Kişisel zarafet tanımınız, hem bir erkek hem de bir lider olarak yaş aldıkça nasıl değişti?
Yaş aldıkça zarafet anlayışım da olgunlaştı; hem kişisel yolculuğum hem de Santoni’nin gelişen hikâyesi tarafından şekillendi. Benim için zarafet, otantiklik ve dengede yatar — kişinin kendi değerlerine sadık kalmasının getirdiği sessiz özgüven, aşırılık yerine ölçülülüğü seçmek ve kalitenin zaman, özen ve detay aracılığıyla kendini ortaya koymasına izin vermek.

Bir lider olarak zarafet bir sorumluluktur. Zanaatkârlığa, insanlara ve emanet aldığınız mirasa saygı duymak demektir. Konuşmadan önce dinlemek, alçakgönüllülükle liderlik etmek ve geçmişi onurlandırırken geleceği şekillendiren kararlar almakla ilgilidir. Benim için gerçek zarafet — tıpkı gerçek lüks gibi — asla gösterişle ilgili değildir. Tutarlılık, dürüstlük ve kalıcı bir şey yaratabilme becerisiyle ilgilidir.
2025'te, lüks yoğun bir sorgulama altındaydı, Santoni nihayetinde neyi temsil ediyor ve sizin için vazgeçilmez değerler neler?
Santoni her şeyden önce tek bir şeyi temsil eder: tavizsiz kalite. Kalite bizim için bir slogan değil; ilk sorumluluğumuz ve dünyaya verdiğimiz en net mesajdır. Malzeme seçiminden süreçlerimizin hassasiyetine, tasarımdan dayanıklılığa kadar aldığımız her kararı yönlendirir. En yüksek standartları karşılamayan hiçbir şey elimizden çıkmaz. Bu bağlılık tartışmaya kapalıdır.

Kaliteden ikinci temel değerimiz doğar: zanaatkârlık. “Artigianal meraviglia”ya — zanaatkârlığın yarattığı mucizeye — derinden inanıyorum. Bu, işi iyi yapmanın gururu, gerçek bir mükemmeliyet kültürü ve hızdan ziyade zamanın, duygunun ve ustalığın değer gördüğü bir güzellik ekonomisidir. Güzellik aceleye gelmez. Mükemmellik, kuşaktan kuşağa aktarılan adanmışlık ve becerilerle, gün be gün inşa edilir. Ustalarımız bu mirasın koruyucularıdır; kaliteyi elleriyle duyguya dönüştürürler. Yarattığımız her üründe ulaşmaya çalıştığımız şey budur.
Santoni aynı zamanda kökler ve gelecek demektir. Savoir-faire’imiz yılların deneyiminin sonucudur ve gücümüz uzun vadeli düşünme biçimimizden gelir. Bugün nasıl ürettiğimizi zaman ve ilişkiler belirler: ustalarımızla, iş ortaklarımızla ve müşterilerimizle güven, saygı ve süreklilik üzerine kurulu ilişkiler. Bu insani bağlar, yarattığımız nesneler kadar değerlidir.
Sorumlu inovasyona güçlü biçimde inanıyorum. Köklerimize saygı duymak yerinde saymak anlamına gelmez. Aksine, kimliğimize ve değerlerimize sadık kalarak yenilik yapma cesaretini göstermektir. Kültürel, sosyal ve çevresel olarak bugün sorumlu üretim yapmak, Santoni için anlamlı ve sürdürülebilir bir gelecek sağlamanın tek yoludur.
Son olarak, Santoni zamanın ve ilişkilerin gücüne derinden inanır. Yavaş zamana inanıyoruz — büyümeye, olgunlaşmaya ve kalıcı olmaya izin veren zamana. Zaman sürecimizin bir parçasıdır: malzemeyi şekillendirir, bağları güçlendirir ve yarattıklarımıza kalıcı anlam kazandırır. Gerçek değer, direnen şeydedir — giyilen, bakımı yapılan, onarılan ve birlikte yaşanan nesnelerde. Bizim için güzellik zamanla solmaz; evrilir. Yaptığımız her şeyin merkezinde insan vardır. Zanaatkârlık, ekip ruhu ve otantiklik çalışma biçimimizi belirler — elde üretimde sahici, ilişkilerimizde şeffaf olmak. Müşteriler, iş ortakları ve topluluklar için değer yaratmak, kim olduğumuzun en samimi ifadesidir.
“Made in Italy” yerine sık sık “Made in Santoni” diyorsunuz. Bu ayrım bugün pratikte ne anlama geliyor?
Her şey kendi çatımız altında gerçekleşir: tasarım, prototipleme, üretim, finisaj. Bu, bir ürünün arkasındaki her adımı, her eli, her kararı bilmek demektir. Süreci hızlandırmak ya da maliyeti düşürmek için hiçbir aşama dışarıya verilmez.
“Made in Santoni” kalite üzerinde tam kontrol ve zanaatkârlığa tam saygı demektir. Ustalarımız tedarikçi değil; kimliğimizin bir parçasıdır. Onların savoir-faire’i, zamanı ve hassasiyeti nihai sonucu belirler.
İtalya — Le Marche — köklerimizin bulunduğu yer; kültürümüzü ve geleneğimizi şekillendirir. “Made in Santoni”, bu mirası disiplin, tutarlılık ve sorumlulukla günlük pratiğe taşıma biçimimizdir. Bu, sadece iddia edilen değil, her gün yaşanan İtalyan mükemmeliyetidir.

Giyinmek sizin için estetikten öte, psikolojik olarak ne ifade ediyor?
Benim için giyinmek güne sessiz bir hazırlık biçimidir. Özenle hazırlanmış bir takımdan giydiğim ayakkabılara kadar her seçim, nasıl hareket ettiğimi, konuştuğumu ve dünyayla nasıl ilişki kurduğumu şekillendirir. İyi giyinmek bir özsaygı eylemidir ve başkalarına gösterilen özenin bir yoludur. Giysiler ve ayakkabılar düşünce ve özenle üretildiğinde zahmetsiz hissedilir — sizi destekler, sizinle birlikte hareket eder ve kim olduğunuzun öne çıkmasına izin verir. Ben her zaman gizli şans rengim turuncuyu taşırım…
Fabrika ve iş hayatı dışında, kendinizle yeniden bağ kurmanıza ve net düşünmenize hangi ortamlar ya da alışkanlıklar yardımcı oluyor?
Seyahat etmek — ki büyük bir tutkuyla seviyorum — kendimle yeniden bağ kurmama ve zihinsel berraklık kazanmama yardımcı oluyor. Yeni hobiler öğrenmekten, yavaşlamaya zaman ayırmaktan ve koleksiyon yapmaktan keyif alıyorum. Arayışın heyecanına kapılmayı, yeni parçaları beklenmedik şekillerde keşfetmeyi seviyorum.
Santoni’yi bir yaşam tarzı markasına dönüştürmekten söz ediyorsunuz. Santoni yaşam tarzını bugün nasıl tanımlarsınız?
Santoni’yi bir yaşam tarzı markası olarak tanımladığımızda, ayakkabılarımızı belirleyen aynı özen, tutku ve detaycılığı günlük hayatın her alanına taşımaktan söz ediyoruz. Küçük deri ürünlerden şallara, bavullardan aksesuarlara kadar her parça kaliteye, zanaatkârlığa ve zamansız zarafete aynı bağlılığı taşır. Santoni yaşam tarzı; gösteriş için değil, gündelik anlara getirdiği sessiz özgüven ve haz için, her detayın anlam taşıdığı düşünceli ve sahici nesnelerle çevrelenmektir.
Çeyreklik sonuçların ötesinde geleceğe baktığınızda, Santoni’nin bugün nasıl üretim yaptığına dair kararlarınızı hangi kişisel değerler yönlendiriyor?
Çeyreklik sonuçların ötesine baktığımda sorumluluğu düşünürüm. Bizimle çalışan insanlara, bizi yetiştiren topraklara ve bizden sonra gelecek nesillere karşı sorumluluğu.
Kişisel değerlerim disiplin, zanaatkârlığa saygı ve uzun vadeli düşünmedir. Bir şirketin ruhunu kaybetmeden büyümesi gerektiğine inanıyorum — piyasa hız talep ettiğinde bile kaliteyi, kültürü ve insan onurunu koruyarak. Kalbime en yakın değer zanaatkârlıktır. Ustaların sadece ürettikleri için değil, koruyup aktardıkları kültür için de taşıdıkları değerin tanınması gerektiğine inanıyorum. Bu yüzden eğitime ve mentorluk programlarına yatırım yapıyoruz: iç akademimiz Accademia aracılığıyla ve yeni nesil zanaatkârları destekleyen bölgesel programlarla kurduğumuz ortaklıklar üzerinden. İnsan becerisini korumak ve beslemek nostalji değil — gelecek için stratejik bir tercihtir.
Benim için başarı sadece rakamlarla ölçülmez; süreklilikle ölçülür: bulduğumuzdan daha güçlü, daha tutarlı ve daha sahici bir şirket bırakabilmekle.
Bunun ötesinde, gerçek bir Santoni dünyası inşa etmek istiyorum — ürünlerin izole nesneler değil, güzel yaşama dair daha geniş bir fikrin parçası olduğu bir dünya. Sadece ayakkabılar ya da deri ürünler değil; yaşam unsurları, mekânlar ve deneyimler de uyum, niyet ve anlamla birbirine bağlı olmalı.
Bağımsız ve aile şirketi bir marka olarak, kısa vadeli sonuçların yönlendirdiği bir sektörde uzun vadeli vizyonu nasıl koruyorsunuz?
Bağımsız ve aile şirketi olmak bize bu sektörde nadir bir özgürlük sunuyor: çeyrekten çeyreğe değil, uzun vadeli düşünebilme özgürlüğü. Vizyonumuzu korumak; miras, zanaatkârlık ve sorumluluk tarafından yönlendirilen seçimler yapmak demektir — anında getiri sağlamasa bile.

Ürünün merkezindeki insan elini kaybetmeden nasıl modernleşiyorsunuz?
Benim için mesele insan elini değiştirmek değil; onu güçlendirmektir. Santoni’de mühendisleri insanileştirdik ve zanaatkârları mühendislik disipliniyle donattık: teknik uzmanlık ve hassasiyet, el işçiliğinin duyarlılığı, deneyimi ve kültürüyle sürekli diyalog içinde çalışır. Teknoloji ve inovasyon bu dengeye hizmet eder. Süreçleri daha hassas ve bilinçli kılarak ustalarımızı destekler; ancak elin, gözün ve insan muhakemesinin merkezî rolünü asla ortadan kaldırmaz. Gelenek ile inovasyon arasındaki bu sürekli diyalog, Santoni’nin ayırt edici özelliğidir. İlerleme biçimimiz budur: zanaatkâr bilgisini onurlandırırken inovasyonu akıllıca ve amaçlı biçimde, her zaman kalite ve güzelliğin hizmetinde kullanmak.
Sık sık “meraviglia”dan, yani hayret duygusundan söz ediyorsunuz. Lükste aşırılığa ya da gösteriye başvurmadan nasıl duygu yaratıyorsunuz?
Benim için hayret duygusu, duygudan ve insani bağdan doğar. Lüksün bir ruhu varsa gösteriye ihtiyacı yoktur. İnsanların hissedebileceği ve kendilerini içinde bulabileceği deneyimler ve hikâyeler yaratmakla ilgilidir. Yaratıcılık, kültür ve otantiklik bir araya geldiğinde duygu doğal olarak ortaya çıkar. Gerçek lüks daha fazlasını göstermek değil; insanlara daha fazlasını hissettirmekle ilgilidir — ilham almak, dahil olmak ve anlamlı bir şeyin parçası olmak.
Meraviglia, hayret etmek demektir — meraka, duyguya ve beklenmedik olana açık kalmak. Müşterilerimizin mağazalarımıza adım attıklarında ya da ayakkabılarımızdan birini seçtiklerinde hissetmelerini istediğim şey tam olarak budur.
Santoni müşterisi yaş ya da gelirle değil, zihniyet ve değerlerle nasıl tanımlanır?
Santoni müşterisi trendlerden ziyade otantikliğe, gösterişten ziyade öz’e değer veren kişidir. Meraklıdır, kültürel olarak bilinçlidir ve zanaatkârlığa derin bir takdir duyar. Anlam taşıyan güzelliği, kalıcı kaliteyi ve statüden çok kişisel değerleri yansıtan ürünleri arar. Onlar için lüks bilinçli bir tercihtir — dürüstlük, sorumluluk ve ilan edilmesine gerek olmayan sessiz bir özgüvene dayanır.
Türkiye, zanaatkârlığa ve zarafete derin saygı duyan bir pazar. Türkiye’deki Santoni müşterisini nasıl tanımlarsınız ve sadakatleri diğer bölgelere kıyasla ne kadar tutarlı?
Türkiye, zanaatkârlık, zarafet ve mirasa karşı derin ve içgüdüsel bir takdire sahip bir pazar. Aynı zamanda dünyanın en güzel ülkelerinden biri — tarih, kültür ve coğrafyanın doğal olarak hayret duygusu ilham verdiği bir yer.
Buradaki Santoni müşterisi seçicidir ve duygusal olarak bağlıdır; kaliteyi anlayan, geleneğe değer veren ve mükemmeliyeti açıklamaya ihtiyaç duymadan tanıyan biridir. Sadakatleri güçlü ve tutarlıdır; zaman içinde güven ve kişisel bağ üzerinden inşa edilir. Diğer bölgelere kıyasla Türk müşteriler marka ile daha derin ve uzun soluklu ilişkiler kurma eğilimindedir; yenilik için değil, otantiklik, güvenilirlik ve paylaşılan değerler için geri dönerler.
Gelecek nesiller geriye baktığında, ayakkabıların ötesinde Santoni’nin neyle hatırlanmasını isterdiniz?
Bir 50 yıl sonra Santoni’nin yalnızca zanaatkârlığı ve zarafetiyle değil, inovasyona ve otantikliğe sarsılmaz bağlılığıyla da hatırlanmasını isterim. Mükemmellikten asla taviz vermeyen, zanaatkâr nesillere ilham veren ve benzersiz bir savoir-faire’in simgesi olarak kalan bir marka mirası bırakmak istiyorum.
Tüm zamanların favori Santoni ayakkabınız hangisi, neden?
Andrea — babamın adını taşıyor — bugün burada olmamın nedeni. Her zaman aileyle ilgiliydi ve öyle kalacak.

Birisi odaya girdiğinde hemen fark ettiğiniz Santoni detayı nedir?
Turuncu taban — her ayakkabının taşıdığı pozitiflik ve iyi şansın gizli imzası.
Zamanın tamamen yavaşladığını hissettiğiniz tek yer neresi?
“A Tavola” — aile ve arkadaşlarla masa etrafında; konuşmanın ve yemenin paylaşılan bir ritüele dönüştüğü yer. Küçük bir çevreyi bir araya getirip gerçekten birlikte zaman geçirmeyi seviyorum.
Ne kadar meşgul olursanız olun asla vazgeçmediğiniz günlük ritüel nedir?
Zihinsel ve fiziksel dengeyi korumak için her gün bir saat antrenman yaparım. Kayak yapar, yüzer ve ailemle, arkadaşlarımla spor yapmaktan keyif alırım.