Bromance kodları

Televizyonun, sinemanın, edebiyatın en has dostluklarından ‘bromance’ kültürüne dair neler öğrenebiliriz?

03 Aralık 2017

Bromance kodları

EKRAN KARŞISINDA

 

Don Draper & Stanley Cooper, ‘Mad Men’

En değerlisi: En tıfıl halini bilen, fakat bildiğini asla aleyhinde kullanmayan, zamanında yapılan jestlerin dillendirilmese de her zaman kıymeti bilinen bir dostluk modeli. Dizinin devam ettiği 7 sezon boyunca karşılıklı oturup dertleştikleri, viski kadehlerini tokuşturdukları sahneler bir elin parmaklarını geçmez. Bazen birbirini kolladığını ve her zaman arka çıkacağını göstermeden hissettirirsin. İşte, o hesap...

 

Joey & Chandler, ‘Friends’

Televizyon tarihinde ‘bromance’ kültürüne en çok katkıda sağlamış ikili; huyu suyu, hali tavrı birbirine tabana tabana zıt iki kişiden şahane bir dostluk çıkabileceğinin örneği. Dostluk dediğin, birbirinin eksiğini, açığını yüzüne vurmak değil, çaktırmadan o eksiği, açığı kapatmaktır. Joey ve Chandler modelinin küçük bir öğretisini okudunuz...

 

Stan & Kyle, ‘South Park’

Bazen de bu kadar yakın olmanızdaki sebep, kader arkadaşlığıdır, ortak üçüncü arkadaşın gazabı, sizi birbirinize daha da yakınlaştırıyordur. Televizyon tarihinin belki de en küfürbaz ve utanmaz karakteri Cartman ortada olmasa Stan ve Kyle işbirliği doğmayabilir, iki sağduyu yan yana işlemeyebilirdi.

Zaman zaman fikir ayrılıkları olsa da, ayrı saflara düşseler de, ortalığı (ve dünyayı) birbirine kattıktan sonra, baş başa kalıp birbirlerine bir-iki cümle söylemeleriyle hikâye tersine dönüyor; birlik olup ortalığı temizlemeye çalışıyorlar. Yani, inatlaşmadan, restleşmeden önce kısa bir süreliğine de olsa baş başa kalın, yüz yüze konuşun.

 17-05/22/mad-men-1495463415.jpg

MEKTUBUMUZU ALDIN MI?

 

Edebiyat dünyasındaki dostlukların tadı, paylaşımı, meyvesi başka. İki erkek romancının yakın muhabbeti mutlaka önce mektup arkadaşlığına sonra da edebi bir esere dönüşüyor. Misal...

 

Paul Auster & J.M. Coetzee

Şimdi ve Burada; Mektuplar (2008 – 2011)

Sanat, siyaset, spor, savaş, ekonomi ve tabii ki dostluk. İki yılı aşkın süre boyunca Amerika ile Avustralya arasında gidip gelen mektupların bir derlemesi...

“Sevgili Paul, dostlukları, nasıl kurulduklarını, -bazılarının- böylesine uzun, kimi zaman açığa vurulmamış bir biçimi olarak yorumlandıkları tutkusal bağlardan da daha uzun sürmelerinin nedenini düşünüyordum.”, “Sevgili John, Bu, yıllar içinde uzun uzun düşündüğüm bir mesele. Dostluk hakkında tutarlı bir görüş geliştirebildiğimi söyleyemem, ama (kafamda bir düşünceler ve anılar girdabını tetikleyen) mektubuna cevap olarak, belki de şimdi bu görüşü geliştirmenin zamanıdır...”

 

Karl Ove Knausgaard &Fredrik Ekelund

Home & Away, Writing The Beautiful Game

Dünya Kupası zamanı ekran başında bir araya gelen erkeklerin neredeyse tamamı, dünyanın neresinde olursa olsun, muhabbeti hafif ve köpüklü tutar, sohbet “Vur be oğlum”, “Hakem ofsayt vermedi”, “Bu bira iyiymiş, yeni mi”, “Pizza mı tavuk kanat mı” tadında ilerler. Norveçli yazarlar hariç. ‘Kavgam’ serisi sonrası uluslararası rock star statüsüne erişmiş Knausgaard ve yazar arkadaşı Ekelund’dan bahsediyoruz. Maçları, Knausgaard evinde, televizyon karşısında yarı uyuklayarak; Ekelenud ise Brezilya’da, plajlarda, oradaki arkadaşlarıyla izliyor. Her maç sonrası, karşılıklı mailleşiyorlar, futbol ile başlayıp sanat ve politika, hayat ve ölüm, edebiyat ve toplum üzerine top çeviriyorlar. Knausgaard, 0-0 biten maçları seviyor, Arjantin’i tutuyor. Ekelenud ise 4-3 biten maçları ve Brezilya’yı... Bu da İskandinvav tarzı, Norveç usulü bir ‘bromance’ edebiyatı.

 

 

Engin Cezzar & James Baldwin

Dost Mektupları

Biri Türk Tiyatrosu’nun efsanesi; öteki ABD sivil haklar hareketinin ön saf figürlerinden. İkilinin yolu, 1957’de New York’ta kesişir. Baldwin son romanını Cezzar’la birlikte oyunlaştırır, başrol için de onu önerir. ‘Giovanni’nin Odası’ sahne yüzü göremez ama Baldwin’in Cezzar ile dostlukları baki kalır. Hikâyelerini Cezzar’dan alıntılayarak aktaralım: “Jimmy itilip kakılmış bir beyazla gerçekten dost olunabileceğine dair inancı kalmamış, karşısındakine güvensiz yaklaşan biriydi. Dostluğu tanımlayamıyordu. Bir gün içimden geldi ve şöyle dedim: “Yeni dost edinmek zor iş. Tam oldu zannedersin, olmayıverir. Sana bir teklifim var. Arkadaş nedir bilmiyor olabilirsin belki ama kardeş nedir biliyorsun. Bir sürü kardeşin var. Gel, biz de kan kardeşi olalım. Sen Afrikalısın. Ne kadar ciddi olduğumu anlayabilirsin. Kardeş olalım da bugün nasıl birlikte hareket ediyorsak, hayat boyu birbirimize destek olalım...” “Peki” dedi. Kestim kollarımızı, sürttük birbirimize. Kardeş oluverdik.