Getty Images

Birazdan 1981-1997 yılları arasında doğan Y kuşağı ile 1998-2021 yılları arasında dünyaya gelen Z kuşağının, yani Milenyaller ve Zoomers olarak tanımlanan iki farklı neslin, yapılan araştırmalar doğrultusunda, ilişkiyi nasıl yaşamayı ve nasıl bitirmeyi tercih ettiklerini analiz edeceğiz.
Kısaca “Bizim zamanımızda…” diye cümleye başlamayı dilbilgisi kuralı sayan “internet öncesi nesil”le, “Çok kasıyorsunuz” diyen rahat bir neslin sosyal, ekonomik ve teknolojik farklılıklar eşliğinde ilişkilerini nasıl yorumladıklarını göreceğiz. Bakalım ait olduğunuz kuşakla, davranışlarını sergilediğiniz kuşak birbirinden farklı mı? “Ben bu kuşaktan değilim” diyenleri de manzaralı koltuğumuza alalım. Hazırsanız yolculuğa başlayalım.
Y Kuşağı: Hedef odaklıdırlar. “Biz şimdi neyiz?” sorusunu sormaya bayılırlar. Amaç genellikle sevgili olmak, sonra eve çıkmak, sonra belki evliliktir. Facebook’ta “ilişkisi var” ibaresini kullanmanın devrim sayıldığını burada hatırlatalım. Çıkma teklifi edilir, “Benimle çıkar mısın?” sorusuna “Evet” ya “Hayır” cevabı alınır.
Bu kuşakta netlik önemlidir. Biri ya ciddi düşünür ya da takılır. Gri alanlara pek yer yoktur. Kafa bulandırır, can sıkar, âşık usandırır. İlişki başlayınca da laps diye manitayla birlikte bir fotoğraf sosyal medyada paylaşılır. Altına tebrikler alınır, konu kapatılır. Ayrılık etiketi de sevgili olmak gibi nettir. “Senden ayrılıyorum” denir. En kötü “Sorun sende değil bende” gibi klişelere sığınılır. Yine de ayrılık konuşması bir şekilde yapılır. İlişki biraz uzun sürerse, hele ki taraflar 30’u geçtiyse sırada evlilik baskısı vardır. Her şey belli bir sırayla ilerler.
Gönül eğlendirme zamanları geride kalır, evlilik bir baltaya sap olmak ve “evde kalmamak”tır. Evlenince de “boş boş gezilmez”, sırada çocuk vardır. Unutmamak gerekir ki bu neslin ebeveynleri savaş sonrası çocuk yapmanın vücut bulmuş hali olan boomerlar’dır.
Z kuşağı: Akışına bırakırlar. Etiketlerden nefret ederler. “Situationship” kavramının mucididirler. Türkçeye “ilişki durumu belirsiz”, “henüz tanımlı değil”, “karışık”, “ilişkişki” şekillerde çevrilebilir. “Sevgiliyiz” demek yerine “Konuşuyoruz, görüşüyoruz, takılıyoruz, bakıyoruz” gibi dükkanda gezen ama “henüz alıcı değiliz” havası veren “vibe”ları tercih ederler. Yani bir çeşit, “Adını koyup büyüyü bozmayalım canım” tavrıyla hareket ederler. Sevgili sosyal medyada öyle anında vitrine konmaz. “Soft launching” yapılır. Önce eli, ayağı, tabağı filan paylaşılır. İlişkinin durumu gibi sevgili de sosyal medyada kendini yavaş yavaş belli eder.
“Ortada net ayrımlarla sınırları çizilmiş kuşaklar yok ama koşullar var.”
Ayrılık da gridir. Ayrılmak eşittir “ghosting”dir. Herkesle ayrılık konuşması yapmaya zaman mı yeter? Ayrılmak isteyen hiçbir şey demez, mesajlara cevap vermez, hayalet olur gider. Daha ilişki seviyesine bile ulaşamayan bu kuşak, uzun ilişki kıvamına daha da zor gelir. İlişki uzun sürse de evlenmek filan hikâyedir. Ne aile baskı kurar ne ekonomik koşullar izin verir. Düğün müğün zaten gereksizdir. Evlenilecekse sade bir şekilde imza atılır, el sıkışılır.
İlk Buluşma: Pub’da mı Yoksa Parkta mı?
Y Kuşağı: Y kuşağı için sosyal medya flörtü sakız gibi uzatılmamalıdır. Mesajlaşmalar, emojiler filan bir kenara bırakılmalı, hemen bir toplantı talebi oluşturulmalıdır. İlişki dediğin ten tene, yüz yüze yaşanır.
Buluşma mekanları kokteyl barlar, pub’lar, şık restoranlar arasından seçilir, “happy hour”lara gidilir. Alkol, flörtün benzini gibidir. “Bir şeyler içelim mi?” standart date teklifidir. İlk buluşmada “Ne iş yapıyorsun? Hangi lise, üniversite?” gibi sorular sorulur. Okul, iş statü göstergesidir. Hesap eğer özel bir durum yoksa genelde bir kişi tarafından ödenir. Alman usulü teklifi yapmak saygısızlıktır, “saçmalama”dır. En fazla, “Bir dahakine sen ısmarlarsın”dır.
Z Kuşağı: Öyle yangından mal kaçırır gibi hemen buluşulmaz. Ağırdan alınır. Önce biraz sosyal medyada, mesajda filan konuşulur. Uygun bir zamanda buluşulur. Buluşma yerleri kahveciler, park yürüyüşleri ya da mesela güzel bir ikinci el dükkan, yani “thrift shop”tur. Alkol yoktur. Ayık flört modasına uyulur. Zaten sarhoşluk filan, bu işler boştur. Ayrıca da ekonomik olarak biraz zordur. Termosa kahve konur. Çimlerde, kampüste keyifle oturulur. “Yansın geceler, akalım gençler, yarın yokmuş gibi içelim”ler ruhen de fiziken de yorucudur. İşle, okulla çok ilgilenilmez. İlk buluşmada “Terapiye gidiyor musun?” gibi sorular sorulur. Akıl sağlığı bu nesil için bir statü konusudur. Alman usulü normaldir. Zaten buluşma enflasyonu vardır. Öyle her buluşmada hesabı biri öderse buna bu ekonomide can mı dayanır?
Y Kuşağı: Y kuşağı kendinden önceki kuşakların tutuculuğuna inat cinselliği bir özgürlük olarak görür. Yasak olan çekicidir. Tabular devrilmelidir. Arkadaşlık uygulamalarını gören ilk kuşak olduğu için takılma, tek gecelik ilişki gibi kültürlerde yenidir. Yeni olan da cezbedicidir. Cinsellik bir ilişkide olmazsa olmazdır, mümkün olan en kısa zaman diliminde programa alınır. Ten tene temas candır. Dışarı çıkılır, dans edilir, sonra da “Bize gidelim mi?” denir. Zaten öğrencilik zamanları da böyle geçmiştir. Bekar evi, öğrenci evi diye bir şey vardır.
Z Kuşağı: Seks resesyonu denilen dönemin kuşağıdır. Sosyal medya ve arkadaşlık uygulamaları doğanın bir parçası olarak görülür. Dolayısıyla envai çeşit seçeneğe ulaşmak oldukça kolaydır. Cinsellik hemen yanı başında, elinin altında olduğundan artık pek de tabu değildir. Ve çekiciliğini çoktan kaybetmiştir. Z kuşağı için özellikle duygusal bağ üzerine kurulan bilinçli ve ayık cinsellik değer kazanırken, bir yandan da duygusal bağ kuracak gerçek ve ciddi insan bulmanın zorluğu kendini gösterir. Bu bir paradokstur. Zaten bu nesle göre cinsel kimlik ve cinsel yönelim konularında çok da katı ve köşeli olmaya da gerek yoktur. Su yolunu bulur. Aslında konu biraz da yer yokluğudur. Ama zaten bu ekonomide kimin evi vardır ki…