"Türkiye’de tanıştığım en güzel kız, basketbol!"

Anadolu Efes'in yıldızı Sharapova’yla ilişkisinden Türkiye’deki kadınlara, modadan hayata bakışına, kariyerinden okuduğu kitaplara her şeyi GQ'ya anlattı.

06 Şubat 2013

Sasha Vujacic, 2004’te veda ettiği Avrupa basketboluna geçen sezon başında Anadolu Efes formasıyla geri döndü. Aradaki yedi yıla Los Angeles Lakers’la kazandığı iki şampiyonluk yüzüğü sıkıştıran oyuncu, bugünlerde Efes’i Euroleague’de zirveye taşımak için mücadele ediyor.

BİR GÜNÜM ŞÖYLE GEÇİYOR

Genelde günde iki antrenman yapıyoruz. Biri akşam saatlerinde oluyor. Çok fazla boş zamanım olduğunu söyleyemem. Ama tek antrenman yaptığımız günlerde ya da izinli olduğumuzda, kendimi basketboldan uzaklaştırıp başka şeylere yönelmeye çalışıyorum. Sinemaya gidiyorum, alışveriş yapmayı seviyorum, yeni şeyler keşfetmeye çalışıyorum. İstanbul’un bu açıdan çok zengin olduğunu ve Los Angeles’ı andırdığını söyleyebilirim. Deniz mi görmek istiyorsun; Boğaz kıyısına, Bebek’e ya da Yeşilköy’e gidebilirsin. Tarih mi ilgini çekiyor; Sultanahmet orada. Biraz takılmak mı istiyorsun; Nişantaşı var. Özetle ayaklarım beni nereye götürüyorsa oraya gidiyorum ve beni mutlu eden şeylerle vakit geçiriyorum.

HAYATIMI DEĞİŞTİREN ÜÇ ŞEHİR

Udine’ye gittiğimde 14-15 yaşındaydım. Gençlikten yetişkinliğe geçişte ilk adımlarımı orada attım. İtalya’nın bana büyük katkıları oldu; kültürel açıdan zenginleştim, moda hakkında görgümü artırdım, iyi yemek kavramıyla tanıştım, şaraplar konusunda bilgilendim. Daha sonra Los Angeles’a taşındım. Ve artık orası için “evim” diyebiliyorum. Yedi yıl geçirdim ve bu hayatımın büyük bir bölümüne tekabül ediyor. Ailem, arkadaşlarım, herkes orada. Şu an İstanbul'da yaşıyorum ama oraya döndüğümde her şeyi bıraktığım gibi bulabiliyorum. Los Angeles kendimden en çok şey verdiğim ve aynı zamanda kendime en çok şey kattığım yer. New Jersey’de de bir süre bulundum. Hoboken’da, Frank Sinatra’nın muhitinde yaşıyordum. Karşıda, New York’ta da bir sürü arkadaşım vardı. Onlara “Beyler, mükemmel bir yerde yaşıyorsunuz ama evinin manzarası New York olan benim” diye takılıyordum. Bu üç şehir de benim kişisel gelişimime büyük zenginlik kattı.

TÜRKİYE’NİN EN İYİ VE EN KÖTÜ TARAFLARI

En iyi tarafı, benim daha önce yaşadığım ve alıştığım yerlerden çok farklı olmaması. En kötüsü, ailemden uzak olmak. Ve elbette trafik; nasıl unuturum, çılgınlık gibi!

SHARAPOVA’YLA İLİŞKİ VE AYRILIK SONRASI HAYAT

En basit şekilde şöyle özetleyebilirim: İkimiz de farklı yollara gitmeyi tercih ettik. Aslında ben bunları konuşmayı seven biri değilim. Daha doğrusu, bir ilişkiyi spot ışıkları altında yaşamaktan hoşlanmıyorum. Benim hayatımın güzel bir bölümüydü. Ama yollarımızı ayırdık ve hayat devam ediyor. Ne diyebilirim ki? Geçmişten bir sayfa. Hayatıma giren ve çıkan insanların bir anlamı olduğunu düşünüyorum. Yaşadıklarımın da bir nedeni olduğunu. İki sene önce Türkiye’ye gelmek aklımda yoktu mesela. Ama NBA’de lokavt oldu, buraya geldim ve gerçekten mutluyum. Hayatta önemli olan mutlu olmak ve gülebilmek. Kalan her şey detaydan ibaret.

TÜRKİYE’DEKİ KADINLAR HAKKINDA

Burada birçok kadınla tanışma fırsatım oldu. En başta bunu söyleyebilirim, büyük bir çeşitlilik var. Ama şu var: Kadın kadındır, hangi pasaportu taşıdığı önemli değil, hepsi tehlikelidir. Dikkatli olmak zorundasın! Mesela dünyanın neresine gidersem gideyim, herkes aynı şeyi söylüyor, “Slav kızları çok güzel, çok şanslısınız” diyorlar. Herkes ama, istisnasız. Biliyorum, hepsi harika fakat ben böyle bir genelleme yapmak istemiyorum. Ama siz de Slav kızlarının güzel olduğunu düşünüyorsanız, bunu yazın; kadınlar güzel olduklarının söylenmesinden hoşlanırlar. Bunu seveceklerdir, eminim.

TÜRKİYE’DE TANIŞTIĞIMEN GÜZEL KADIN

Çok şakacısın dostum! Ama madem sordun, söyleyeyim: Basketbol. Evet, Türkiye’de tanıştığım en güzel kız, basketbol. Gerçekten çok güzel. Yaz bunu.

KIZLARI ETKİLEMENİN FORMÜLÜ

Hayatta öğrendiğim en doğru şeylerden biridir, havlayan köpek ısırmaz. O yüzden size gerçek formülü açıklamayacağım ama birkaç ipucu verebilirim. İyi bir gülümseme her zaman işe yarar. Gerisi senin yaratıcılığına kalmış. İçinden ne geliyorsa onu yap.

BENİM İÇİN YAPILMIŞ EN ÇILGINCA ŞEY

Los Angeles Lakers’da oynuyordum. Hayranlar ve taraftarlar için düzenlenen imza günlerinden birine katıldım. Yaşı biraz geçkince bir kadın geldi, “Benim için bir şey imzalamanı istiyorum” dedi. “Elbette” dedim. Cebinden bir iç çamaşırı çıkarıp uzattı. İşin kötüsü, kullanılmıştı! O kirli çamaşırı bana doğru tutarken, herkes bize bakmaya başladı. Güvenlik görevlileri, yetkililer, diğer taraftarlar, herkes... Başta tepki veremedim, ne yapacağımı bilemedim ama sonra toparlandım, “Bunu imzalayamam ama temiz bir tane getirirsen neden olmasın?” dedim. Gitti, yeni bir çamaşır alıp geldi, paketini önümde açıp uzattı, ben de imzaladım.





GERÇEK BİR ERKEK OLDUM, DEDİĞİM AN

Profesyonel sporcuların hayatları türlü zorluklar içeriyor. Bu zorlukları da hesaba katıp kararlar almak durumunda kalıyorsun. Bu benim için, “Basketbolcu olacak mıyım, bunu istiyor muyum?” sorusuyla başladı ve 14 yaşında evimden ayrıldım. O ana kadar aldığım en büyük karardı. Lakers tarafından draft edildiğimde yeni bir yol ayrımı geldi ve Amerika’ya gittim. Bütün bu yolun sonunda NBA şampiyonluğu yaşadım. Aldığım bütün kararların toplamıydı, o duyguyu size anlatamam. Benim iki büyük hayalim vardı; biri NBA’de, diğeri Lakers’da oynamak. Ve o formayla şampiyonluk yaşadım. Hayatım boyunca yaptığım her şeyin, harcadığım tüm emeklerin ödülünü almış gibi hissettim, “tamamlanmış” gibi. Biliyor musun, o yüzükler o kadar güzel parlıyor ki... “İşte şimdi gerçek bir erkek oldum” cümlesi de bununla ilintili. Hayatın için kararlar almaya başladığın an, bu cümleyi kurabilirsin. Tabii o kararların ne kadar arkasında durduğun ve daha büyük hedefler için ne kadar emek harcadığın da önemli.

KADERE İNANIRIM

Yukarılarda bir yerlerde herkesle ilgili bir şeylerin yazılı olduğunu düşünürüm. Başına gelenler, hayatına giren çıkan insanlar, saptığın yollar, kesiştiğin noktalar, hepsi devamında seni bir yere götürüyor. Dar görüşlü biri değilim. Farklı düşünceleri dinlemeyi, başka açılardan bakmayı severim. Bu yüzden çok okurum. Kadere inanıyorum ama “Madem bir yol var, ben de beklerim” diye tembellik yapacak değilim. Bir şeyler için emek harcamaya, çalışmaya, bir uğurda mücadele vermeye devam ediyorum. Hayat sizden bunu ister. Bazı kapılar kapanır, bazıları açılır. Ne olacağını bilemezsiniz. Eski koçum ve aynı zamanda zen ustası olan Phil Jackson’dan öğrendiğim iki şey var: Birincisi, hayattaki her şey bir çemberden ibarettir. İkincisiyse insanlar üçe ayrılır; iyiler, kötüler ve çocuklar, yani masum olanlar. Ben iyi bir adam olmaya çalışıyorum.

COELHO VE COHEN

Paulo Coelho’yu çok severim. Meşa Selimoviç de favorilerimden biridir. Felsefe kitaplarına ilgim var, gizemli şeylere de. Aslında her şey biraz da o an ne hissettiğime bağlı. Çeşitliliği seviyorum. Müzikte Leonard Cohen’i ilk sıraya yazarım. Onun sesi, beni en çok rahatlatan şeylerden biri. Onun dışında eski Yugoslav müziklerini seviyorum. Sonuçta oradan geliyorum ve hepsinin benim için büyük anlamı var. İtalyan müziğini de eklemem lazım. İtalyanca inanılmaz bir dil, fonetik açıdan kusursuza yakın. Zaten konuşurken bile şarkı söylüyor gibiler. Başka? Red Hot Chili Peppers var, onlar da California’lı, bizim oralardan... Aslında rave ve tekno hariç her şeyi dinlemeye çalışıyorum.

SEKS Mİ, ÖN SEVİŞME Mİ?

Dostum, sen iyi bir adam gibi görünüyorsun ama özünde kötü bir adam olduğundan şüphelenmeye başladım! Tamam, cevaplıyorum: Karşındaki kişiye göre değişir. Ya da vazgeçtim, ön sevişme diyorum. Böyle yaz. Ama seks de önemlidir, onu da unutmamak lazım.

GARANTİLİ FORMÜL: CEKET, TİŞÖRT, PANTOLON

Modayı seviyor ve takip ediyorum. Günlük hayatımda casual giyinirim. Rahatlık benim için birinci sırada. John Varvatos’un işlerini ve tarzını beğeniyorum. İş ya da özel fark etmez, bir buluşmaya gideceksem genelde business casual tarzı tercih ederim. Rahattır, bir yandan da şıktır ama kravat ve takım elbise gibi boğmaz. Bir ceket, içine güzel ve şık bir tişört, altına rahat bir pantolon ve zarif bir ayakkabı. Formül bu.

DEĞİŞMEYEN PARFÜM

Beş yıldır aynı parfümü kullanıyorum, Bleu de Chanel. Saç bakım ürünleri ve yüz jeli de var ama onu arada sırada değiştiriyorum. Los Angeles’ta bir dermatoloğum var, onun önerdiği bakım ürünlerini kullanıyorum.

DİZİLER VE JACK NICHOLSON

Diziler hakkında sabaha kadar konuşabiliriz. The Good Wife, 24, klasiklerden Friends... Herhangi bir Friends bölümünü açıp televizyon başında uykuya dalabilirim, asla eskimiyor ve sıkmıyor. Başka? Californication tabii, The Big Bang Theory, Parenthood, Dexter, daha sayarım ama şimdilik bu kadar olsun. Jack Nicholson’a gelecek olursak, kendisini çok severim. O da beni sever. Başlarda sevmezdi aslında! Tecrübesiz bir oyuncuydum ve ilk iki yılım uyum süreciyle geçmişti. O da bir taraftar sonuçta, bundan dolayı olabilir.

SAVAŞ APTALLIK

Vlade Divac ve Drazen Petrovic üzerinden, savaş öncesindeki Yugoslavya Milli Takımı’nı ve dağılma sürecini anlatan Once Brothers belgeselini izledin mi?

İzledim ve ağladım, çok ağladım. Los Angeles’taki ilk senemde Vlade’yle aynı takımda oynadım. Kariyerinin son senesiydi. Orada olduğu için çok şanslıydım, bana çok şey öğretti; Amerika’da işlerin nasıl yürüdüğünü, NBA organizasyonu içinde kendime nasıl bir yol çizmem gerektiğini ve daha bir sürü şeyi... Bütün bu olanlar çok üzücü. Şu an sana bunları anlatırken bile duygulanıyorum, tüylerim diken diken oluyor. Vlade ve Drazen, Avrupalı oyunculara NBA kapısını açan esas adamlardı. Filmde beni nasıl bir şeyin beklediğini biliyordum, Vlade’nin projenin bir parçası olduğunu da biliyordum. Ama ilk izlediğimde gerçek anlamda dağıldım. Vlade iyi iş çıkardı ama onun da dediği gibi, bugün bu hikayeyi tek taraflı dinleyebiliyor olmak üzüntü verici. Drazen artık yok ve onun neler hissettiğini asla bilemeyeceğiz. Tüm bu olan biten için, savaş için, yaşananlar için söyleyebileceğim tek şey var: Aptallık! Ama hayat işte.