Google'larsan bulursun

Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada en çok çalışılmak istenen şirketlerden biri Google. O şirketin Türkiye Genel Müdürü Bülent Hiçsönmez. Onun en büyük hobisiyse tıp. Gel de çık işin içinden...

20 Ocak 2014

Google'larsan bulursun

Bazen aradığımız gözümüzün önünde olur da göremeyiz ya, işte bu sayıda kiminle konuşsam diye düşünürken başıma gelen tam da buydu. Bilinçsizce, “Şu an kimin işini yapmak isterim” sorumun cevabını Google’da arıyordum. Parçaları birleştirdiğimde ortaya çıkan kelimeleri arama motoruna yazdım: “Google Türkiye Genel Müdürü”. Cevabımı bir Ekşisözlük entrisinde bulmuştum: “Ülkemizin en kebap iş pozisyonlarından biridir. An itibariyla bu şanlı kişi Bülent Hiçsönmez’dir.”

Yüzüme bir gülümse yapıştı. Peki Bülent Hiçsönmez kariyerinde aradığını bulabilmiş miydi?

Doğma büyüme Ankaralı Hiçsönmez; Çankaya İlkokulu, Tevfik Fikret Lisesi, ODTÜ ve askerlik derken tüm yurtiçi eğitimlerini Ankara’da tamamlar. Lise 2’ye kadar doktor olacağından eminken, son senede vazgeçer bu hayalinden: “Tıp kendinizi hayat boyu ona adamanız gereken, eğitimin hiç bitmediği, sadece onu yaşayacağınız, çok zor bir hayat. Ben hayatın başka şeylerini de göreyim dedim.”

Elektrik Elektronik Mühendisliği bölümünü son anda seçse de ODTÜ’nün onda yeri ayrı. “Mühendisliği özümsediğim, hayatımın en önemli dönemi” diye anlatıyor. Sistemi, kültürü, hocaları, öğrencileri ve ortamıyla, mühendisliğin insanın DNA’sına işlediğini düşünüyor. Mezun olunca yapacağı iş de okurken önüne gelen seçeneklerle olgunlaşır: “Akademik bir aileden geliyorum. Annem ve babam doktor olduğundan, tıp dünyası içinde büyüdüm. Bizim evde 24 saat tıp konuşulurdu. Onun için ben de hayatım boyunca tıpla mühendisliği birleştirebileceğim bir şey bulma peşinden koştum.”

Bu ilişkiyi biyomedikal alanında kurabileceğini düşünürken, matematiksel modelleme çok ilgisini çeker: “İçinde matematik varsa benim için bitmiştir. Northeastern Üniversitesi’nde Elektronik Mühendisliği bölümünde yüksek lisans yapmaya karar verdim.”

Amerika’daki eğitiminin son dönemlerinde tamamen akademik dünyaya endekslenirse eksik kalacağını hisseder. İş dünyasını anlamak, nasıl para kazanacağını da bilmek ister. “Bir işi eğitimiyle var edebilirsiniz. Temelini almazsanız üzerine bir şey kurmak çok daha zor. Ben hep alaylı değil, mektepli olmak istedim” diyor o dönemi anlatırken. Bu düşüncelerle Imperial College Management School’da işletme üzerine master yapar.

Fikir yeşerten ofis

Sırada iş hayatı vardır. Arthur Anderson’la başlayıp DEC’le devam eden kariyerinde hep teknoloji firmalarında ve satış/pazarlama kanalında çalışır. 2007 yılında Dubai’de, Sun Microsystems’da bölge müdürlüğü yaptığı sırada çalan telefondaki ses, “Google birini arıyor, ilgilenir misin?” dediğinde cevabı net olur: “İlgilenmez olur muyum! Sadece CV’mi güncellemem gerekiyor.”

O güncellenen CV, mülakatlar için bir davet almasını sağlar. Başarıyla geçtiğini öğrendiğinde aldığı teklifi de saniye düşünmeden, büyük bir heyecanla kabul eder. “Sizce neden sizi tercih ettiler?” diye sorduğumda “Aslında beni neden aldınız diye sormadım” diyor. “Yok artık” manasında gülümsediğimi fark edince de ekliyor: “Bence bu iş için ne kadar hevesli olduğum anlaşıldı. Çünkü çok akıllı insanlar var ve gerçekten hissetmiyorsanız hemen anlarlar.”

Herkesin çalışma hayali kurduğu Google’da yazılı kuralları olmayan, yaşanarak ortaya çıkan bir kültür olduğundan bahsediyor. Görünen yüzü, çalışanları için lüks şartlar sunan ofisleri: Muhteşem kafeteryaları, masaj ve uyuma salonları, yüksekliği ayarlanan masalar... “Bir teknoloji şirketi için inovasyon çok önemlidir ve fikrin kimden, nerede geleceği belli olmaz. Bizim yaptığımız, insanların paylaşımlarını artıracak, keyifle yemek yiyebilecekleri, fikirlerin yeşereceği bir ortam sağlamak. Yoksa çalışana maaş+yemek fişi+kent kart mantığında değiliz” diye anlatıyor Hiçsönmez.

Görünmeyen ve asıl başarıyı getirense, insanların beraber çalışarak, fikirlerini paylaşarak ortak işlere imza atabilecekleri bir ortamın sağlanmış olması. “Hiyerarşik bir ortam. Bu senin işin değil lafı yoktur; konuşabilir, tartışabilir, korkmadan fikrinizi söyleyebilirsiniz, herkes birbirini gözünün içine bakarak dinler” açıklaması, bir yönetici olarak bu uyumu korumanın zorluğunu da düşündürüyor insana.

Peki bu ortamda bir yönetici ego kontrolünü nasıl sağlar? “Bunu egomdan özveri olarak görmüyorum. Zaten çok kalifiye insanlarla çalışıyorsunuz. Onları bastırırsam başarılı olmam ki. Onlar ne kadar güçlüyse ben de o kadar güçlüyüm. O gücü ortaya çıkarabilmek, biz demek önemli” diyor Hiçsönmez.

Bu çok kıymetli “Googler”lardan biri olmak istiyorsanız yapmanız gerekenlerse basit: Çok seksi ve popüler diye değil, o işi kalben isteyerek gidin. Akademik geçmişiniz, kariyerinizdeki deneyimleriniz tabii ki önemli ama tutkunuz yoksa size iş de yok!

Röportajın tamamı ve çok daha fazlası GQ Türkiye Ocak sayısında ve GQ Türkiye iPad edisyonunda...