Cem Mirap ile Altın Dalgaların Peşinde

İstanbul’un en popüler mekanının sahibi, çok farklı bir yönüyle karşınızda. Bu defa Lucca ve Cantinery’den değil, dünyanın bir ucundan öbür ucuna yaşadığı dalga sörfü macerasından bahsediyor.

04 Ekim 2016

Cem Mirap ile Altın Dalgaların Peşinde

Point Break filmi, Beach Boys müzikleri, spor kanallarında gördüğümüz, dalganın içinden geçerken eliyle dalgaya dokunan o sörfçü karesi. Dalga sörfüne ait bütün bu imajlar çocukluğumuzdan beri bir yerlerde beynimize kazınmış olsa da, DNA'mız kendini rahat hissetmeyip, bu sporu bize uzak hissettirebiliyor. Belki biraz yaşadığımız coğrafyanın uygun olmadığını düşündüğümüzden, belki bu tür bir yaşam tarzına kendimizi yakın hissetmemekten. Belki de yaparsın yapabilirsin değil; yapılmaz, yapılamaz, yapma(!) diyebilmekten zevk alan bir DNA'dan kaynaklanıyor bu... Çünkü ülkemizde de istenirse yapılabilen bu spor, bir hayat felsefesini ve yaşam tarzını içinde barındıran çok geniş bir kültür. Ayrıca benim gibi “yapamazsın”, “yapılamaz” gibi kelimeleri duymayı çok sevmeyen; doğayı, denizi, sporu ve yanlızlığı seven anti DNA'lı insanların ilgisini çekiyor… İşte sörfe giriş maceram…

İLK DURAK VENICE BEACH, CALIFORNIA

Yer: Los Angeles, Venice Beach. Yaz tatilim boyunca her gün koştuğum, bisiklete bindiğim, ailemle akşam güneşbatışını seyrettiğim plajı bu sefer farklı bir gözle tarıyorum. Çünkü tam da bu işin en popüler olduğu yerde tatil yapiyorum ve bu işi artık öğrenmeyi kafaya koymuş durumdayım. Sahilde, karavanları aynı zamanda ofis, depo ve kayıt bürosu olarak fonksiyon gören sörf eğitmenlerini, sörf okullarını görüyorum. İyi olduğunu düşündüğüm bir okul karavanının önünde sörfçülerle ve eğitmenlerle tanışıyorum. Ders için sözleşiyoruz.

16-10/04/cem-mirap-gq-sonbahar-2016-1.JPG

İlk tespitim, doğru jargonla konuşmak gerektiği. İngilizcedeki kardeşimin karşılığı brother'ın kısalmış hali “Bruh -hatta Brahh-“ın her kelime arkasına konması sart! "Today's breaking bruh!”, “that was tight, that's cool bruh" gibi... İkinci en önemli kelime ise "Today's breaking/ bugun kırılıyor". Yani dalgalar kırılıyor, sörf yapmaya uygun. Cool ve tight zaten benim de ingilizce konuşurken çok kullandığım kelimeler olduğu için çabuk anlaşıyoruz. Terminolojiye yavaş yavaş hakim olacağımı biliyorum. Bir wetsuit ve baslangıç için uygun, biraz büüukçe olan sörf tahtasını alıp sörf hayatıma başlıyorum!

Öncelikle uyarmam lazım; sörfçülerin fiziğinden anlayabileceğiniz üzere, bu sporu yapmak için iyi bir kondüsyona ihtiyacınız var. Hem kardio, hem core training veren egzersizler yapıyor olmanız önemlii hatta şart. Koşu, bisiklet ve bilimum training yapan bir insan olarak bile çok zorlandığımı söyleyebilirim. İkincisi ise denizi, açık denizi, doğayı ve yüzmeyi çok sevmeniz şart.

Eğitmen hemen ilk sorusunu soruyor? Snowboard veya skateboard yapıyor muyum? Evet snowboard yapıyorum. Ya kaykay? Küçükken yapmıştım diyorum, hemen ‘shaka’ işareti yapıyor. Dersimize başlıyoruz. Karada biraz egzersiz ve teoriden, board'u tanıdıktan sonra denize iniyoruz. 

Denizde düz, sabit aralıklarla gelen orta boy dalgaların olması, zeminin kum olması sörfe başlamak için en iyi koşullar. Başlangıç seviyesinde dalganın kırıldıktan sonraki beyaz köpük olan kısmında sörfe başlanıyor. İlk kalkışta kondisyonumun, kıyıdaki egzersizlerin yararıyla "pop-up" denilen sörfün üstüne zıplama hareketini hemen yapıyorum... Kendi kendime harika bu işi hemen kaptım diyorum ama bunun sadece acemi şansı olduğunu sonraki düşüşlerimde anlıyorum... Board'un üstüne çıkmak, dalgaya doğru yüzmek, zamanlamayı öğrenmek, sörfün üstüne çıktıktan sonra gidebilmek; hepsi ciddi efor, deneyim ve kondüsyon gerektiyor. Hepsi ayrı ayrı geçtiğim testler oluyor.

İlk günün faturası: Ayaklarım sürtmekten ve çarpmaktan kanıyor, yara oluyor. Onlarca defa, onlarca değişik şekilde suya düşüyorum. Dalga ile dibe çekiliyorum. Başparmak tırnağım bir hamle sırasında kırılıyor ve kopuyor. Yanlış bir harekette dalgaya düşünce sörf ağzıma çarpıyor ve dudağım yarılıyor. Yüzmekten omuzlarım ve trisepslerim koparcasına ağrıyor... Bonus olarak tonlarca yosunlu su yutuyorum... Günün sonunda ağrılar içerisinde bisikletime atlıyor ve eve dönüyorum. Ama ilk günde birkaç kere dalga yakalamış olmak bile bir başarı ve dolayısıyla zafer kazanmış hissediyorum....

16-10/04/cem-mirap-gq-sonbahar-2016-3.jpg

İlerleyen günlerde bir miktar daha ders ve hırpalanma sonrasında sörf tahtasının üstüne rahat rahat çıkıyorum. Artı dalgaları görüyor, denizi anlamaya başlıyorum. Sörfün balık tutmak, yelken yapmak gibi beklemek ve dalgayı anlamak, zamanlamayı tutturmak, hissetmek gereken bir tarafı da var. Bunların hepsinde geliştikten sonra, artık her gün sörf kiralayıp kendi kendime yapıyorum. 

İKİNCİ DURAK MAUI, HAWAII

Sörf’ün ilk kez Batılılar; yani Captain Cook ve ekibi tarafından 1700'lerde görüldüğü yer Hawaii. Maui ise Hawaii’deki en önemli sörf noktalarından biri ve aynı zamanda takımadaların en büyükleri arasında. Burada yüzyıllardır sörf yapıldığı biliniyor. İlk gelen Batılılar, deniz üzerinde küçük tahtalarla adeta uçarak su üstünde kayan yarı çıplak erkek ve kadın yerlileri gördükleri zaman insanüstü güçleri olduklarını düşünmüşler…

Benim Hawaii’deki Maui adasıyla ilk tanışmam, ortaokul ve lise yıllarında birlikte okuduğum ve daha o zamandan bize “ben Maui'ye gideceğim ve sörf hayatı yaşayacağım” diyen ve belki Amerika'ya direk uçuş bile olmayan yıllarda buraya okumaya gidip yerleşen, Türkiye'de de kiteboard, snowboard ve sörfün öncülerinden Ogan Tüzel ile oldu. O hep adadaki sörf hayatından bahsederdi. Ben ise Pasifik’te birçok adaya gitmiş olmama ve okyanusu cok sevmeme rağmen, daha önce gidememiştim. Sörfün etkisiyle Maui'ye gitme kararı alıyorum ve Los Angeles'tan uzun bir uçus ile bu tropik adaya varıyorum. Uçaktan iner inmez Ogan’ın onca yıl neden bahsettiğini daha iyi anlıyorum. Harika bir tatil destinasyonu olmakla beraber adada hayat sakin; sörf ve doğa burada hayatın çok ama çok önemli bir parçası. Dünyanın her tarafından sörfçüler var. Radyo kanalları bile her yarım saatte bir sörf ve dalga raporu veriyor... Mütevazı bir otel seçip adanın sörfe başlayanlar için en uygun bölgesi olan batı kıyısına yerleşiyorum.

Yazının tamamı ve tüm fotoğraflar #GQSonbahar2016'da.