
Toksik romantik ilişkiler hakkında sık sık konuşulur. Peki ya toksik bir arkadaşlığımız varsa? Bunu gerçekten ayırt edebiliyor muyuz? Çoğu zaman hayır. Genellikle karşımızdaki kişinin hayatımıza kattığı olumlu yönlere odaklanır, onun sayesinde yalnız hissetmediğimizi düşünür ve ilişkinin olumsuz taraflarını, taraflardan birinin zor bir dönemden geçtiğini söyleyerek açıklamaya çalışırız. Ancak bu durum uzun vadede ciddi sorunlara yol açabilir.
Hayatımızda toksik bir ilişki sürdürdüğümüzde yalnızca karşımızdaki kişiyle birlikteyken değil, kendimizle baş başa kaldığımızda da rahatsız edici duygular yaşayabiliriz. Bu durum zamanla bizi diğer arkadaşlarımızdan uzaklaştırabilir, hatta karşımızdaki kişiye duygusal olarak bağımlı hâle gelmemize neden olabilir.
Bu yüzden, bize iyi gelmeyen bir ilişki içinde olduğumuzu gösteren işaretleri mümkün olduğunca erken fark etmek önemlidir. Kendimizde gözlemleyebileceğimiz ve oldukça belirgin olan üç temel işaret vardır.
Toksik bir arkadaşlık da tıpkı toksik bir romantik ilişki gibi zamanla duygusal enerjimizi tüketir. Özellikle olumsuz davranış kalıpları uzun süredir tekrar ediyorsa bu etki daha belirgin hâle gelir. Manipülasyon, pasif-agresif yorumlar, gaslighting ya da istemediğimiz bir şeyi yapmaya zorlanmak bunun en yaygın örnekleri arasındadır.
Hiç kimse bu tür bir yükü uzun süre taşıyamaz. Bu nedenle zamanla duygusal tükenmişlik yaşayabilir ve bu durum kaygıya dönüşebilir. Sorun ise çoğu zaman problemin kaynağını fark edemememiz ya da suçun kendimizde olduğunu düşünerek duruma sınır koyamıyor olmamızdır. Eğer bunu yapamazsak, zamanla hayatımızın diğer alanlarının da olumsuz etkilendiğini görebiliriz.
Bu duygu, toksik ilişkilerde oldukça yaygındır. Fiziksel olarak yalnız olmayabilirsiniz ama kendinizi öyle hissedersiniz. Oradasınızdır fakat kimsenin sizi gerçekten görmediğini düşünürsünüz. Çünkü çoğu zaman diğer kişi her sohbetin ve her ortamın merkezindedir.
Bunun sonucunda kendimizi iyi hissediyormuş, ait olduğumuz bir arkadaş grubunun içindeymiş gibi davranırız. Oysa gerçekte kendi hayatımızın başrolü olmak yerine yardımcı karakterine dönüşmüşüzdür.
Bu tür ilişkilerde sonunda bir kırılma noktası gelir. Bilinçli ya da bilinçsiz şekilde karşımızdaki kişiyle duygusal bağımız zayıflamaya başlar. Bazen bu, ilişkimizi sorgulayıp üzerine düşündüğümüz için olur. Bazen de yaşanan duygusal yorgunluk nedeniyle tamamen doğal bir süreç olarak gelişir.
Bu noktada yavaş yavaş karşımızdaki kişiden onay beklemeyi bırakırız. Ancak bu aşamada kalabilmek her zaman kolay değildir. Buradaki asıl mesele, kendi değerimizi fark etmek ve başkaları aksini hissettirmeye çalışsa bile değerli olduğumuzu kabul etmeyi öğrenmektir.
Toksik bir arkadaşlığı geride bırakmak, bazen toksik bir romantik ilişkiyi bitirmekten bile daha zor olabilir. Çünkü gerçekten değer verdiğimiz, belki de yıllardır hayatımızda olan bir bağı kaybettiğimizi hissederiz. Ancak durum değişmiyorsa, zihinsel ve duygusal sağlığımızı koruyabilmek için bu bağı sonlandırmak gerekir. Araya mesafe koymak ilk başta acı verebilir. Fakat zamanla, mutlu olabilmek için iki tarafın da birbirine destek olduğu, emek verdiği ve denge içinde ilerleyen ilişkilere ihtiyaç duyduğumuzu fark ederiz.
Sınır koymanın birini sevmekten vazgeçmek anlamına gelmediğini de unutmamak gerekir. Aksine, bu kendimize özen göstermeye başladığımız anlamına gelir. Sağlıklı bir arkadaşlık; destek, saygı ve huzur sunmalıdır. Böyle ilişkiler bize suçluluk, korku ya da tükenmişlik hissi yaşatmamalıdır. Hayatımızda yer verdiğimiz insanlar kim olduğumuz hakkında çok şey söyler. Bu yüzden bizi dinleyen, başarılarımızı kutlayan ve her koşulda bize saygı gösteren insanlarla çevrili olmaya özen göstermeliyiz. Elbette bunun karşılıklı olması da en az bunun kadar önemlidir.
BU İÇERİK İLK OLARAK GQ SPAIN WEB SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR.