Dijital demokrasi

Like verme, oy ver; seyretme, share et.

25 Mart 2012

Dijital demokrasi

İllustrasyon: Erica Glasier

 

Yazının icadından beri iletişim alanında gerçekleşen en büyük devrimi yaşıyoruz. Sosyal medya tüm iletişim anlayışımızı kökünden değiştiriyor ve bu değişim farklı farklı alanlara çok etkileyici şekilde tezahür ediyor. Bu değişim, politikayı da derinlemesine etkiledi ve politikacılar oy toplayabilmek için sosyal mecralarda da boy göstermeye başladı. Eskiden politikacıların söylediklerini televizyondan izlerdik, artık sosyal platformlarda “share” ediyoruz.

Sosyal iletişim kullanıcıya çok büyük imkanlar veriyor; bilgisayarınızdan Avusturya, Linz’deki Ars Electronica’nın bahçesindeki çiçekleri sulayabilirsiniz. Brüksel’deki bir parktaki ağaç Twitter’da size etrafındaki sesleri dinletiyor. Milyonlarca insan, gün boyunca Facebook başında oturup marullarının sulama vaktinin gelmesini bekliyor. Japonya’da Tsunami oluyor, Afet Merkezi alarm vermeye vakit bulamadan dünyanın öbür ucundaki insanlar Twitter’dan haberi alıyorlar. Arap Baharı bile—sözde—sosyal medya sayesinde gerçekleşti.

Bütün bunlar gibi, sosyal medya sayesinde dünyayı değiştirme imkanı sağlayan başka bir alan daha var: Politika.

Birkaç hafta önce, TBMM’deki arbede sırasında birçok milletvekili ellerinde akıllı telefonlarla kendilerine savrulan yumrukları fotoğrafladı ve başlarına gelenleri Twitter’da paylaştı. Tezek kokusuna burun direyen pek çok AKP milletvekili bile, meramlarını Twitter’dan dile getiriyor.

Hikayenin asıl başlangıcı ise Barack Obama ile oldu. O, bu değişimi peygambervari bir tavırla karşıladı ve çok iyi değerlendirererek tarihteki ilk beyaz olmayan Amerikan Başkanı seçildi. Obama, seçim kampanyası süresince ve sonrasında sosyal medyayı çok etkili biçimde kullanarak etrafında kendisini destekleyen çok sadık bir takipçi ağı kurdu. Onlar sayesinde 2008'de seçimleri kazandı.

2008'den bu yana sosyal medya da çok değişti ve gelişti, 2008'de 139 bin küsür takipçisi olan Obama'nın hesabı o zamandan bu yana yüzde 8800 büyüdü. Şu anda, Lady Gaga, Justin Bieber ve başka bir dizi yıldızdan sonra 13 milyon küsur kullanıcı ile dünyada en çok takipçisi olan sekizinci Twitter kullanıcısı. Bir politikacı için bu kadar sevilen bir insan olmak muazzam bir şey olmalı.

"Ben Barack Obama; ve ben Mark’a (Zuckerberg) takım elbise, kravat giydirmeyi başaran kişiyim."

Obama’nın neyi başardığını anlamak için ne yaptığına biraz daha derin bakmak lazım. Bunun için de size bütün iletişim stratejisini ve taktiklerini açıklayacak değilim, korkmayın. Obama’nın başarısını görmek için bir tek örneğe dikkatli bakmak yeterli olabilir:

20 Nisan 2011’de Obama Facebook üzerinden bir Town Hall Meeting (Genel Katılımlı Toplantı) düzenledi. Mark Zuckerberg kendisini anons ettikten sonra sahneye çıkan Obama, Facebook’ta canlı yayınlanan toplantıda, izleyicilere kendisini tanıtırken şunu dedi: “Ben Barack Obama; ve ben Mark’a takım elbise, kravat giydirmeyi başaran kişiyim. Hem de ikinci kez.”

Dikkatinizi çekerim, ben Amerikan Başkanıyım, demedi. Kendisini Facebook üzerinden izleyen kullanıcılara, dünyanın en kalabalık topluluğunu barındıran Facebook’un sahibine ceket, kravat giydirecek kadar önemli bir insan olduğu mesajını verdi. Sürekli parmak arası terlik ve tişörtle dolaşan, dünyanın en kalabalık nüfusunu barındıran platformun sahibi olan bu kişiye siz tapıyor olabilirsiniz, ama ben ona takım elbise giydirdim, ey ahali.

Bundan ala gövde gösterisi mi olur!

Obama, ilk seçim kampanyasında elde ettiği tecrübenin üzerine ekleyerek bu seçimler için yine son derece güçlü bir dijtal seçim kampanyası düzenliyor. Yeni kurulan ama etkili olan platformları hemen kullanmaya başladı: örneğin, Instagram üzerinden takipçileriyle kampanya süresince ilginç kareler paylaşıyor. Hatta geçenlerde, bu seçim kampanyası için, içinde Bruce Springsteen'den “We Take Care of Our Own” ve U2'dan “Even Better Than the Real Thing” gibi coşkun şarkıların bulunduğu özel bir “playlist” bile hazırlamış ve Spotify'dan takipçileriyle paylaşmışlar. Obama takipçileri kampanya boyunca bu şarkılarla coşacak ve kendilerini oy vermeye hazırlayacaklar...

Obama'nın açtığı bu pencereden esen ve Orta Doğu'yu da nezle eden bu rüzgardan Türkiye de etkilendi tabii. Bir tarafın lideri, "Twitter boş, tezek kokusunu duyacaksın"derken, ekip arkadaşları yeni gelin gibi Twitter kuşuna sarıldılar. Diğer bir tarafta, sosyal medyanın gücüne inanmış ama gücün içinde mi, dışında mı olduğunu bilmeyen bir muhalefet var. Seçimlerde sosyal medyayı kendince etkin kullandı ve yakın geçmişi çok hatırlayamayan gençler tarafından olumlu algılandı. Hatta, yapılan araştırmalarda birinci GSM operatöründen sonra en genç ikinci marka bile çıktı.

Cumhurbaşkanı blogger'larla, muhalefet Şeffaf Sayfa'da

En son seçimlerde CHP, Türkiye'de türünün ilk örneği olarak Şeffaf Sayfa'yı açtı. Kullanıcılar, kendi bulundukları sosyal platformlar üzerinden bu sayfaya yorumlarını ve parti liderleri tarafından cevaplanmak üzere sorularını gönderdiler. Bu sorular, parti liderleri tarafından video aracılığıyla cevaplandı ve sosyal medyada yayınlandı. Bunun çok benzeri bir uygulamayı Cumhurbaşkanı da yeni uygulamaya koydu. “Cumhurbaşkanına Sor” ile sosyal medyadan sorulan soruları YouTube üzerinden cevaplıyor—ayrıca, ayda bir “kendilerinin belirlediği” blogger'larla köşkte buluşup sohbet ediyor.

Geçen seçimlerde en büyük yankıyı ise AKP'nin yaptığı reklam filmlerine 24 saat içinde müstehzi videolar ile cevap veren CHP yarattı. En son çıkan “Bir Daha” türkü videosuna karşı hazırlanan video yayınlandığı ilk 48 saat içinde 128 binden fazla kez izlendi ve YouTube'da “Haberler ve Politika” alanında dünyada en çok izlenenlerden birisi oldu. Ayrıca, AKP'nin “Hayaldi, Gerçek oldu” sloganına karşı Twitter'da başlatılan “#gercektihayaloldu” kampanyası ile dünya çapında en çok konuşulan konulardan bir tanesi oldu.

Geçtiğimiz seçimlerde, AKP kurduğu mikrositeler dışında sosyal medyada boy göstermedi ama bu yeni alanda daha fazla sessiz kalmayacaklar gibi görünüyor. Bülent Arınç ve Egemen Bağış'ın Twitter'daki varlığı da bunu teyit ediyor. Ha, bir de Twitter'ın en inanılmaz karakteri var: Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı, Melih Gökçek. O, üzerine yorum yapamayacağımız bir fenomen.

Yeni neslin başlıca becerisi "like" vermek

Türkiye, dünyadaki bu değişime en hızlı uyum sağlayan ülkelerden bir tanesi: İnternet kullanıcılarının sayısı nüfusun yarısını geçti, internette geçirilen zaman sürekli artıyor ve ülkemizde sıradan bir internet kullanıcısı, haftada en az altı saatini Facebook'ta geçiriyor. Dahası, bu nüfusunun büyük çoğunluğunu yeni nesil oluşturuyor ve gençler zamanının çoğunu Facebook’ta oyun oynayarak geçiriyor. Okey, tavla en çok oynanan oyunlar arasında, Farmville'de marul yetiştirmek onlardan sonra geliyor.

Yeni neslin başlıca bilgi ve becerileri: “like” vermek, “share” etmek, video ve dizi seyretmek, kedili resim yüklemek, oyun oynamak... Politik iletişimciler, eğer sosyal medya stratejilerini bu gençlere “like” verircesine oy vermelerini sağlamak üzerine kurarsanız, bir sonraki seçimleri neden siz kazanmayasınız.

Yazı: Serdar Paktin