Peru’da Doğumun ve İyileşmenin Festivali: Qoyllur Rit / Lord of Snow Star
Travel

Peru’da Doğumun ve İyileşmenin Festivali: Qoyllur Rit / Lord of Snow Star

Travel by Vogue & GQ Türkiye ilk sayısında Peru'ya gidiyor. Boğa takım yıldızının (pleiades) gökyüzünde belirdiği o gün, doğumun başladığı gündür. Pachamama (toprak ana), kış boyunca koynunda ısıttığı mısırları, patatesleri, kinoayı, maraquları, guanabanaları ve pitayaları sunmaya hazırdır. Bu hikaye; zamanın güneşle, ayla, yıldızlarla ve mısır tarlalarıyla ölçüldüğü topraklara ait. Aynı anda hem dünyada hem de onun dışında varolabilen bir yerde geçiyor.

Peru’da yerlilerin başkenti sayılan Cusco bölgesi, ruhani bir bakış açısıyla yeryüzünün en önemli enerji merkezlerinden biri. Derler ki, buraya bir kez ayak basan, artık gelmeden öncekiyle aynı kişi değildir. And Dağları bir aynaya dönüşür. Ancak bu aynada kendini seyreylemeyi bilenler, onu aşıp başka bir dünyaya geçer. Diğerleri ise arada kalır. Ne eski yaşamına dönebilir artık ne de hakikati tüm boyutlarıyla keşfedebilir.

Eğer günün birinde olur da yolunuz buraya düşerse bilin ki bulunduğunuz, dünyanın olduğu kadar zamanın da dışında. Çünkü yerliler sessiz bir yemin etmiş ve zamanda en sevdikleri dilimi seçip orada hep birlikte yaşamaya karar vermiş gibidir. İşte bu yüzden giysileri, alışkanlıkları, dilleri, zihinlerinin çalışma şekli bizim içinde yaşadığımız zamana ait değildir. Aramızda adeta saydam bir zırh vardır, bizim zamanımızın değerleri onlara uğramaz, öfkemiz kalplerine dokunmaz hatta onları güldürür. Peki onların zamanı bize değebilir mi? Mesela toprağı alnından öpmeyi, buzullardan özür dilemeyi ve doğayı kutlamayı yeniden keşfedebilir miyiz? Belki. Bunu yapmanın yollarından biri, Peru’da yerlilerin yeni yıl olarak kutladığı Qoyllur Rit Festivali’ne katılmak. Bu, bir anlamda doğanın doğum günü. Binlerce yıldır kutlanan, şaman ve Hristiyan geleneklerinin iç içe geçtiği bir kutlama.

Her yıl, on binlerce ziyaretçi And Dağları’nın çevrelediği Sinakara Vadisi’ne ve Kutsal Vadi’ye, üç gün sürecek olan Qoyllur Rit ya da Lord of Snow Star Festivali’ne katılmak için gelir. Dünya zamanıyla ölçersek etkinlik mayıs sonu, haziran başı gerçekleşir. Yedi kız kardeş diye de anılan takım yıldızın çıktığı gece başlar ve dolunaydan sonraki sabah, Güneş’in ilk ışıklarıyla son bulur. UNESCO kültürel miras listesine girmiş olan, yılın bu en önemli kutlamasına hem Peru’nun dört bir yanından hem de farklı ülkelerden katılanlar olur. Yerliler, geldikleri bölgeye özgü giysileri ve maskeleriyle masalsı bir zamanın kahramanlarına dönüşürler.  

GQ_Travel

Festivalin kahramanları: Ukuku, machula, qhapaq qulla ve chuncu

Ürkütücü ve absürt maskeler takmış, sırtlarında kamburu temsil eden aksesuarlar ve ellerinde bastonlar taşıyan machula’lar törenin en tuhaf ve eğlenceli karakterleridir. quapaq qulla’lar ise yün maskeleriyle diğerlerinden ayrılır, üzerlerinde yavru lama figürleri asılıdır, ellerinde ise yünden bir sapan bulunur. Lama, özellikle Peru ve Şili’de en kutsal kavramlardan biridir. Dağ ruhları anlamına gelen apu’ları ve kimi zaman da pachamama’yı (tabiat ana) memnun etmek için lama kurban edilir ve yerliler, bu canlıların uğur getirdiğine tüm kalpleriyle inanır. Bu nedenle de festivalde yavru lamalar çokça görülür. Quapaq qulla’ların yün sapanlarıyla karşılıklı yaptıkları danslar, geleneğin önemli bir parçasıdır. Amazon yerlilerini temsil eden grup chuncus olarak anılır. Kafalarındaki kuş tüyleriyle süslenmiş iddialı şapkaları ve uzun paltolarıyla törenin en egzotik renkleri, onlardır. 

Qoyllur Rit’in en önemli karakterleri ise ukuku’lardır. Quechua masallarında sık sık görülen bir tema olan yarı insan yarı ayı, doğaüstü güçleri olan canlıları temsil ederler. Bu törende, hiyerarşik olarak en yukarıda yer alırlar ve grubu korumakla yükümlüdürler. Kırmızı-beyaz saçaklı kostümleri, siyah alpaka cüppeleriyle Qoyllur Rit tanrısı ve yeryüzünde yaşayanlar arasında aracılık yaptıklarına inanılır. Bu gruptan şanslı birkaç kişi pablitos olarak seçilir. Bu kişilerin yün maskelerinin üzerinde Salvador Dali’yi andıran bıyıklı bir erkek yüzü işlenmiştir. 

Bunun dışında şapkalarında küçük heykeller ve aşağı sarkan rengarenk kurdeleleriyle dansçılar, ayı kostümü giyenler, modern dünyadan etkilenmiş figürler de zamanla bu renkli kalabalığa eklenmiştir. Geçit töreni devam ederken, insan kendini Akira Kurosawa’nın Düşler filminde gibi hisseder. Film nerede başlar? Rüya nerede biter? Peki ya festival? Sanki yerliler el birliğiyle, görünmeyen ağır bir kapıyı sizin için aralar. Bir adım atıp aklın kabul ettiği gerçeklerin ötesine geçersiniz. Algının ötesine. Gerçeğin büküldüğü ve olmayacak olanın olduğu yere.

Lord of Snow Star Festivali’ne katılanlar dileklerinin gerçekleşeceğine inanır. Çünkü bu üç günlük kesintisiz performans onlar için kutsal ruhlara ibadet etme şeklidir. Kimi, hayallerinin gerçekleşmesi için etkinliğe tam üç kere katılmak zorunda olduğunu düşünürken kimileri Hıdrellez’deki gibi kayalardan arzularını sembolize eden heykeller yapar. Bu heykeller bazen bir araba, bazen de berber dükkanı olarak karşınıza çıkar. Adaklar da tıpkı kostümler gibi çeşitlenir ve renklenir. En çok istenen ise şifalanmaktır. Ruhen, bedenen, zihnen iyi olmak, yenilenmek, hastalıklarından arınmak.

peru

Tükenen bir çağda, tükenen şifa

Mitolojik figürler olarak And Dağları’nın en yüksek köylerinde yaşadığı düşünülen ukuku’lar yani yarı ayı, yarı insan canlılar törenin devamında Qullqipunku Dağı’nın tepesine, 4.500 metreye doğru bir tırmanışa geçer. Hedefleri; tepedeki buzula ulaşmak, ondan bir parça koparıp aşağı indirmektir. Buzulun suyunun iyileştirici güce sahip olduğuna inanılır. 

Ancak iklim değişikliği nedeniyle, son yıllarda ritüelin bu kısmı gerçekleşmiyor. Yani yerliler, And Dağları’nın tepesinde bulunan şifayı, gerçek dünyaya bir süredir getiremiyor. Geçtiğimiz yıl corona virüs salgını baş gösterdiğinde sanki bir kehanet gerçekleşti. Masal ve gerçeğin dudakları bir anlığına birbirine değdi. Pandeminin de tükenen bir dünyanın sonucu olduğunu düşününce bu iki olayın birbiriyle ilgili olmadığını nasıl söyleyebiliriz ki? 

Bilim insanlarına göre, son 40 yılda And Dağları’nın tropiklerde bulunan kısmında buzulların çeyreği eridi. Bazı araştırmacılar, 2070 yılında bu bölgedeki buzulların tamamının yok olacağından endişeli. Yani yerlilerin şifa olduğuna inandığı bu dev kütleleri tüketmek üzereyiz. Ya haklılarsa? 


peru

Festivalin ardındaki efsane

Çok eski bir sandığın ürkütücü bir gıcırtıyla açılması gibi çıkıyor karşımıza festivalin efsanesi. Dilden dile, anlatıla anlatıla değişmiş. Neredeyse burada yaşayan yerlilerin sayısı kadar farklı varyasyonu var. Sanki herkes kendi inandığı öyküyü anlatıyor. Fakat en sık rastlanan ve bir şarkı gibi dolanan şöyle: 

“Genç bir Quechua yerlisi olan Mariano Mayta, dağlarda babasının alpaka sürüsüne çobanlık yapar. Hayvanlarla birlikte, And Dağları’nın tepelerindeki buzullar arasında güçlükle ilerler. Günün birinde Manuel adında melez bir gençle arkadaş olur. Ancak Manuel sıradan bir köylüden çok daha fazlasıdır. 

O gün uzun bir sohbete dalarlar ve Mariano eve geç kalır. Oğlu için endişelenip aramaya gelen babası çok şaşırtıcı bir sahneyle karşılaşır. Alpaka sürüsündeki hayvanların sayısı iki katına çıkmıştır. O kadar mutlu olur ki Mariano’ya para verip onu Cusco’ya kendisi ve arkadaşı için giysi almaya gönderir. Mariano yeni arkadaşı Manuel’e, onun giysisinin kumaşından yapılmış bir bluz almak istediğini söyler. Manuel de bluzundan küçük bir parçayı koparıp, örnek olsun diye ona verir. Cusco’ya indiğinde kumaşçılara elindeki kumaş parçasını gösterir ancak onu görenler çok şaşırır. Bu, yalnızca papazın giysilerinde kullanılan, kutsal bir malzemedir. 

Bunun üzerine Mariano papaza gider ve ona kumaşı nereden bulabileceğini sorar. Bu soru, kiliseyi şüphelendirir. Basit bir dağ köylüsünün bu kutsal kumaştan yapılmış bir giysisi nasıl olabilir? Bu kişinin peşine düşerler. Ancak onu bulduklarında Manuel beyaz giysiler ve ışıklar içindedir ve ona yaklaştıklarında yok olur. Geri dönüp daha kalabalık bir grupla peşine düşerler. Manuel’i yeniden bulduklarında, genç adam bu kez bir tayanka çalısına dönüşür.

Bu sırada, arkadaşını korumak için koşa koşa oraya gelen Mariano, onu göremeyince Manuel’in ölümüne yol açtığını düşünür ve üzüntüsünden bir kayanın yanında ölür. İşte Mariano’nun dibinde öldüğü o kaya, bugün festivale katılanların tırmandığı noktadır. Kayanın silüeti de Lord of Snow yani Qoyllur Rit olarak bilinir.”

Oldukça trajik bir hikaye olmasına rağmen festivalin efsanesi bize hiçbir gücün yok edemediği bereketi, onun koruyan sihri, doğanın bir formdan diğerine geçirdiği dönüşümü anlatıyor. Aynı dönmüşüm Qoyllur Rit Festivali’nde birbirinden ilginç maskelerle geçit törenine katılanlar için de geçerli. Bütün bu kostümler ve farklı yüzlerle kendilerine ve bize hatırlatmak istedikleri, içimizde uyandırmak istedikleri ne? 

peru 

Maskeler bizi iyileştirebilir mi?

Modern dünyada maskeningerçekte olduğumuz kişiyi ya da bir gerçeği saklamak için takıldığına inanılır. Peru’daki Quechua, Aymara ve Amazon yerlileri için ise maskelerin ve kostümün anlamı başka hatta tam tersidir. Kendi gerçeğini gizlemek için değil başkasınınkini anlamak için kullanılır. Başka bir canlıyla empati kurmanın, dünyaya ancak onun gözlerinden bakmakla, onu sarmalayan kürkle ya da giysilerle sarmalanmakla mümkün olabileceğine inanılır.

Çoğu masal gibi Quechua anlatılarında da dünyayı daha iyi bir yer haline getiren şey, kahramanlıktır. Qoyllur Rit Festivali’nde yerliler adeta başka bir bedene girerek üç günlüğüne bir kahraman olmayı deneyimler ve belki de aradıkları cesareti bu yolla bulurlar. Himalayalar’da maskenin, doğaüstü güçlerle insanlar arasında aracılık yaptığına inanılır. Farklı formlardaki maskeler ister kutsal ister pratik ister oyuncu amaçlarla olsun tarihte “başka biri/bir şey olmanın nasıl olduğunu” anlamak için önemli rol oynamışlardır. Çünkü onu takanın başka bir kimliğe bürünmesini, sosyal ve ruhsal kimliğini yeniden tanımlamasını sağlamışlardır. 

Kuzey Amerika’daki Iroquois yerlileri, maskelerin şifalı güçleri açığa çıkaracağını düşünür. Ne ilginç ki bizler de pandemi nedeniyle bir yıldan uzun süredir yüzümüzün bir kısmı için maske kullanıyoruz. Bu maskelerin bizi hastalıklardan uzak tutmasını yani şifalandırmasını bekliyoruz. Hatta bazılarımız onları kendini ifade etmek için kullanıyor. Bunun için farklı renk ve desenleri kullanılıyor. Yerlilerin inançlarından çok da uzak olduğumuz söylenemez. Değil mi?

Lord of Snow Star Festivali bize başka bir hayat için kapı aralar. Topraktan aldığımız gıdayı baş tacı ettiğimiz, zamanı yıldızlarla ölçtüğümüz bir hayatı. Mitolojik karakterlerin maskeleri yardımıyla içimizdeki kahramanla bağ kurduğumuz bir hayatı. Peki o kapıdan geçebilmek için sizin hangi maskeye ihtiyacınız var?  



Bu yazı Travel by Vogue & GQ Türkiye'nin lansman sayısında yayınlanmıştır. 

İlgili Başlıklar
Daha Fazlası