Her şeyi o fotoğrafa borçluyuz

Onunla belki de hiç tanışmayacak, yüzünü yanlız devlet opera konserine gittiğinizde görecektiniz: Fotoğrafı İstanbul'daki bir ajansın eline tesadüfen geçmemiş, o ajans Aslı'yı ısrarla İstanbul'a çağırmamış, Aslı da konserinden bir gece önce yüzüstü uçtuğu o bisiklet kazasını geçirmemiş olsaydı... Tandoğan'la bir kahvaltı sofrasında başlayan, Kemeraltı'nda rengarenk kumaşlar arasında devam edip uzun ve rüzgarlı bir yemekle son bulan bir gün geçirdik. Elimizde başka türlü bir oyuncuyla tanışmanın hazzı kaldı.

28 Haziran 2012

Her şeyi o fotoğrafa borçluyuz

 

Aslı Tandoğan’la henüz tanışmadan, konuşmadan rüyasına girmek kaç erkeğe nasip olur? “İndin mi uçaktan? Oh, çok şükür... Rüyalarıma girdin ya. Gece rahat uyuyamadım.” Şu rüyaya girme hikayesini, alt metnini vermeden, satır aralarını açmadan, sadece sarf ettiği bu cümleyle bırakmayı çok isterdim. İşin aslı için İstanbul-İzmir uçağından iner inmez yapılan bu telefon konuşmasından iki-üç hafta öncesi dönelim.

Aslı, daha sonra mis gibi bir İzmir kahvaltısında uzun uzun anlatacağı Tony Kelly ile GQ Türkiye kapak çekimini tamamlamış, Bir Zamanlar Osmanlı: Kıyam’ın sezon finali sahnelerini henüz çekmiş, soluklanmadan kendini Çeşme’ye, annesinin yazlığına atmış. Dergide, söyleşi için yolunu beklerken, ha bugün ha yarın gelecek derken, menajeri, aynı zamanda çocukluk arkadaşı Ceren Nisan, “Aslı birkaç ay dönmeyecek. Dilerseniz röportajı Skype’tan yapabilirsiniz” diyor. “Ya da...”

Aslı nereye, ben oraya

İzmir Havaalanı’na iner inmez Aslı’yı aramam söyleniyor. Arıyorum. Sesi neşeli ama hafif panik, şu rüyaya girme meselesini anlatıyor heyecanla: “Seninle buluşmam gerek ama bir türlü buluşamıyoruz. Geldin, gelmedin bir sorun oluyor. Sonra senin acelen varmış, geç kalıyormuşsun filan...”

Ben henüz tanışmadan programsızlığım, geç kalmam ve hep acelemin olmasıyla ilgili nasıl falso vermiş olabilirim diye dertlenmişken, o telefonun ucunda neden son dakika değişikliğiyle Çeşme’den İzmir’e geçtiğini anlatıyor. Asıl plan, daha doğrusu benim asıl hayalim, sabah Alaçatı’da, Sailors’da sessiz bir köy kahvaltısı, ardından deniz kenarında yan gelip yatmak, denize girmek, ara ara da Aslı’yla sohbet etmek tabii! “Arabam yoktu, yerimden kımıldayamıyordum. Bir yandan da yazlıkta ön kapının kilidi kırılmış, kapanmıyor. Teyzemler yalnız kalmama razı olmadılar. Gelip aldılar beni. Mecbur, İzmir’e döndüm.”

İçimden geçen “Sayende sezonu açacaktım. Serin sulara dalacak, sahillere atacaktım kendimi” mızıldanmalarımı ses tonumdan anlamış olacak, “Hadi araba kiralayalım, atlayıp gidelim Çeşme’ye” diyor. Sıcak teklif, muhtelif sebeplerle suya düşse de ilk konuşmadan çıkarılan tespit baki kalıyor: Fazla iyi, fazla gerçek ve fazlasıyla misafirperver.

Bir çanta, iki sahne, üç maymun

İzmir, bilindiği gibi. Henüz yanmıyor, yakmıyor. Ilık ılık esiyor. Okulun son günü, caddelere karne heyecanı hakim. Gün yeni ağarmış, esnaf hâlâ yarı uykuda. Aslı’dan gelen mesaj doğrultusunda, teyzesinin dans stüdyosu Neo Dans’ın önündeyim.Bir apartmanın giriş katında, geniş bir bahçeye açılan, en ince detayına kadar el işi göz emeği olduğu belli, bahçesinde kedisi-köpeği, mutfağında taze çayı, salonunda klasik müziği ve her yaştan genç öğrencisi olan neşeli bir dans salonu. İnsanın gözü kapalı kendini İzmir’de hissedeceği yerlerden.

Bahçeye yerleşmemle, Aslı ve teyzesi ön kapıdan giriyor. Pür neşe ve tatlı bir telaş içinde. “Ankara’dan abim gelmiş” tadında, İstanbul’dan gelen misafir için taze çaylar demleniyor, köşeden “gevrek” alınıyor, eş dost hatırlanıyor, konu komşu çekiştiriliyor. Aslı’nın yolda çantasının sapı kopmuş, tamir edilir mi derdinde: “Üç Maymun’da Hatice’nin (Aslan) o meşhur çanta sahnesi vardır ya, saatlerce telefonu arar arar bulamaz; o sahneyi ben her gün yaşıyorum.”

Ardından bir açıklama yapma ihtiyacı hissediyor: “Süslü bir insan değilim, alakam yok. Makyajım filan da yoktur. Taşımam yanımda. Ona rağmen çanta hep dolu. Kablolar, ilaçlar, lazım olur diye diye çantaya atılan ıvır zıvır şeyler...” Bu açıklamadan da anlaşılır bir gerçek var: Aslı, sıfır makyaj ama o kalıp deyişle doğadan/doğuştan gelen bir güzelliğe sahip. 

Röportajın devamı GQ Temmuz sayısında.