American Psycho (Mary Harron, 2000)
Erkekler artık estetik tıbbı yalnızca fiziksel görünümle ve kadınlara özgü bir alanla ilişkilendirmiyor. CIME Kliniği’nin kurucusu ve medikal direktörü Manuel Rubio’nun da anlattığı gibi, “bu yeni zihniyet derin bir kültürel değişimin sonucu. Erkekler estetiği artık bir tür kibir olarak görmekten vazgeçti ve onu genel iyilik hâlinin bir uzantısı olarak değerlendirmeye başladı. Erkek hastalar gizliliği ve kademeli sonuçları önceliklendiriyor. Yüzlerini dönüştürmek istemiyorlar. Bunun yerine kendilerini güvende hissetmelerini, özgüven yansıtmalarını ve kişisel ile profesyonel ortamlarda rekabetçi kalmalarını sağlayacak, bakımlı ve dengeli bir görünümü korumayı amaçlıyorlar.”
Veriler de Doktor Rubio’yu doğruluyor. İspanyol Estetik ve Terapötik Dermatoloji Grubu’na göre estetik tıp kullanıcılarının yüzde 36’sı erkeklerden oluşuyor. İspanyol Estetik Tıp Derneği verilerine göre ise erkeklere yönelik tedavilere olan talep son yıllarda yüzde 31 oranında artmış durumda. Kozo Kliniği’nin direktörü ve Croma Laboratuvarları’nın bilimsel iletişim yüzü olan Dunia Kozo da bu artışı bizzat gözlemliyor. “Erkek hastaların sayısı kliniklerimizde katlanarak artıyor. Erkekler, estetik tıbbın ve cilt bakımının kadınlara özgü olduğu düşüncesini geride bıraktı. Öz bakımın aynı zamanda sağlık, profesyonel imaj ve kişisel iyilik hâli olduğunu anlıyorlar. İfade değişikliği yaratmayan, hızlı ve minimum iyileşme süresi gerektiren, gizli sonuçlar sunan uygulamalar arıyorlar. Günümüz erkeği iyi görünmek istiyor ama herhangi bir işlem yaptırdığı anlaşılmasın istiyor. Doğallığı ve pratikliği özellikle önemsiyor.”
Doktor Kozo’ya 2026’da estetik tedavilerin nasıl şekilleneceğini sorduk ve yanıtları şöyle oldu.
Geçmiş dönemlerde sıkça görülen, yüz ifadesini değiştiren ve yapay duran abartılı hacimlerden uzaklaşılıyor. Günümüzdeki uygulamalar, yüz hatlarına doğal bir şekilde saygı göstermeyi hedefliyor. Doktor Kozo bu konuda net konuşuyor. “2026’da hastalar taze ve uyumlu görünmek istiyor ama kimliklerini kaybetmeden. Ancak özellikle genç hastalar konusunda dikkatli olmak gerekiyor. Son yıllarda sosyal medyanın etkisiyle aşırı uygulamalar gördük. Bu nedenle onları daha dengeli sonuçlara doğru eğitmek ve yönlendirmek çok önemli.”
Polinükleotidler, eksozomlar, yeni nesil skinbooster’lar ve trombositten zengin plazma gibi otolog tedaviler, vücudun kendi dokularını onarma ve yenileme kapasitesini harekete geçiren protokollerin estetik tıbbın yönünü belirlediğini gösteriyor. Uzmanlara göre “asıl devrim kesinlikle rejeneratif tıp. Estetiğin geleceği, kendini yenileme yaklaşımında yatıyor. Yani organizmanın kendi kendini onarmasını, dokuları doğal biçimde yenilemesini ve iyileştirmesini sağlamakta. Artık yalnızca doldurmak ya da sıkılaştırmak istemiyoruz. Biyolojik süreçleri içeriden aktive ederek cilt kalitesini geri kazanmayı ve yaşlanmayı kaynağından yavaşlatmayı hedefliyoruz.”
Yapay zekâ, cildi yüksek hassasiyetle analiz edebilen, tedavilere verilecek yanıtı öngörebilen ve her hastanın yaşına, alışkanlıklarına ve ihtiyaçlarına göre kişiselleştirilmiş protokoller oluşturabilen araçlarla estetik sektörünü dönüştürüyor. Ancak Dunia Kozo’ya göre klinik deneyimin yerini hiçbir teknoloji tutamaz. “Hiçbir makine, hatta yapay zekâ bile, hareket hâlindeki anatomiyi okumayı, dokunun kalitesini değerlendirmeyi, her bölgenin nasıl tepki vereceğini öngörmeyi ve belirli bir yüz için o an en uygun tekniği seçmeyi tam anlamıyla taklit edemez. Üstelik estetik tıp yalnızca teknik bir mesele değildir, aynı zamanda insani bir ilişkidir. Hastayı dinlemek, korkularını ve beklentilerini anlamak sürecin ayrılmaz bir parçasıdır. İyi bir teşhis tek bir fotoğrafla yapılmaz. Empatiyle, gözlemle ve iletişimle yapılır. Yapay zekâ yardımcı olabilir ama dokunsal hassasiyetin, tıbbi sezginin ve hasta size kendini emanet ettiğinde kurulan güven bağının yerini asla alamaz.”
Günümüzün yoğun yaşam temposu ve çok görevli ajandalar neredeyse hiç boşluk bırakmıyor. Estetik tıp uzmanları bunun farkında ve bu nedenle tedavi sonrası iyileşme sürelerini kısaltmaya büyük önem veriyor. Doktor Kozo’nun açıklamasına göre, “bugünün hastaları görünür sonuçlar istiyor ama günlük hayatlarının aksamasını istemiyor. Bu yüzden öğle arası tedavileri olarak adlandırılan, hızlı ve gizli uygulamaların popülerliği artıyor. İşe ya da günlük aktivitelere hemen dönmeyi mümkün kılan bu yöntemler, erkeklerin özellikle tercih ettiği seçenekler arasında. Şişlik yaratmayan, minimum iyileşme süresi gerektiren, mümkün olduğunca az invaziv ama etkili sonuçlar sunan teknikler aranıyor. Bu da estetik tedavileri sürekli öz bakımın bir parçası hâline getiriyor. Daha sık ama daha yumuşak ve kademeli müdahalelerle taze ve ani değişikliklerden uzak bir görünüm korunuyor.”
2026’da estetik tıp bütüncül bir yaklaşıma sahip olacak ve spor, beslenme ya da ruh sağlığı gibi bakım rutinlerinin bir parçası hâline gelecek. Artık mesele yalnızca cildi gençleştirmek değil, genel iyilik hâlini desteklemek. Çünkü iyi görünmek için önce fiziksel ve zihinsel olarak iyi hissetmek gerekiyor. Giderek daha fazla estetik uzmanı, protokollerini oluştururken bu bütüncül bakış açısını benimsiyor.
“Artık sadece kırışıklıkları tedavi etmiyoruz. Cildi, sağlığı, alışkanlıkları, uykuyu, beslenmeyi ve stres yönetimini de ele alıyoruz. Çünkü bunlar nasıl yaşlandığımızı en çok etkileyen faktörler. Rejeneratif tıp bu modele mükemmel uyum sağlıyor. Çünkü yalnızca yüzeyi değil, yaşlanmanın kaynağını hedef alıyor” diyerek sözlerini tamamlıyor uzman.
BU İÇERİK İLK OLARAK GQ SPAIN WEB SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR.