kalıpların çoğu kalktı. İnsanlar daha özgür. Benim tarzım da değişti. O dönemde çevreme kafa tutuyordum, şimdi ise kendime. Eskiden ispat etme enerjim vardı, şimdi yaratma enerjim var. Tek ses değilim artık; hem melankolik, hem hype, hem trap, hem de melodik bir aralıktayım. Bir de eskiden sadece rap vardı. Şimdi “Çakal sound” diye bir şey de var.

Kulaklık taktığında döndürdüğün, tekrar tekrar dinlediğin şarkılar hangileri?

Ben vibe seçiyorum genelde, tür değil. Ama son zamanlarda; geçmişimi hatırlatan dark, melodik işler; altyapısı derin ve synth ağırlıklı Amerikan trap; İtalyan ve Fransız alternatif sound; retro, film müziği hissi veren şeyler... Bir de eski Türkçe şarkılar… Çünkü bazen tek bir melodi bütün çocukluğunu geri getiriyor. Duygusu olan her şeyi tekrar tekrar dinliyorum. Benim için müzik, o gün nasıl hissettiğimle alakalı.

Son zamanlarda en çok etkilendiğin şarkı sözü?

“Everything I’m not made me everything I am.” - Kanye West. Çünkü ben de hayatım boyunca eksiklerimden, hatalarımdan, düşüşlerimden güç aldım. Beni “Çakal” yapan şey, hep kusurlarımı avantaja çevirmem, "olmayanlar"ı "olan"a dönüştürmemdi.

Benim için başarı alkış değil, dönüşüm. Her düşüşümde biraz daha büyüdüm.

Tüm şarkıların arasından sadece birini sonsuza dek saklayacak olsan hangisini saklardın?

"Diyardan Diyara". Nakaratı bana hep, konserler arasında katettiğim yolları hatırlatır. Kendimi eleştiren bir yapıya sahip olduğum için ve geleceğe dönük planlarımın değişken olması sebebiyle bu şarkıyı bir ayrı seviyorum.

Müzik + Oyunculuk + YouTube… Bu tempo kendini tükenmiş hissettiriyor mu?

Bazen. Yani insanım sonuçta. Ama üretmek benim nefes alışım. Durduğum an kendimi hasta gibi hissediyorum. Sahneden indiğimde de, YouTube’da da, sette de aynı soru var: “Bir sonraki ne?” Beni yoran üretmek değil, bazen insanların benden hep “daha fazlasını” beklemesi. Ama onunla da yaşamayı öğrendim.

Müzik, sahne, vlog… Eğer bunların hiçbiri olmasaydı, nerede olurdun?

Kesin yine bir yerlerde üretirdim. Belki moda, belki tasarım, belki girişimcilik. Ben zaten sistemin içinde durabilen biri değilim. Bir masa başına beni bağlasalar, camdan atlarım. Muhtemelen yine kendi işimi yapıyor olurdum. Yine kendimle savaşır, yine kendimle yarışırdım.

Sahnede gördüğümüz Emirhan ile gerçek Emirhan aynı mı?

Aynı kişiyiz, ama iki farklı enerji. Sahnedeki ben, ‘yüksek sesli’ versiyonum. Orada kalbimi açıyorum, içgüdülerimle hareket ediyorum. Normal hayatta daha gözlemci, daha sakin, daha içe dönük biriyim; beni yakından tanıyanlar bilir. Sahnede ise içimdeki çocuğu serbest bırakıyorum. Ayrı insan değiliz kesinlikle; aynı hikayenin iki modu.

İlk zamanlarda idol olarak gördüğün yerli/yabancı sanatçılar kimlerdi? Şimdi kim/kimler sana ilham veriyor?

Eskiden daha çok trap kültürü ve Alman rapper’ların işlerine bakıyordum. Bugün hâlâ bazı isimler sayarım ama idolüm yok. Artık ilham aldığım şey insanlar değil; şehirler, ışıklar, deneyimler, hikayeler, acılar, yolculuklar... New York bana başka bir karakter açtı. İtalya başka bir estetik verdi. Türkiye bana köklerimi öğretti. Birine benzemek istemiyorum. Kendi hayatımı yaşıyorum. Derdim önümdeki tabak, kendi yolumu oyuyorum.

Sahneye çıkmadan önce ne hissedersin? Ritüellerin var mı?

Son saniyeye kadar hiçbir şey düşünmem. Kalbim hızlı, nefesim kısa olur ama bu panik değil, hazır olma hâli. Tek ritüelim; sahne kapısında bir an dururum. “Bu an benim” derim. İçimin kıpır kıpır olma hâlinin hiç bitmemesini ister ve onu hissederek çıkarım. Bu bir bağımlılık hissi gibi; deneyimlemeden anlatılamaz bir his.

Göz önünde olmak, hype olmak… Bunlar sana ne hissettiriyor? Kaçmak istediğin oluyor mu?

Göz önünde olmak doğal geliyor. Çünkü ben kendimi hiçbir zaman saklayarak yaşamadım. Ama bazen her şey fazla gürültülü. Her cümlenin büyütülmesi, her hareketin konuşulması insanı yoruyor. Kaçmak istediğim anlar oluyor, evet. Ama sonra kendime şöyle diyorum:

“Bu hayatı sen seçtin. Sahne ışıklarını seviyorsan, karanlık kulisi de kabul edeceksin.” Ben ikisini de kabul ettim.

İZLE
Men of the Year 2025: Late Checkout
İLGİLİ İÇERİKLER
İlgili Başlıklar
Daha Fazlası